Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Ötesi olmayan Doğu

Yaklaşık 33 yıldır “Doğunun Generalleri” adlı kitabımın 75 sayfalık giriş bölümüne, dünya güçlerinin Ortadoğu kavramına dair kapsamlı bir çalışma eklemeye çalışıyorum. Bu dönem içinde, her tarafın bölgeyi kendisine yakınlığına göre adlandırdığını keşfettim; Fransızlar ve İngilizler “Yakın Doğu” derken, Ruslar ve Amerikalılar “Ortadoğu” diyor. En önemli keşif ise Amerikalı stratejistlerin Pakistan'ı, uzaklığına rağmen bu sürekli değişken tanımlama içinde, krizler ve bitmek bilmeyen savaşlar Doğusu'na yerleştirdikleriydi.

İran-ABD savaş görüşmeleri İslamabad'a taşındığında, Pakistan’ın da dahil olduğu ABD’nin Ortadoğu kavramını hatırladım. Ama bundan önce Pakistan, Riyad ile belki de Asya'daki en önemli savunma anlaşmasını imzaladığında otomatik olarak Ortadoğu'nun kalbine girmişti.

Nereye bakarsanız bakın, Ortadoğu'nun giderek daha geniş, daha belirsiz ve daha istikrarsız hale geldiğini görüyorsunuz. Pakistan'ın “arena” veya savaş alanının bir parçası olarak ortaya çıkışı, bir zamanlar Filistin veya Arap davasına odaklanan ve şimdi Tahran, Washington ve gerektiğinde Grönland'ı da kapsayan daha büyük bir çatışmanın odak noktası olarak Hürmüz Boğazı'nın öne çıkışı kadar şaşırtıcı değil artık.

Uzun bir süre boyunca, Ortadoğu, küçük istisnalar dışında, Arap'tı. Barışı Arap'tı, marşı Arap'tı, yası tutulan yenilgisi Arap'tı ve psikolojik ve coğrafi sınırları, Körfez'den Okyanus'a kadar Arap'tı. Şimdi ise İran, sanki çekilen acı ve sıkıntılar yetmezmiş gibi, Bab’ul Mendeb Boğazı'nı da dünyaya kapatmakla tehdit ediyor.

Ama bu yeni bir şey değil. Acele etmeyin. Bütün savaşlarımız küreseldir. Irak-İran savaşı küreseldi. ABD'nin Irak'a karşı savaşı küreseldi. Irak ordusunu dağıtan son derece pervasız Amerikalı yönetici Paul Bremer, küresel bir pervasızlık örneğiydi. Adı veya unvanı ne olursa olsun bu yanan Doğu, sürekli bir pervasızlık ve savaş çığlıkları yarışmasıdır. Burada herkes savaşıyor ve Husiler, dilbilimciler gibi coşkuyla açıklamalar yazıyorlar.