Bu, Lübnan'ın aşırılıklar destanındaki en zor sahne: Eski Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame, en azılı ve korkulan suçluların yuvası olan Rumiye Cezaevine naklediliyor.
Aylar boyunca “Başkan” bu andan kaçmaya çalıştı. Hastalık bahanesini kullandı ve kanundaki boşluklardan yararlandı. Bütün nüfuz ve servete sahip olduğuna ve geriye sadece cumhurbaşkanı olması kaldığına emindi.
Ama hesaba katmadığı bir şey vardı: Lübnan! Herkes başkanı terk etti, seçenekleri azaldı ve en yakın müttefikleri bile onu yalnız bıraktı. Başkan, otuz yıl boyunca iktidarın ve ganimetlerinin tadını çıkardıktan sonra yasal bir yük haline geldi.
Riyad Selame destanının trajedisi, başarı ile iktidar veya servet ile kanun arasındaki farkı asla kavrayamamış olmasıdır. Yüksekten aşağıya, dünyaya baktı ve onu küçük ve yönetilebilir olarak gördü. Ama her zaman değil. Başkan, yukarıdan dünyaya bakarken, şeyleri (ve insanları) gerçekte oldukları gibi görmek için büyüteçle bakmayı unuttu.
Dünya gördüğü gibi değildi. Savunma avukatlarının söyledikleri veya geçersiz kılınmış ifadeleri değildi. Riyad Selame'yi on yıllardır tanıyorum ve bu tanışıklık hiçbir zaman dostluğa veya sevgiye dönüşmedi. Ancak bugün Rumiye Cezaevinde olması üzücü bir durum.
Bu sahne, ona, Lübnan'a ve dram ve ihlallerle dolu bu ülkeye hakaret niteliğinde. Rumiye Cezaevinin dışarıdan görüntüsü, Lübnan'daki en korkunç manzaralardan biridir. Dışarısı böyleyken içerisi kim bilir nasıldır? Bir bütün olarak davaya gelince, farklı açılardan bakılabilir; en önemlisi, Lübnan'daki yargının diğer çöküş belirtilerine rağmen hâlâ hayatta olduğudur.
Başka bir zamanda ve farklı koşullar altında bu dava, Selame aleyhine veya lehine sonuçlansın, dönemin belirleyici davalarından biri olabilirdi. Ancak davaların çokluğu, kendisine pek ilgi bırakmıyor.