İran'ın yürüttüğü savaşın ABD veya İsrail'e karşı değil, Suudi Arabistan ve Körfez komşularına karşı olduğu açıkça ortaya çıktı. İran, geçen şubat ayından bu yana Suudi Arabistan'a binden fazla insansız hava aracıyla saldırdı ve sivil ve askeri tesisleri hedef alan balistik füzeler kullandı. İranlılar, Suudi Arabistan'ı kuşatmak için savaşı Irak ve Yemen olmak üzere iki ülkeye daha genişletti.
Buna karşılık Riyad, İran ile sınır komşusu olan üç ülkeden oluşan bir blok kurarak Tahran'ı şaşırttı. Bugün, ittifak güç dengesini İran aleyhine değiştiriyor. Türkiye ve Pakistan sadece seyirci değil, çatışmacı devletler haline geldi. Stratejik derinliğe ve daha büyük askeri kapasiteye sahip, 400 milyonluk nüfusuyla (İran'ın dört katı) ve İran ile 1400 kilometreden fazla kara sınırına sahip bir güç. Uluslararası alanda Türkiye, Batı NATO ittifakının bir üyesi ve Pakistan da nükleer bir güç ve Çin'e askeri olarak yakın. Suudi Arabistan'ın bu hamlesi, çatışmanın yönetimini ve müzakereleri etkileyecek ve İran'ın ABD ile çatışmasında sahip olduğu nüfuzun büyük bir kısmını kademeli olarak kaybetmesine neden olacaktır.
Geçtiğimiz ay İran, Irak ve Yemen sınırları boyunca iki cephe açarak Suudi Arabistan'ın kuzey ve güneyine yönelik savaşını genişletti. Bu, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin “Mekke Anlaşması”nı müzakere etme ve geçen yıldan beri üzerinde çalışılan Türkiye ve Pakistan ile üçlü askeri ittifakı duyurma çabalarıyla eş zamanlı olarak gelen tehlikeli bir gelişmeydi.
Bu, Riyad liderliğindeki uluslararası deniz koalisyonunun kurulmasının ardından Suudi Arabistan'ın tek bir hafta içinde kurduğu ve duyurduğu ikinci ittifak.
Türkiye ve Pakistan ile ittifakın önemi üç cephede açıktır: İran'ı caydırmak, petrol piyasası ve Arap ve İslam kamuoyu.
Birinci cephe İran'ın kendisidir. Tahran'ın artan askeri faaliyetleri, çatışmayı genişletme ve belki de Körfez'de güç kullanarak dayatacağı yeni bir coğrafi gerçeklik yaratma niyetini ortaya koyuyor. Riyad-Ankara-İslamabad ittifakı, İran'ın Körfez bölgesine ilerlemesini ve Ürdün, Suriye ve Yemen'i de hedef almasını caydıracak bir denge oluşturmayı amaçlıyor. Savaşın kapsamının genişletilmesi İran liderliğine pahalıya mal olacaktır.
Tahran'ın ABD ile savaş stratejisi, petrolü kullanmaya dayanıyordu. Hürmüz Boğazı'nı kapatmak ve petrol üreticisi ülkeleri vurmak, eşit şartlarda askeri olarak karşı koyamayacağı bir süper güce baskı yapmak için kullandığı en büyük kozuydu. Yeni Suudi Arabistan ekseni, İran'ı bu kozdan mahrum bırakıyor.
Üçlü ittifakın, çoğu hükümetin Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki savaşta tarafsız kalmayı tercih etmesi nedeniyle önemli uluslararası desteğe sahip olduğu dikkatleri çekiyor. İran ile çatışmayı haklı bulan ülkeler de dahil olmak üzere birçok ülke, savaşın yeterli hukuki ve diplomatik hazırlık yapılmadan başlatıldığı tespitinde bulundu. Suudi Arabistan'ın geçen hafta Riyad'daki Savunma Bakanlığı binasında 43 hükümetin katılımıyla duyurduğu çok uluslu deniz koalisyonuna verilen geniş uluslararası destekten, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan üçlü eksenine yönelik uluslararası desteği hissedebiliyoruz. Hem “Mekke” hem de “Kızıl Deniz” projeleri savunma amaçlı olup İran saldırganlığına karşı yönlendirilmiştir ve her ikisine de siyasi ve hukuki olarak hazırlanılmıştır.
İran'la mücadele için kurulan cephe sadece Suudi Arabistan'ı değil, Körfez bölgesini ve Arap dünyasının doğusunu da kapsıyor. Amaç, Hizbullah'ın zayıflatılması ve müttefiki Esed rejiminin devrilmesinden sonra nüfuz merkezlerinin çoğunu kaybeden, bu nedenle, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya ve Arap devletlerini tehdit etmesini sağlayacak yeni bir jeopolitik gerçeklik yaratmaya karar veren İran'ı durdurmaktır. İran'ın planının ana hatları, şubat ayı sonlarında savaşın yeniden başlamasıyla netleşti, nitekim İran'ın saldırıları, çatışmadaki iki ana rakibi olan Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'den ziyade Suudi Arabistan, Körfez ülkelerinin geri kalanı ve Ürdün'e odaklandı.
Ayrıca, ittifakın savunduğu petrol cephesi de var; tüm dünyanın yakından izlediği bir savaş. İran, Hürmüz ve Bab’ul Mendeb Boğazlarını kapatıyor, Körfez üretim ve ihracat tesislerini bombalıyor ve dünyayı kendi şartlarını kabul etmeye zorlamaya çalışıyor. Yeni üçlü ittifakın duyurulmasının hemen ardından petrol piyasaları hızla tepki verdi ve uluslararası petrol fiyatlarında düşüş yaşandı.
Üçüncü cephe ise kamuoyu mücadelesi; yaklaşık 300 milyon Arap ve dünya çapında 1 milyardan fazla Müslümanın kalbini ve zihnini kazanma mücadelesi. Bu insanlar, kendilerine ABD-İsrail'in barışçıl bir Müslüman ülkeye karşı saldırısı olarak pazarlanan bir savaşa tanık oldular. Savaş hızlı bir şekilde sonuçlanmadığı için İran, kendi saldırganlığını haklı çıkarmaya ve komşularına yönelik saldırılarını onları ABD-İsrail kampındaymış gibi göstermeye odaklandı.
Bu ittifak karşısında, İran propaganda makinesinin ve platformlarının, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın Araplara ve Müslümanlara karşı ülkeler olduğu yönündeki uydurma anlatısına 1,5 milyar insanı inandırması zorlaşacaktır. Böylece, Tahran'ın yer altında gizlenen liderliği propaganda savaşını kaybedecektir. Önümüzdeki günlerde Tahran'ın saldırgan tutumunda bir değişiklik göreceğiz.