Hazırlıkları bir yıldan fazla süren Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan üçlü savunma anlaşmasıyla şu mesaj verildi: Körfez ülkelerinin güvenliğine yönelik herhangi bir tehdit, nihayetinde tüm bölgenin güvenliğini tehdit eder! İmza atan devletler, bölgenin ilerlemek ve kaosu sona erdirmek için çaba göstermesi gerektiğine inandıkları için bu adımı atmaları gerektiğini düşündüler.
Anlaşma, şekli, zamanlaması ve yeri bakımından özel bir öneme sahip. Cuma günü Mekke'de imzalanması, ilgili tüm taraflara bir mesaj gönderdi, o da denildiği gibi, “bıçağın kemiğe dayandığıdır.” Yani durum kritik hale geldi ve mevcut durum ile bu yıkıcı savaşlar artık kabul edilemez. İran, yayılmacı projesinin birçok irrasyonel fikirle çevrili olduğunu anlamalı.
İmza atan devletler, önemli ve göz ardı edilemez bir askeri ve insani güce sahip. Tahmini olarak toplamda 3,3 trilyon dolarlık bir GSYİH’sı bulunuyor. Pakistan, Arap Denizi'ne kıyısı olan bir ülke ve Türkiye'nin Somali'deki varlığı ona Kızıldeniz'e erişim sağlıyor. Dahası, her üç ülke de önemli ekonomik güce ve uluslararası alanda bir etkiye sahip. Türkiye birkaç hafta önce NATO toplantısına ev sahipliği yaptı. Pakistan, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında aktif olarak arabuluculuk yapıyor. Yani Pakistan, Tahran rejiminin düşmanı olmadığı için her iki taraf için de kabul edilebilir bir ülke. Aynı şekilde Türkiye'nin İran ile ilişkisi de düşmanca değil, ancak Körfez ülkelerine yönelik sürekli tehdit herkesi tehdit altında hissettirdi. Bu Tahran'a, onunla var olan çıkarların Körfez'in güvenliğinin korunmasından daha önemli olmadığını ve devam eden tehdidin artık kabul edilemez olduğunu söyleme çabasıdır.
Birkaç hafta önce 14 ülke tarafından imzalanan ve katılmak isteyen diğer ülkeler için kapının açık bırakıldığı anlaşmaya (Kızıldeniz'deki çok uluslu savunma ittifakına) ek olarak, bu anlaşma ile caydırıcılık çemberi tamamlandı. Suudi Arabistan, birçok uluslararası stratejistin çağrıda bulunduğu ve yararlılığını kanıtlamış önemli bir adım attı: “Düşmanları müttefiklerle kuşatmak.” Düşman kampı gerek Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de gerekse Körfez havzasında manevra kabiliyetini kaybetti.
Anlaşmanın verdiği en açık mesaj, İran'ın Ortadoğu'yu kendi isteklerine göre şekillendirme hayalinin, bu stratejik anlaşmalar hakkındaki açıklamalarına bakılmaksızın, ciddi olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğidir. İran’ın bu genişleme ve egemenlik hayali rahatsız edicidir.
Bölgesel güçler, İran rejiminin komşularıyla kronik çatışmalarından bıkmış durumda ve artık yeter diyorlar. İran halkı, herkesten daha çok, hiç kimse için kabul edilemez bir ürünü pazarlama çabalarından bitkin düştü. Dahası İran halkı bile, yaşananların sadece mantıksız değil, aynı zamanda kendileri için de kabul edilemez olduğunu ilan etmek için büyük fedakarlıklarla birden fazla kez sokaklara döküldü. İran'da bugün, ülke içinde ve dışında her türlü biçimde muhalefetin boyutu artıyor ve İran ekonomisi de çöküşün eşiğinde.
Tahran’la bir uzlaşıya varmak için uzun ve zorlu çabalar sarf edildi. Ancak her defasında, hatta Tahran’la dost ve büyük ülkelerin de imzaladığı anlaşmalar dahi, şu ya da bu nedenle ihlal edildi. Bazıları sorunun, rejim içerisinde çok sayıdaki karar ve güç odağından kaynaklandığını düşünürken, bazıları ise bunun, kapalı mezhepsel bir siyasi doktrinin yönlendirdiği ideolojik katılıktan kaynaklandığı görüşünde. Bu anlayışın, çağın gerçeklerinden kopuk bir siyasi düşünce biçimi ortaya çıkardığı belirtiliyor.Nedeni ne olursa olsun, sonuç değişmiyor: Bütün bölgede büyük bir yıkım ve kapsamlı kaos yaşanıyor; hatta son dönemde küresel ekonomi de ağır darbe aldı.Pek çok ülke ve toplum “devrimci aşamadan” geçti. Ancak zamanla devrim koşullarının kalıcı olmadığı, hayatın ve siyasetin dayattığı gerçekliğin çevredeki dünyayla tamamen ya da kısmen uyum sağlamayı gerektirdiği görüldü. Yakın tarihten Sovyetler Birliği ve Çin bunun örnekleri arasında sayılabilir; tarihte çok sayıda benzer örnek de bulunuyor. Ne var ki İran, yaklaşık yarım asır geçmesine rağmen ideolojisinin bütünüyle kabul edilemez olduğunu ve bir serabı andırdığını hâlâ görmek istemiyor. Öyle ki İran bu seraba yaklaştığını her düşündüğünde, serap biraz daha uzaklaşıyor.
Bugün Tahran’ın önünde davranışlarını değiştirme, komşularına saygı duyma ve barış içinde bir arada yaşama fırsatı var.
Son söz; İran'ın geçmişin tozunu silkelemesini ve komşularıyla barış ve uyum içinde yaşamasını bekliyoruz!