Mevcut varoluşsal tehlikelerin ve zorlukların birikimi göz önüne alındığında, İran'daki güvenlik durumunun ve ülkenin, hatta rejimin geleceğinin yorumlanmasında farklılıkların olması doğal.
İran işleri uzmanı meslektaşımız Musa Şerifi, İran'daki Humeyni rejimi içindeki bu anlaşmazlıkların ve iç bölünmelerin bazılarını inceledi.
Bu bağlamda Musa, Haşimi Rafsancani ve reformist gruplara bağlı İnşaat Partisi Genel Sekreteri Seyyid Hüseyin Maraşi'nin Khabaronline haber ajansına verdiği demece atıfta bulundu. Maraşi, bu demeçte şunu da söylüyor: “İran'ın diğer tüm konulardan daha önemli olduğu açık olmalıdır; o uranyum zenginleştirmeden daha önemlidir... İran'ı ve İslam Cumhuriyeti sistemini korumak en büyük öncelik olmalıdır.”
Maraşi, ülkenin güvenliğe ve güçlü bir ekonomiye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Ülkenin şu anda çok yüksek seviyelere yaklaşan bir enflasyonla yönetilemeyeceğini ve insanların geçimlerini güvence altına almak istediklerini de sözlerine ekledi.
Açık olmak gerekirse, bu adam rejimin evlatlarından biri ve o ruhla konuşuyor. Bu nedenle, görüşüne tarihsel derinlik kazandırmak için Safevi İran tarihinden hatırlatmalarda bulunarak şöyle diyor: “Şah Abbas’ın (ö. 1629) saltanatı sırasında İran üç ciddi askeri tehditle karşı karşıyaydı: batıda Osmanlılar, doğuda Özbekler ve güneyde Portekizliler… Şah Abbas, üç gücün hepsiyle aynı anda mücadele edemeyeceğine karar verdi. Bunun için, en zayıf düşmanı olan Özbeklerden başlayarak önceliklerini belirledi. Kaynaklarını doğuda yoğunlaştırmak ve Özbekleri yenmek için önce Osmanlılarla bir ateşkes imzaladı.”
Buradaki soru şu: Günümüz bağlamında Özbekler, Osmanlılar ve Portekizliler kimler?
Maraşi, zamanlama ve stratejik planlama sayesinde Şah Abbas’ın nihayetinde herkesi yendiğini söylüyor. Yani önce ülkenin doğusundaki Özbeklere (Sünnilere) odaklandı, sonra Osmanlılar ile ateşkes imzalayarak 18 yıl boyunca onları tarafsızlaştırdı, ardından bu kez onlara yoğunlaşarak başkent Tebriz'i geri aldı. Son olarak Portekizlilerle yüzleşti ve onları şimdiki Bender Abbas Limanı’ndan çıkardı.
Maraşi'nin tarih yorumunun doğru olup olmadığı konusuna girmeyeceğim; önemli olan onun tarihi böyle görmesi ve daha da önemlisi, tarihi günümüze uyarlamaya çalışmasıdır. Bu nedenle tekrar soruyoruz: Mevcut durumda Özbekler, Osmanlılar ve Portekizliler kimdir?
İran'ın bölgedeki saldırı operasyonlarını, füze saldırılarını, insansız hava aracı saldırılarını ve milis faaliyetlerini gözlemliyoruz ve kimleri hedef aldıklarını görüyoruz! Sayın Maraşi'nin neye ve kime atıfta bulunduğunu da biliyoruz.
Ancak tüm bunlardan sonra, rejimin üyeleri arasındaki bu öncelik anlaşmazlıkları ve rejimi korumanın nükleer silahlardan daha önemli olduğu gerçeği şu soruyu gündeme getiriyor: Iraklı, Lübnanlı ve Yemenli milislerden vazgeçmek nükleer silahlardan daha mı önemli ve rejimin kendisini korumaya eşdeğer mi? Bu, başka bir hikaye...