Mustafa Fahs
TT

Cami ile türbe arasında: Baas sonrası uzlaşma

Bağdat ile Şam arasındaki mesafe kilometrelerle ölçülmez. Zira bu mesafe, ideolojilerin ve rejimlerin birbirinden ayırdığı, ancak tarih ile coğrafyanın birleştirdiği iki devlet arasındaki karmaşık ilişkinin bir yansımasıdır.

Kader, bu iki şehre önce birbirlerinin mirasçısı olmayı, ardından da biri diğerinin ardınca düşmeyi yazdı... Bağdat hilafeti Şam’dan devraldı, ancak 1258 yılında Moğolların eline düştü; Şam da ondan iki yıl sonra aynı akıbete uğradı. 1968’de Bağdat’ın Baas Partisi’nin eline geçmesine, ardından iki yıl sonra 1970’te Şam’ın da Baas’ın eline düşmesine kadar bu yükseliş ve düşüşler birbirini takip edip durdu. Hafız Esed 1971’de başkanlığa gelirken, Saddam Hüseyin de 1969’da devlet başkanlığı yardımcılığına getirilmişti; sanki Suriyelileri ve Iraklıları meçhule götüren yol, bir tekrarla döşenmiş gibiydi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şam yolunda iki başkent arasındaki 850 kilometrelik mesafeyi aşmakla kalmadı; aralarındaki onlarca yıllık anlaşmazlık ve ayrılığı da geride bıraktı. Şam Havalimanı’nda, olağan protokol kurallarını çiğneyerek kendisini havalimanı pistinde karşılayan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile ez-Zeydi arasında gerçekleşen tokalaşma, barışı tesis etmek için atılmış cesur bir adımdır; husumetin yönettiği, Baasçıların politikalarının, savaşçıların çatışmalarının, dost ve düşman devletlerin hesaplarının yön verdiği bir ilişkideki köklü dönüşümü özetleyen bir tokalaşmadır.

Eş-Şera Bağdat’a savaşçı olarak gidip oradan başkan olarak dönerken, ez-Zeydi ise bir kısmı yıllarca Esed rejimini savunmak için savaşmış siyasi bir grubu iktidarda temsil ederek geliyor. Bu nedenle mesafeyi kapatmak, ilişkiyi istikrar ve çıkarlar temelinde yeniden inşa etmekle ve her iki tarafa da ağır bedeller ödeten yakın geçmişi geride bırakmakla başlıyor.

Ez-Zeydi Şam’da kartlarını masaya koydu. Zenginlikler de işte buradan akmaya başlamak zorunda. İki başkent arasındaki koridorlar artık savaşçıların taşındığı yollar olmaktan çıktı; servetin taşındığı, çıkarların paylaşıldığı, ziyaretçiler ve turistler için bir geçiş kapısı haline geldi.

Bağdat ile Şam arasında şekillenen bu hayati alan, bölgenin yeniden tasarlandığı bir dönemde Doğu Akdeniz’i ve sınırlarını yeniden biçimlendiriyor. Üstelik bu süreç, dağılanı tamamen paramparça edebilecek ve hâlâ bir araya getirilmesi mümkün olan unsurların birleştirilmesini engelleyebilecek savaş risklerinin ortasında gerçekleşiyor. Bu; devlet yapısını parçalamaya ya da zayıflatmaya yahut onu büyük bölgesel ve uluslararası beklentilerin, ortak Arap menfaatleri ile özel Irak-Suriye çıkarlarının dışındaki çıkarların rehinesi haline getirmeye çalışan herkese karşı önlem almak için değerlendirilmesi gereken tarihi bir an.

Bu coğrafi alanda, ekonomik ve stratejik ağırlığının temsil ettiği anlamla Basra kıyıları Şam için bir liman haline gelirken, Tartus Limanı da Irak’ı Akdeniz’e bağlayan ekonomik sahanın parçası oluyor. Limanlar ve şehirler arasında; Irak Başbakanı'nın Suriye Dışişleri Bakanı eşliğinde Emevi Camii’ni, ardından da Hz. Zeynep Türbesi’ni ziyaretinde tecessüm eden; fitneyi boğmayı ve mukaddesatı katil ideolojilerden kurtarmayı amaçlayan bir ekonomi, medeniyet, insan ve manevi bağlar alanı oluşabilir.

İşte burada mukaddesatı tekelinde bulundurma iddiaları boşa çıkıyor. Zira türbe Şam halkının koruması altında ve cami, savaş ile parçalanmanın bir bahanesi değil, birlik ve bütünlüğün simgesi. Toplumlar arasındaki manevi bağlar, çatışmalara yakıt olmak yerine, savaşların kopardığı bağları yeniden kuran bir köprüye dönüşebilir.

Baas rejiminin birbirlerinden ayırdığı, savaşların ise ilişkilerini kestiği bu iki ülke, bugün servetlerin ve çıkarların kesiştiği, devletin toplumun birliğinin ve geleceğinin teminatı olarak hak ettiği konumu yeniden kazandığı güvenli bir komşuluk modeli oluşturacak çıkarlar inşa edebilirler.

Dolayısıyla, cami ile türbe arasında uzanan bu yolda uzlaşı, yalnızca bir tokalaşmadan ibaret kalmaz; aksine bu uzlaşı, her iki ülkeyi de geçmişin tekrarlanmasından koruyacak, halklarına farklı bir gelecek inşa etme fırsatı sunacak siyasi, ekonomik ve insani bir projeye dönüştürülmesiyle tamamlanır.