Abdullah Raddadi
Suudi araştırmacı ve ekonomi uzmanı
TT

Batı neden BRICS'ten korkuyor?

BRICS grubu Johannesburg'da düzenlenen son toplantısında altı ülkeyi gruba üye olmaya davet ettiğini duyurdu. Bu ülkeler, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, İran, Etiyopya ve Arjantin’di. 40'tan fazla ülkenin resmi ilgisinin ardından yeni ülkelerin BRICS grubuna katılması bir süredir bekleniyordu. Altı ülkenin katılımı, nüfusu dünya nüfusunun yaklaşık yarısına yaklaşan ve ulusal hasılası küresel üretimin üçte birine yakın olan BRICS grubunun ağırlığının artması anlamına geliyor. Bu haber, uluslararası ağırlığa sahip ülkeler arasındaki ortaklıklarda yeni bir gelişmenin göstergesidir. Söz konusu haberler arasında okuyucunun Batı'nın BRICS grubunun genişlemesi korkusunu gözden kaçırmadığı ve bu korkunun birkaç noktada yoğunlaştığı Batılı raporlar ortaya çıktı.

Batı'nın korktuğu ilk nokta, BRICS'in Batı dünyasının önderlik ettiği uluslararası yaptırım rejimini zayıflatacağıdır. Aslında bu grup, Rusya'ya karşı duruşuyla, uluslararası yaptırımların etkisini zayıflatma becerisini zaten göstermiş durumda. Rusya'nın 2014 yılında Kırım'a girmesinden bu yana Rusya ile G7 ülkeleri arasındaki ticaret yaklaşık yüzde 36 oranında azaldı. Bunun nedeni ekonomik ve mali yaptırımlardır. Öte yandan Rusya ile BRICS ülkeleri arasındaki ticaret hacmi aynı dönemde yüzde 121 arttı. Çin ile Rusya arasındaki ticaret hacmi bu dönemde şaşırtıcı bir artış gösterip yüzde 97 oranında yükselerek 189 milyar dolara ulaştı. Bunun yaklaşık yüzde 30'u son iki yılda gerçekleşti. BRICS ülkeleri Rusya'nın yanında olmasaydı ekonomik durumunun bugünkü gibi olmayacağı söylenebilir. Rusya'ya karşı bu duruş, birçok ülkenin bu grubu Batı dünyasına tam bağımlılığa karşı bir alternatif olarak görmesine neden oldu.

Batı'nın izlediği ikinci nokta, özellikle grubun sınır ötesi ticarette üyeleri tarafından kullanılmak üzere bir rezerv para birimi geliştirmeye çalıştığına dair söylentilerin ardından doların hakimiyetini zayıflatma potansiyelidir. Benzer para birimleri bulma girişimleri zaten devam ediyor. Ancak Brezilya ve Arjantin, BRICS grubunun kapsamı dışında bir para birimi (Sur) çıkarmaya çalışıyor. BRICS grubu son toplantı gündeminde ortak para birimine yer vermemiş olsa da Batılı raporlar, ülkeler arasında makroekonomik yakınlaşmanın sağlanması, döviz kuru mekanizması üzerinde anlaşmaya varılması ve ödeme ve ihale için çok taraflı bir sistemin kurulması da dahil olmak üzere euronun karşı karşıya olduğu zorluklara değinerek, bu para biriminin karşılaştığı engelleri açıklığa kavuşturmaya başladı. Söz konusu zorluklar ve açıklananların dışındaki ülkelerin BRICS’e olası katılımı gibi diğer nedenlerden dolayı ‘ortak para birimi’ mevzusu yakın vadede tartışılamayabilir. Ancak kesin olan şu ki, BRICS ülkeleri, bazı BRICS ülkelerinde ve kendi dost ülkeleri arasında halihazırda yaşanan ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanılmasını teşvik edecek.

Üçüncü nokta, BRICS grubunun G7’nin resmi olmayan karşılığı olacağı korkusudur. Şu anda G7 ülkeleri, G20 toplantıları gibi uluslararası toplantılar öncesinde birbirleriyle koordinasyon sağlıyor ve böylece ortak bir konum alarak kendilerini güçlü bir duruma getiriyorlar. BRICS grubu da benzer bir rol oynarsa, G20'nin gelişmekte olan ülkelerinin sesinin iki gruba üye ülkeler aracılığıyla iletilmesinde etkili bir rol oynayabilir. Bu durum G20'nin gelişmekte olan ülkelerine ağırlık katıyor.

Dördüncü nokta ise BRICS Yeni Kalkınma Bankası'nın gelişerek gelecekte Batılı ülkelerin başını çektiği Dünya Bankası'nın muadili haline gelmesi ve kendi vizyonunu bazı ülkelerin ekonomi politikalarına empoze edebilmesidir. 2015 yılında kurulan Yeni Kalkınma Bankası şu ana kadar Dünya Bankası'nın dengi gibi görünmüyor. Ancak gelecekte, siyasi veya sosyal gündemleri dayatmadan, bu ülkelerin ortak çıkarlarına hizmet eden kalkınma projelerini desteklemek için likidite pompalama becerisine sahip ülkelerin varlığıyla durum farklılaşabilir.

Batı'nın korktuğu şeyin özü BRICS grubunun, alternatif çoğulcu bir blok inşa ederek ister uluslararası yaptırımlar veya ülkeler arası arabuluculuk gibi siyasi düzeyde, isterse doların hegemonyasını zayıflatarak veya Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi kuruluşlar aracılığıyla devletlerin politikalarını etkileyerek ekonomik düzeyde Batı’nın uluslararası etkisiyle rekabet edebilmesidir. Batı üstünlüğünün sona ermesi korkusu, yeni güçlerin ortaya çıkmasıyla birlikte yenilenen eski bir takıntıdır. Dolayısıyla Batılı araştırma merkezlerinin yayınladığı raporlar üzerinde düşünen herkes, bunların iki noktaya odaklandığını görecektir: Birincisi, BRICS grubu ile Batı arasındaki rekabet. İkincisi ise grubun başarısızlığının olasılıkları ve yolları. Bu raporların çok azı, dünya nüfusunun yarısını oluşturan ülkelerin refahını sağlayabilecek bu ortaklığın olumlu ekonomik yönüne odaklanıyor.