Memun Fendi
TT

Siyaset ve spor: Suudi deneyimi

Suudi Arabistan Krallığı’nın uluslararası sahada gittikçe büyüyen rolü ve uluslararası denklemin taraflarını halının kenarlarından ya da devletin yumuşak güç alanlarından test etme gücü gözlerden kaçmıyor. Uluslararası düzenin dokuma halısının uç ipliklerinden, Krallık her gün kendisine daha büyük bir alan bulma becerisini test ediyor. Bu yönde atılan adımlar ters tepkilerle karşılaşsa da Krallık adım atmaya devam ediyor ve çoğu zaman yeni yaklaşımlar oluşturmayı başarıyor. Peki kabul edilebilir kapsamını aşan bir iddia olarak, Ronaldo, Benzema, Neymar ve benzeri büyüklükteki oyuncuları Krallığa getirmek gibi spor anlaşmalarının, en nihayetinde Krallığın uluslararası düzendeki yerine yönelik deneyimlerine yardımcı olduğu söylenebilir mi? Yoksa bu entelektüel bir dayanağı olmayan aşırı bir düşünce mi olur?

Uluslararası düzen tek bir yüzden ziyade birden fazla yüze sahip bir oluşumdur. İnsanın yüz hatları, ten rengi, kıvırcık ya da düz saç yapısı ve renginde ortaya çıkan genetik bileşenlerine benzemektedir. Bir başka deyişle, bir devletin askeri gücü ile ortaya çıkan sert gücü, kültürü ve diplomasisinde görülen yumuşak gücü ve ekonomi, kültür ve siyasetten oluşan zeka gücü şeklindeki üç ayaklı beceri düzeyi, uluslararası düzendeki konumunu belirler.

Barış durumunda devletler arasındaki statü rekabeti, ekonomi ve kültürle sınırlı kalmakta ve devletler bunlar aracılığıyla sivrilmektedir. Bir devletin kültürü sadece yazılı ve görsel anlamına gelmez, aynı zamanda eğlenceden tutun, ulusal mutfağa ve bunların devletin ilerlemek veya genişletmek istediği alana diğerlerini çekebilme gücüne kadar geniş kapsamlı bir kültürü ifade eder.

Hiç şüphesiz Krallık her geçen gün nüfuzunu ve gücünü genişletmek için farklı yollar deniyor. Bu yazının temasına uygun olacak bir spor metaforuyla anlatacak olursak, Krallık bölgeye hitap eden sıradan bir oyuncu olmak yerine Neymar ve Ronaldo gibi büyüklükte uluslararası bir oyuncu olmak istiyor.

G20’nin başlangıcından ve ardından petrol ihraç eden ülkelerin OPEC (ya da Rusya’nın da içinde bulunduğu OPEC+) çatısı altında buluşmasından bu yana Krallık, uluslararası sistemi çatışmaya yol açacak bir kaba kuvvetle değil, diplomatik yumuşaklıkla test ediyor. İlgili taraflara gönderdiği mesajlarda, uluslararası dokuma halısının etrafındaki ipliklerde değil, tam ortasında durduğunu göstermek isteyen yeni ve hırslı uluslararası bir oyuncu olduğunu vurguluyor.

Tabi Krallığın daha önce bunu denemediğini söylemek haksızlık olur. Bu noktada, 1973 savaşında Arapların konumunu güçlendirmek amacıyla Kral Faysal bin Abdulaziz döneminde uygulanan petrol ambargosu önemli olmakla birlikte; Kral Selman dönemindeki uluslararası prestij ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın pratik zekası sayesinde, sadece petrol açısından değil, ekonomi ve kültür açısından da Krallığın tüm kabiliyetleri kesilmesi ve basite alınması zor dokunmuş bir ip gibi ilmek ilmek işlenmiştir. Bu bağlamda sporun, devletin gücünün bir parçası olarak yumuşak gücünü ya da akıllı gücünü tanıtma aracı olduğundan bahsedebiliriz.

Bazıları, uluslararası oyunculara harcanan paranın, Krallığın imajını geliştirmek için uluslararası ekranlarda ve gazetelerde reklam satın almaktan daha ucuz ve daha etkili olabileceğini söyleyerek dar görüşlü konuşmalara saplandı. Doğruluk payı olmasına rağmen bu, Krallığın uluslararası düzendeki yeri ve konumuna ilişkin daha büyük stratejinin yalnızca yüzeyine dokunmaktadır.

En başta uluslararası düzenin tek bir yüzü değil de birden fazla yüzü olduğunu söylediğimde, uluslararası konumu pekiştirmek için rekabet sahalarının çok olduğunu ve sporun da bunlardan biri olduğunu kastediyordum. Örneğin: İngiliz Futbol Ligi (Premier Lig) Birleşik Krallık’ın yumuşak gücünün göstergelerinden biridir. Mesela bu ayki transfer anlaşmalarının hacmi 2 milyar doları aştı. Bu sırada Krallık da yaz transfer sezonunda bu sayıyla yarışıyordu. Şimdi İngilizler ve Avrupalılar, bu toplumlar için kalite simgesi olmaya devam eden liglerinin Suudi Arabistan yüzünden tehdit altında olduğundan bahsediyorlar.

Buradaki tehdit kelimesi sadece sportif tehdit anlamına gelmiyor; aksine, daha geniş ve daha büyük bir tehdit anlamına geliyor. Bir başka deyişle, spor alanındaki tehdit ve prestij dayatma durumu, uluslararası düzendeki konumu sabitleştirmek için ekonomi ve petrolün yanı sıra diğer rekabet alanlarından çok da uzak değil.

Bunun sadece teorik bir konuşma olduğunu biliyorum; ancak uluslararası ilişkilerin yapısını anlayan biri, bu kısa yazının kıvrımlarında yer alan kavramları açıklayan daha uzun bir yazı yazabilir.