Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

Oligarklardan plütokratlara

Oligarkların kim olduğu artık uluslararası politikayla ilgilenen herkes tarafından biliniyor. Bunlar, çoğu zaman haksız yere büyük servetler biriktirmek için özel siyasi koşullardan yararlanan, bu zenginlikleri siyasi nüfuz kullanma araçları olarak kullanan ultra zengin bireylerdir. Bu sınıf Sovyet sonrası dönemde Rusya ve Ukrayna'da en belirgin şekilde ortaya çıktı ve varlıkları en yüksek siyasi düzeylere kadar uzandı.

Ancak Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığının gölgesinde, Türkiye'de de oligarklar var.

Siyasi yelpazenin diğer ucunda, geleneksel Batı demokrasilerinde, daha katı yasal ve siyasi sınırlar içinde hareket etseler de benzer bir rol oynayan plütokratlar bulunuyor. Batılı plütokratlar zenginliklerini çoğunlukla yenilikçi dehalarına ve iş zekalarına borçludur. Ancak bu, onların aynı zamanda seçim kampanyalarına mali destek sağlamak ve bazı durumlarda doğrudan rüşvet vermek veya açıklanmayan dahili bilgiler elde etmek yoluyla yönetici seçkinlerle yakın ilişkilerinden de yararlandıkları gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Batılı plütokratlar siyasi açıdan daha dürüst görünebilirler çünkü siyasi müdahalelerini çoğu zaman insani isimlerin arkasına gizlerler. Örneğin Bill Gates'in gezegeni kurtarmak istediğini, George Soros'un ise ABD'de demokrasinin geleceği konusunda endişe duyduğunu görürüz. Fransa'nın plütokratlarına gelince; onlar Afrika'daki yoksullukla mücadele etmek ve göçmenlere yeni Fransız kültürüne uyum sağlamaları için yardım eli uzatmakla ilgilenmektedirler.

Aslında oligarşinin siyasete yönelik feci müdahaleleri o kadar iyi biliniyor ki bunları açıklamamıza neredeyse gerek kalmıyor. Ancak buradaki soru şu: Plütokratların sicili nasıl? Dikkate değer bir soru, çünkü şu anda iki Amerikalı plütokrat, en önemli uluslararası sorunlardan ikisinin çözümüne yönelik girişimlerde bulunuyorlar. X (eski adıyla Twitter) ve Tesla şirketlerinin sahibi ve gezegenin en zengin insanı olarak bilinen Elon Musk, Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik bir planı olduğunu söylüyor. George Soros ise şu anda oğlu aracılığıyla Tahran ile Washington arasında bir anlaşmanın propagandasını yapmakla meşgul. Amacı, yaklaşmakta olan başkanlık seçiminde Başkan Joe Biden'ın (Demokrat Parti adaylığını tekrar kazanması halinde) kampanyasına çok ihtiyaç duyduğu ivmeyi sağlamak.

Soros ve şimdi de oğlu, yaklaşık 30 yıldır İran İslam Cumhuriyeti'ni dünya sahnesine geri döndürmeye yönelik devasa planları üzerinde çalışıyorlar. İlk başta, konuşmalarında Batılı filozoflardan alıntılar yapan ve "medeniyetler diyaloğu" çağrısında bulunan cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'ye bahis oynadılar.

Baba Soros, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu oturum aralarında New York'ta önde gelen bir dizi İranlı yetkiliyle görüştü. Ayrıca ABD’de eğitim gören ve Tahran'da yönetimde olan Mollalar için çalışan bir grup İranlıyı da planına dahil etti. Plan, ‘New York’un Çocukları’ adı verilen kişilerin Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimindeki Tahran hükümetinde yürütme yetkisini ele geçirmeleriyle zirveye ulaştı.

Ancak beklendiği gibi Soros'un senaryosu nihayetinde başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in İslam Cumhuriyeti'ne dair umutları daha büyüktü. Hamaney, Batı'nın düşüşte olduğuna inanıyor. Çin, Rusya ve İran'ın ise başkan baba George Bush’tan alıntılanan bir terimle, ‘yeni dünya düzenine’ öncülük eden güçler olduğunu varsayıyordu. Ancak artık bu lider üçlünün yalnızca Hamaney'in hayalinde var olduğunu biliyoruz. Çin ve Rusya'nın İran’a karşı onu uzak tutmanın daha iyi olacağı düşüncesiyle davrandığı dikkatlerden kaçmıyor. Nitekim bugün İran parlamentosunda bile hem Çin'e hem de Rusya'ya yönelik şaşırtıcı derecede sert eleştiriler duymaya başladık. Görünen o ki, hiperenflasyon, değişen yoğunluktaki toplumsal hoşnutsuzluk ve yönetici seçkinler arasında artan bölünme, Dini Lider ve yakın yardımcılarını, ‘kahramanca esneklik’ adlı teorisinden ilham alan başka bir hamle düşünmeye zorluyor. Kahramanca esneklik, İslam Cumhuriyeti'nin kader ve düşmanlar nedeniyle karşı karşıya kaldığı fırtınayı yeninceye kadar bir süre makul bir duruş sergilemesi düşüncesini benimsiyor.

Bir diğer önemli faktör de Hamaney'in ilerlemiş yaşı ve bu da halefini seçme veya en azından halefini seçme mekanizmasının belirlenmesi meselesine aciliyet kazandırıyor. Dikkat çekici olan, ‘kahramanca esmekliğe’ yönelik ilk ürkek adımların çoktan atılmış olması. Bu kapsamda Amerikalı rehinelerin ve Amerikan pasaportu taşıyan çift uyruklu kişilerin çoğu serbest bırakıldı.

Kasım 2024'te Biden partisinin başkan adayı olursa, yaklaşık yarım yüzyıldır ilk kez İran'da hiçbir Amerikan vatandaşının rehin tutulmadığını iddia edebilecek ki bu, Biden'dan önceki altı başkanın başaramadığı bir şey.

Cumhurbaşkanı Dr. İbrahim Reisi geçen hafta New York'ta en iyi şekilde davrandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasında ABD'ye yönelik alışılagelmiş eleştirilerden uzak durdu ve "Siyonist oluşum silinmeli" sloganını dillendirmekten kaçındı. Ayrıca Soros'un sunduğu barış planını Binyamin Netanyahu'ya muhalefet veya İslam Cumhuriyeti'nin davranışlarını değiştirebileceği yönündeki saf umut gibi çeşitli nedenlerle destekleyen bazı Amerikalı Yahudi figürlerle de toplantı yaptı.

Diğer yandan Biden yönetimi, başkan Donald Trump yönetimi tarafından günde 1,1 milyon varil oranında belirlenen sınırı aşan İran petrol ihracatına uygulanan yaptırımları görmezden gelerek, Güney Kore'de dondurulmuş yaklaşık altı milyar dolar değerindeki bazı İran varlıklarının blokesinin kaldırılmasına yönelik düzenlemelerde bulundu.

Buradaki soru şu: Plütokratların önerdiği barış senaryosu başarılı olacak mı? ABD ve İsrail karşıtlığı İran'daki iktidar rejiminin kimliğini oluşturduğundan bundan şüpheliyim. Dolayısıyla bu iki düzeydeki herhangi bir gerileme, İsrail ile tam normalleşmenin kaçınılmaz hale gelmesini gerektirebilir. Böyle bir durumda ağırlıklı olarak genç nüfusa sahip olan, modern dünyada kendisine uygun bir rol oynamayı amaçlayan İran’ın, sunacak yeni hiçbir şeyi olmayan din adamları ve güvenlik figürlerinden oluşan dar bir elit kesimin yönetimine boyun eğmeye devam etmesi pek mümkün görünmüyor.

Geçtiğimiz iki yıl boyunca İran, geleceğe dair iki vizyon ile 21’inci yüzyılda İranlı olmanın ne anlama geldiğine dair iki anlatı arasında bir eşikte hareket etti.

1920'lerde, Ukrayna doğumlu ABD’li milyarder Armand Hammer, Lenin'in önderliğinde o zamanlar yeni kurulan Sovyetler Birliği için benzer bir senaryo sunmuştu. Bolşeviklere kapitalizm ve ticaret yoluyla zengin olmanın mucizesini keşfetme şansı vermesi konusunda Washington'ı ikna etmeyi başarmıştı. Tartışmayı Hammer kazanmış ve Lenin de savaş makinesine para pompalayan ‘Büyük Şeytan’ olmasaydı kaybedeceği iç savaşı kazanmıştı.

1930'larda başka ABD’li plütokratlar, Avrupa'da barışı kurtarmak adına Adolf Hitler'i uysallaştırmaya çalıştılar. Ancak Henry Ford'un ‘Aptallar Gemisi’ ve yoğun Yahudi karşıtlığı, Nazi canavarının kana ve fetihlere olan susuzluğunu daha da artırdı.

Bir grup İngiliz plütokrat yaklaşık 20 yıl önce, Kuveyt Büyükelçisi’nin Londra'daki evinde toplandı ve konuklara ‘Filistin sorununun’ Batı Şeria ekonomisine 200 milyon sterlin pompalanması ve Filistinlilere ‘makul konutlar ve modern alışveriş merkezleri’ inşa edilmesiyle çözüleceğini söylediler.

Bu mucizeyi yönetmekten sorumlu olan kişi ise dönemin başbakanı Tony Blair hükümetinin Ortadoğu dosyasından sorumlu bakanı Peter Haines'ti.

Haines sonunda, yozlaşmış Filistinli yetkililerin ve plütokratların Batı bankalarındaki özel hesaplarına yatırılmış olabilecek 200 milyon sterlin ile birlikte görevinden ayrıldı.

Savaş ciddi bir hale geldiğinde nasıl generallere bırakılmaması gerekiyorsa, uluslararası politika da Doğu'daki oligarklar ile Batı'da milyarderlere bırakılırsa daha ciddi bir hal alır.