Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

En şaşkın kim: İsrailliler mi İran mı?!

Hamas mensupları ve müttefikleri, ilk saldırıdan sonra olacakları hesaba katmadılar mı?

Gazze’ye bir kent görünümü veren her şey yıkıldı ve kurbanların sayısı on bine, yaralılarınki ise otuz bine yaklaştı.

Batı Şeria’da da bir tarafta İsrail ordusu ile yerleşimcilerin, diğer tarafta ise Hamas destekçisi olan ve olmayan perişan ve tahrik olmuş gençlerin olduğu çatışmaların yaşandığı küçük bir savaş patlak veriyor.

Hamaslılar ilk saldırıdan sonra olacakları hesaba katmış olsun ya da olmasın, şu an İsraillilere karşı bir savaş değil, varoluş ve kader savaşı veriyorlar!

Netanyahu, Savunma Bakanı ve diğer askerî yetkililer her gün bunun ancak Hamas’ın varlığı ortadan kalktıktan sonra bitecek kapsamlı bir savaş olduğunu dile getiriyor. Kara savaşını fiilen başlattılar ve ilerlediklerini söylüyorlar. Ancak bu asker ve teçhizat açısından pahalıya mal olacak.

Amerikalılar karşı çıkmamakla birlikte savaşın esirler ve siviller için oluşturduğu tehlikeler konusunda uyarıyor.

Katarlılar ve Mısırlılarla olan görüşmelerinin sonuçlarını ise kimse bilmiyor. Elbette tüm bu görüşmeler, esirlerin serbest bırakılmasına yönelik mekanizmalara ve koşullara dair. Ayrıca Gazze’deki yabancıların Mısır yönünde çıkış şartları da sağlanmadı.

İsrail askeri ve siyasi liderliği bölünmüş iç kamuoyunun baskısı altında.

Bu iki liderlikten ‘tiksinen’ ve onları değiştirmek isteyenler var. Halbuki İsrail’in daha önceki savaşlarında hiç kimse savaş esnasında liderliği değiştirmeyi düşünmemişti.

Bununla birlikte en büyük bölünme, Gazze’deki çukurların ve boğazların enkazı altında kalan esir yakınlarını çıkarmak için ateşkes isteyenler ile bunun Gazze’yi, Hamas’ı ve Lübnan’daki Hizbullah’ı ortadan kaldırmak için tekrar ele geçmeyecek bir fırsat olduğunu ve kaçırılmaması gerektiğini düşünen daha geniş bir kamuoyu arasında giderek artıyor.

ABD, bu savaş İsrail’i nihai olarak güvence altına alacak en büyük ve son savaş olsun diye şu an silahlarıyla, ordusuyla ve politikalarıyla birlikte kalben ve bedenen onların yanında.

Bu iki İsrail liderliğinin şaşkınlığı tabi ki siviller için duyulan korkudan değil, esirler için mevcut risklerden ve en büyük riskten, yani üstün İsrail ordusunun savaşlarda sadece bir kez, o da 1967’de elde ettiği ezici zaferi elde edememesi ihtimalinden kaynaklanıyor.

İki liderlik (ABD ve İsrail) önceki savaşlarda yaptığı gibi her yerden gelen ‘insani ateşkes’ çağrılarına kulak verir mi?

Yoksa ağır kayıplara, iç ve küresel kamuoyundaki değişikliklere ve cephelerin genişleyip artması ihtimaline rağmen ileri gider mi?

Gazze’nin kuzeyine karadan giriş yapılmasından ve büyük kayıplarla Selahaddin Caddesi’ne varılmasından günler sonra iki liderlik, hedefleri gözden geçirmek ve makul hale getirmek için bir araya geliyor.

Yani kuzeyi ve merkezi güneyden ayırmak üzere ilerlemek ve sonra durmak, Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etmek ya da eldekiyle yetinmek ki bu, binlerce kişinin öldürülmesini zafer olarak adlandırılmaya değer bir kazanç olarak görmüyorsak çok bir şey değil!

Savaşın sürdürülmesi, ülke içindeki ve dünyadaki protesto çığlıklarını susturmayacak. Ancak geçici de olsa çatışmanın durdurulması esir meselesine hizmet etse bile, bu durum iki liderliği ertelenmiş bir sorgulamaya maruz bırakacak ve şu ana kadar gündeme getirilmemiş Gazze Şeridi’nin ve Filistin meselesinin akıbeti gibi konuları gündeme taşıyacak.  

Avrupalılar tüm bunlarla ilgileniyormuş gibi yapıyor. (İspanya’nın girişimiyle) Filistin meselesi ve iki devletli çözüm için uluslararası konferans fikrinden sonra İtalyanlar ve Almanlar, savaş sonrasında Gazze Şeridi’ndeki otorite ve idare meselesiyle meşgul.

Onlar BM’nin liderlik ettiği ve Avrupalılarla Arap ülkelerinin katıldığı uluslararası bir yönetim öneriyorlar. Bu yönetimin görevleri arasında ise Hamas’ın ve diğer örgütlerin egemenliğini geride bırakmak, boğazları ve tünelleri ortadan kaldırmak, insani ve kentsel meselelerle ilgilenmek yer alıyor. Onlara göre bu rehineleri kurtaracak, İsrail’i Gazze Şeridi’ni tekrar işgal etmekten vazgeçirecek, cephelerin genişlemesi endişelerini giderecek ve ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir savaşa dalmasını önleyecek.

İsrail ve destekçilerinin gerçeklere ve sonlara dair şaşkınlığı, olsa olsa İran’ın Lübnan’daki Hizbullah başta olmak üzere milislerini olaya dahil edip etmeme konusunda karar alırken yaşadığı şaşkınlığa benziyor.

Artık herkes, Hamas’ın yıllardır savaşa hazırlandığını biliyor. Ancak İran ve beraberinde Hamas, bilinmesi ya da tahmin edilmesi mümkün olmayan bir sebepten ötürü şu an savaş kararı aldı. Hamas’ın işi biterse ya da ciddi anlamda zayıflarsa, İran muhaliflerinden önce destekçileri tarafından suçlanacak.

2022 yılının sonlarından bu savaşın patlak vermesine kadar İran menşeli ve destekli İslami Cihad örgütü, Gazze’den ve Batı Şeria’dan işgalcilere karşı tek başına bir savaş yürütüyordu.

Hamas ve İslami Cihad liderleri istişare için Lübnan’daki Nasrallah’a geliyorlardı ve şurası muhakkak ki (Devrim Muhafızları Komutanı ve Dışişleri Bakanı gibi İranlılar da geliyordu ve) Hamas’ı ortaklığa teşvik edip, onun için uygun anı seçiyorlardı.

Savaş çıktığına ve İran savaş kararı alabilecek bir itibar kazandığına göre şimdi seçim ne olacak?

Hizbullah, Hamas’ın ve İslami Cihad’ın yanında savaşa girecek ve Hamas’ın kaybettiği gibi o da mı kaybedecek?

Bu durumda İran da 1982’den beri hazırladığı kartını kaybeder. Zira Hizbullah’ın başına gelecekler, Hamas’ın ve İran’ın başına geleceklerden hiç de az değil.

Yoksa İran ve Hizbullah, çatışmanın kaderini değiştiremeyecek sınır çatışmalarıyla yetinecek ama aynı zamanda Suriye’nin, Irak’ın ve Yemen’in yanı sıra Lübnan’daki Hizbullah kartını da kendisi için mi saklayacak?

Irak’taki ve Suriye’deki İran destekçilerinin tacizine uğrayan ABD, karşılık verdiklerini, vermeye de devam edeceklerini ve İsrail’e karşı cephenin genişlemesine izin vermeyeceklerini söylüyor

İran, tamamı silahlı olan ve İran tarafından eğitilmiş milisleri üzerinden dolaylı da olsa ABD ve İsrail ile savaşma riskini alır mı?

İsrail, yukarıda belirttiğimiz nedenlerden ötürü savaşı durdurursa, bu hem liderliği hem de rejim ve ordu açısından üstün varlığına ilişkin gelecek vizyonu için olumsuz sonuçlar doğuracak ve ABD’ye olan bağımlılığını artıracak.

İran, milisleri aracılığıyla savaşa girerse İsrail varlığının kaybedeceklerinden daha fazlasını kaybedecek ve en azından Lübnan’da ve Suriye’de eli zayıflayacak. Ama savaşa girmezse Lübnan’da, Suriye'de, Irak’ta ve Filistin’de halen söyleyecek sözü olacak.

En azından Hamas’ın ve İslami Cihad’ın liderlikleri, İran ile Katar ve Türkiye arasında dağılmayıp İran’a sığınmak zorunda kalabilir!

İran’ın yüzüstü bırakmasından ötürü Filistin, Arap ve İslam toplumu hayal kırıklığı yaşayacak, evet. Ama İranlılar şunu söyleyebilir: İran’ın Lübnan kolu Hizbullah, 2006 yılında savaşa tek başına girdi. Şimdi de o ve Suriye, Irak ve Yemen’deki evlatları, İsrail’i gözetlemeye devam edecek!

Son yıllarda savaşın çıkmayacağını söylerdik. Zira kimse bunu istemiyor, çünkü yol açtığı kayıplar, stratejik olanlar da dahil olmak üzere sağladığı kazançlardan çok daha fazla.

Ancak Ukrayna’da ve Filistin’de savaş çıktı. Orada Rusya’nın, burada İran’ın kararıyla; ya da İran ile Hamas arasında ortak bir kararla diyelim.

Peki kazanan kim kaybeden kim?

Açıkçası büyük bir kazanan yok.

Ama en çok kaybeden Filistin halkı, sonra da İsrail varlığıdır!