İki devletli çözümün zayıf şansını güçlendirmek kolay değil. Zira en azından ortada, işgal altındaki topraklarda silahlı yerleşimcilerin ağır yükü ve yine hem popüler hem de dinamik bir Filistin siyasi aracının eksikliği var. Bir de son aylarda katlanarak artan karşılıklı nefret var elbette.
Ancak çatışan iki tarafın, yani İsrail hükümeti ile Hamas hareketinin savaş sonrası için herhangi bir planının olmaması, bu durumun aralarında ortak bir payda oluşturduğu anlamına gelmiyor mu? Bu, kalıcı savaşın ya da siyaseti askıya alan ve dışlayan benzeri formüllerin onların asıl ‘planı’ olabileceğini söylemiyor mu?
İki devletli çözümün, gücü nedeniyle değil (ki kendisi çok zayıf) açıklanmış ya da ima edilmiş tüm diğer ‘çözümler’ ile karşılaştırıldığında en mümkünü olduğunu ileri sürebiliriz. Sürekli savaş elbette bir çözüm değil, çünkü ne bölge halkları ne ülkelerin ekonomileri ne de Arap ve uluslararası dış dünyanın böyle bir ‘çözümü’ kabul etmeye ve onunla bir arada yaşamaya sabrı var.
Ancak savaşı kesin ve radikal bir zafer veya yenilgi durumu yaratacak şekilde sonuçlandırmak da bir çözüm değil ve büyük olasılıkla hiçbir zaman da olmayacak.
İsrail'in ezici zaferi, askeri açıdan gerçekleşse ve iki devlet ihtimalini ortadan kaldırsa bile bu koşulu tamamen ve sürdürülebilir bir şekilde yerine getirmeyecek. Zira İsrail'in kendi içinde de sonsuza dek ‘silahla’ yaşamaya yönelik şüpheler ve sorgulamalar artıyor ve ezici bir zafer elde etmesi durumunda İsrail süresiz olarak silahla yaşamaya mahkum olacak. Bu şekilde korkarak ve ürkerek yaşayacak; Arap nüfus oranının toplam İsrail nüfusunun beşte birini aşmasından ve doğum oranlarının ortalama Yahudi doğum oranından daha yüksek olmasından korkacak. Meşru kurtuluş özlemlerinden ve tarihi Filistin'in geri kalan kısmındaki Filistinliler arasında bu özlemlerin bastırılmasından doğan öfkeden korkacak. Arap çevresinde hiçbir arkadaşının olmamasından ve mevcut arkadaşlarının bu utanç verici arkadaşlıktan kurtulmak istemelerinden korkacak...
Dünyadaki kendi lehine olmayan değişimlerden, dolayısıyla adalet ve eşitliğe yönelik talebin arttığı, güç ve kibre talebin ise azaldığı ABD ve Avrupa'daki her yeni genç nesilden korkacak. Dahası Batılı rejimlerin ciddi bir barış sürecine dahil olmaması halinde kendisini desteklemeye devam etmekte istekli olmamasından korkacak. İbrani devleti, ekonomisinin her zaman ve sonsuza kadar tetikte olmayı gerektiren savaş durumunu finanse edememesi ihtimalinden kaynaklanan bir korkudan da kurtulamayacak. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa sömürgeciliğinin sömürgelerinden çekilmesine yol açan nedenlerin başında bu yetersizliğin geldiğini biliyoruz. Ancak özellikle İsrail örneğinde, ekonomik yavaşlama Yahudi-Yahudi iç çatışmalarının hızlanmasına yol açabilir ki 7 Ekim'den önceki cumartesi gösterileri bize bunu en açık haliyle sundu.
İsrail'e karşı kazanılacak büyük bir zafer ve bunun kolay konuşmaların ‘Filistin'in kurtuluşu’ adını verdiği şeyle sonuçlanması alternatifine gelince; bu da bir çözüm değil. Nihayetinde İsrailliler bu tür son olasılıklarına karşı hazırlanmış bir nükleer silaha sahipler. Ama ondan önce Hamas gibi bir örgütün kesin bir zafer halinde halkına vaat ettiği rejim nedir ve Filistin Yahudilerine karşı nasıl bir davranış formülü düşünüyor? Böyle bir Hamas zaferine bölge ve dünya katlanabilir mi? Bunun Arap Maşrık (Levant) bölgesindeki mozaiğe ve gergin mezhepsel ve etnik yapıya etkisi nasıl olacak? Gazze'nin herhangi bir şekilde yeniden inşasının bu zaferi baltalayacağını veya yeniden inşayı finanse edebilecek güçlerin İslami hareketin doğasıyla tamamen bağdaşmayan niteliğine bağlı olarak iptal edebileceğini de ekleyebiliriz.
Durum şu ki her halükarda ufuk çok kasvetli olacak ve böyle olduğu için de hükümetinin eylemlerine karşı çıkan İsrailli tarihçi Moshe Zimmermann'ın şu tanımlamayı yaptığını görüyoruz: Mantıklı iki devletli çözümün alternatifi, İsraillilerin Filistinlilere veya Filistinlilerin İsraillilere uygulayacağı Nazi niteliğindeki bir eylem olacaktır.
Geçmiş herhangi bir aksi varsayımı teşvik etmiyor. Arap dünyasında savaşları, 1948'de geleneksel ayan sınıfı, 1967 ve 1973'te orta sınıftan oluşan ordular, içinde bulunduğumuz yüzyılda ise popülist ve dini güçler gibi çeşitli sınıflar ve gruplar tarafından art arda yürütüldü. Bu deneyimler trajik bir şekilde sona erdi ve savaşlara katılan ülke ve halkların sayısı sistematik olarak azaldı. Hemen hemen aynı şeyleri, 1948'de Siyonist çetelerle savaşı yürüten, daha sonraki savaşlarda karar alma mekanizması Avrupalı Aşkenazilerin hakimiyetinde olan bir ülke olarak savaşan İsrail için de söyleyebiliriz. Bugün ise karar alma mekanizmasını Doğuluların, Sefaradların, Mizrahilerin, dini ve milliyetçi fanatik partilerin paylaştığı bir devlet olarak savaşıyor. Tehdit İsrail'in ufkunda eskisinden çok daha büyük bir oranda mevcut ve bu tehditle birlikte Siyonizmin Yahudi sorununa çözüm olma gücü hakkında daha önce sorulmamış sorular da gündeme geliyor.
Özellikle barış güçlerinin ve her iki taraftaki ‘iki devletli çözüm’ savunucularının zayıflığı dikkate alındığında, diğer alternatiflerin tıkanıklığını ve çirkinliğini vurgulayan olumsuz argümanın, bir seçeneğin geçerliliğini ve uygulanabilirliğini kanıtlamak için yeterli olmadığı doğru. Ancak buna rağmen olumsuz argüman, karanlık bir aşamadan çıkış olasılığına ilişkin bir kanıt sağlamayı başaramasa da bu aşamanın ne kadar karanlık olduğu hakkında daha fazla kanıt sunmaya yardımcı olabilir.