Tarık Alhomayed
Suudi yazar. Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
TT

Vuruş daireleri!

Bölgedeki sahneyi düşünen sevgili okuyucu, benimle birlikte aşağıdaki şu tabloyu bir hayal et:

İsrail, Gazze ve Hamas’ı vurmaya ve Suriye ile Lübnan’da İran milislerini hedef almaya devam ederken, İran milisleri Irak ve Suriye’nin yanı sıra, Husiler aracılığıyla Kızıldeniz’de ABD’lileri hedef alıyor.

Dairelere benzeyen bu tabloyu ben ‘vuruş daireleri’ diye adlandırıyorum. Zira İsrail vuruyor, ancak İran milisleri Irak ve Suriye’deki ABD üslerine ve Kızıldeniz üzerinden ABD güçlerine misilleme yapıyor. Bu da bize, Tahran’ın hedefinin Tel Aviv’den ziyade Washington’a bir mesaj göndermek olduğunu gösteriyor.

İran’ın buradaki amacı İsrail’e, İsrail ile Hizbullah arasında doğrudan bir çatışma, hatta herhangi bir çatışma istemediğini göstermek. Aynı zamanda, Washington’un, İsrail’i Kudüs Gücü liderlerini ve milislerini hedef almayı bırakmaya zorlaması gerektiğini bilmesini istiyor.

Netanyahu’nun savaşı genişletmek ve siyasi kariyerinin süresini uzatmak istediğinin farkında olan İran, aynı zamanda, Başkan Biden’ın özellikle seçim aşaması yaklaşırken İran veya milisleriyle açık bir askeri çatışma istemediğinin de farkında.

Bu nedenle İran, Gazze savaşı ile bağlantılı olarak propaganda pozisyonlarını tescil ettirmek istiyor ancak bunu yaparken doğrudan veya Hizbullah aracılığıyla bir savaşa girmekten kaçınıyor. Başta Lübnan ve Suriye olmak üzere bölgedeki nüfuz alanlarında olduğu gibi, ABD yönetimini zor durumda bırakarak bu sayede iç propaganda yapmak istiyor.

Bu basit gibi görünse de, The New York Times’ın son haberini göz önüne aldığımızda karmaşık bir süreç. The New York Times, söz konusu haberinde, Biden yönetiminin İran’la ilişkilerine yönelik eleştirilerin arttığına ve yönetimin milis füzelerinin Biden’ı saldırıları genişletmeye iteceği endişesine kapıldığına dikkat çekti.

Gazeteye göre yönetim, milis füzelerinin ABD askerlerini öldürmesi halinde gerilimin İran’a doğrudan bir saldırı gerçekleştirmeye doğru kaymasından endişe ediyor. Geçtiğimiz perşembe gününden bu yana milisler, Irak ve Suriye’deki ABD kuvvetlerine yaklaşık 140 füze fırlattı.

Mevcut ABD yönetimini İran’la ilgili politikaları konusunda tanıyan herkes, Tahran’a gerçek bir saldırı düzenlenmesinin güç olduğunu, böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda bunun önceden bildirilmiş bir saldırı olabileceğini, hatta hasardan kaçınılması için saldırı yerinin bile söylenebileceğini iyi bilir.

Peki bu, bölgenin savaş dairesinin genişlemesine aday olmadığı anlamına mı geliyor? Ben tehlikenin ciddi olduğu kanısındayım. İsrail’in Kudüs Gücü ve Hizbullah liderlerine karşı Suriye’de veya Lübnan’da gerçekleştirdiği suikast dalgasını gözlemleyen herkes, bu suikastların amacının savaştan kaçınmak olmadığını anlar.

İsrail’in yaptıklarının, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için bir kışkırtma ve sıkıntı yaratma amacı taşıması bir yana, halihazırdaki gerilimin tırmandırılmasına bakıldığında, İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki Kudüs Gücü ve Hizbullah liderliğinin hiyerarşik yapısını hedef alması daha çok Hizbullah’a karşı bir savaşa hazırlandığını gösteriyor.

Bu analizi güçlendiren şey şu ki, İsrail, Hamas liderlerindense Kudüs Gücü ve Hizbullah’a karşı bu suikastları sürdürmeye istekli. Buradaki mesele İsrail’in Hamas’a ulaşıp ulaşamaması değil, daha çok bir öncelik meselesi.

Gazze’deki Hamas liderlerini tasfiye etmeye yönelik herhangi bir girişim, rehinelerin öldürülmesine yol açabilir. Dolayısıyla İsrail’in Lübnan ve Suriye’de sahneyi hazırladığı artık aşikâr. Bu da Lübnan’da savaş çıkma tehlikesinin ciddi olduğunu ve bunun daha tehlikeli çatışmalara yol açabileceğini gösteriyor.