Süleyman Cevdet
Mısırlıaraştırmacı yazar
TT

Sana'da konumlanma ve Tahran'a mesajlar

Bir kimse yürürken bir bastona yaslanırsa, aynı şekilde yolda yürürken adım atmak için bir başka kişiye dayanırsa, başkasının yardımıyla bir şeyler yapabilen biri olarak tanımlanır. Kızıldeniz'in güneyinde Husilere baskı yapması için Çin'den İran'a baskı yapmasını isterken Washington'daki karar vericinin aklında da tam olarak bu tanımlama vardı. ABD Başkanı Joe Biden ve yönetimi başından beri bunu yapması gerektiğini kesinlikle biliyordu, Husilerin Yemen’deki mevzilerine hava saldırıları düzenlemeye karar verdiği andan itibaren de farkındaydı.

Ancak görünen o ki, hava saldırılarını düzenledikten sonra durum değerlendirmesi denilen şeyi yaptı ve Pekin'den Tahran'a, oradan da Husi unsurlarının 2014'ten bu yana ikamet ettiği Sana'ya uzanan yolun, hava saldırıları düzenleme yolundan daha kısa olduğunu açıkça gördü. Keza Çin üzerinden İran'a, oradan da Yemen'e giden yolun kıvrımlı ve dolambaçlı bir yol olmasına rağmen ekonomik açıdan daha az maliyetli olduğu da ortaya çıktı.

Matematikte düz bir çizginin iki noktayı birleştiren en kısa çizgi olduğunu biliyoruz ve bu, teoride doğru bir matematik kuralıdır. Ancak Husilerin Kızıldeniz'den geçen yük gemilerine saldırması gibi bir durumda bunun uygun bir kural olmadığı, düz olmayan başka bir yolun istenilen noktaya ulaşmanın daha kısa bir yolu olduğu ortaya çıkıyor.

Bu sadece kıvrımlı ve dolambaçlı bir yol değil, Husilerin asıl adresine giden bir yol ve Washington, saldırılar konusunda çalması gerektiğini önceden bildiği kapıyı sonunda çalıyor. Bu noktada, bölgedeki ve dünyadaki Amerikan politikasına her bakıldığında, onun hakkında söylenenin tamamen doğru olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor; bütün yanlış yolları denemeden doğru yola girmez.

Husilerin 2014'te başkent Sana'ya girmelerinden itibaren Suudi Arabistan Krallığı Husi tehlikesi konusunda her uyardığında, Sam Amca'nın ülkesindeki yönetim buna aldırış etmedi. Meseleyi sanki sadece Krallığı ilgilendiriyormuş gibi ele aldı. Riyad bıkıp usanmadan uyarılarını her fırsatta tekrarladı. Amerikan başkentindeki yönetim ise, Suudi Arabistan hükümetinin uyarılarını her defasında görmezden geliyordu.

Bugün ABD'nin Çin'den Husileri durdurmasını talep etmesini izlerken, Suudi Arabistan’ın lisanı hali, halkına nasihatte bulunmayı sürdüren ama halkının nasihatlerinin doğruluğunu ancak iş işten geçtikten sonra anladılar.

Peki neden Biden hükümetinin istediklerini özellikle Çin Devlet Başkanı Şi Jinping hükümetinin, Dini Lider Ali Hamaney hükümetinin kulağına fısıldaması gerekiyor? Amerikan yönetimi neden Pekin'deki Çin hükümeti dışında başka bir hükümete başvurmadı?

Ticaret gemileri Kızıldeniz'den geçen tek ülke Çin değil,  gemileri oradan geçen birçok ülke var çünkü dünya ticaretinin yüzde 12'sinin bu denizden geçtiği ispatlanmış. Ayrıca güneyde Asya ile kuzeyde Avrupa arasındaki ticaretin yüzde 40'ının buradan geçtiği de kanıtlanmış.

ABD’nin bunu Çin’den istemesinin iki nedeni var; birincisi Çin'in İran ile güçlü bir ilişkisi olması ve bu ilişki sayesinde 10 Mart 2023'te Tahran ile Riyad arasında imzalanan anlaşmaya arabulucu olması. O tarihten bu yana da anlaşmaya arabulucu olmaya devam ediyor ve özellikle İran düzeyinde kendisine uyulup uyulmadığını takip ediyor.

Pekin ile Tahran arasındaki hattın açık ve sıcak olması, Çinlilerin İranlılara bu talebi iletebilmelerini ve sözlerinin dinlenebilir olmasını sağlayan ilk sebeptir. Uluslararası alanda Rusya ve Çin'in de yer aldığı eksenin açıkça İran'ı içerdiği de kimse için sır değil. Dolayısıyla Çinliler konuştuklarında İranlılar ile aralarında anlayabilecekleri ortak bir dil bulunuyor.

İkinci neden, Çin ekonomisinin dünyanın ikinci büyük ekonomisi olması sebebiyle, Çin'in Kızıldeniz üzerinden Avrupa'ya yaptığı ticaretin genellikle diğer ülkelere göre daha büyük olması.  Avrupa Birliği ekonomileri ile ticaret, Çin’in ticaretinin önemli bir bölümünü oluşturuyor ve bu durum, Kızıldeniz'deki ticaretin istikrarını diğer herhangi bir ülkeden ziyade Çin için ekonomik bir çıkar haline getiriyor.

Reuters haber ajansının kimliklerini açıklamak istemeyen, ancak Kızıldeniz’in istikrarı meselesinin temeli ve gerekliliği konusunda İran’a gönderilen mesajları açıklayan Çinli yetkililerle ilgili haberlerini okuyanlar için, Kızıldeniz’de istikrarın en çok Çin’in çıkarına olduğu apaçık görülüyor. Çinli yetkililer siyasi bir dille konuşmuyorlardı, aksine genellikle konuştukları ve Dini Liderin ofisine ulaşmasını istedikleri ekonomi dilini konuşuyorlardı.

Çin'in yaşlı kıta ile ticareti, Kızıldeniz yoluyla doğrudan geçişe alternatif olarak Afrika kıtası etrafından dolaşmayı kaldıramaz. Zira bu etrafından dolanma daha uzun zaman alıyor ve daha fazla maliyetli. Nakliyatın daha uzun sürmesinin ve daha yüksek bir maliyetin ise hiçbir gerekçesi yok. Ajansın yayınladığı haberde söylediğine göre Pekin hükümeti İran’a bunu aktardı.

Çin’in mesajı Tahran'a ulaştı ve mesaj ile birlikte Kızıldeniz'de Çin ticaretinin herhangi bir şekilde zarara uğramasının karşılığının iki ülke arasındaki ilişkilere yansıyacağı uyarısı da üstü kapalı olarak iletildi.  Bu, gördüğümüz gibi görünüşte diplomatik bir dil ama içeriğinde Dini Lider hükümetinin ne anlaması gerektiğini, Yemen topraklarındaki Husiler konusunda buna göre ne yapması gerektiğini de taşıyor.

Gerçek şu ki, Kızıldeniz saldırılarından ilk bakışta göründüğü gibi ABD ekonomik olarak zarar görmüyor. Aksine saldırılar rakiplerini zayıflatma açısından ona fayda bile sağlıyor ama bu elbette başka bir hikaye.