Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

Libya, Irak ve milislerin hakimiyeti

Libya ve Irak sadece Arap milliyetçiliği açısından değil, aynı zamanda devlet olarak çökmeden önce ve sonra yaşanan ortak trajedilerle de birleşiyor. Onları bir araya getiren çok şey var; tarih, coğrafya ve diktatör yönetimleri… Arap diktatörlükleri döneminde Saddam ve Kaddafi rejimleri uluslararası endişe ve gerilim kaynağı olmuşlardı ve ülkede tekrarlanan ayaklanmalar her iki rejimi de endişelendiriyordu. İki ülke de en büyük petrol rezervinin üzerinde otururken, halkları milislerin baskısı altında sefalet içinde yaşıyor. Altyapı, eğitim, sağlık ve elektrik hizmetleri tamamen çökmüş durumda. Silahlı milislerin nüfuzu, ötekileştirme, yolsuzluk ve adaletsizliğe karşı ayaklanmalar iki ülkeyi bir araya getiren tarihi acıları temsil ediyor. Bu, eski diktatör rejimler tarafından uygulanan ve Arap ‘Baharı’ demokrasileri tarafından hala tekrarlanan ötekileştirme politikasının yalnızca zaman ve tarih bakımından farklı olduğunu gösteriyor.

Irak’ta milislerin sayısı 70’i aştı. Hepsi de her şeyin kontrolü altında olması gereken devlete boyun eğdiriyor. Her iki ülkede de devlet silahlar, milislerin hareketleri ve kontrolsüzlüğü üzerinde söz sahibi olamıyor. Libya’da, özellikle ülkenin batısında devletin tesis edilmesi ertelenmiş durumda. Burada 300’den fazla silahlı milis bulunuyor ve daha çok El-Kaide, DEAŞ ve İhvan-ı Müslimin’in düşünceleri arasında olmak üzere, görüş ve mensubiyetleri aşiret ve ideolojilerine bağlı olarak değişiyor.

Libya’da Şubat 2011’deki hareketliliğin ilk günlerinden itibaren durum kaosla ve silahların kontrolden çıkmasıyla sonuçlandı. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) müttefiklerinin birliği sağlayıp kaosu çözmeye yönelik samimi bir niyeti ya da çabası yoktu. NATO Libya devletini düşürdü ve ardından emirlerini dışarıdan alan ve DEAŞ, El-Kaide ve İhvan arasında farklılaşmakla birlikte sadece kaosu sürdürme konusunda ortak bir noktada buluşan ideolojik milisler ve siyasal İslamcı milisler ülkeyi dişleri arasına aldı.

Milislerin, özellikle Libya’nın başkentinde, sözde hükümetin mekanı olması gereken yerde olması, hükümeti rehin konumuna düşürerek milislerin etkisi ve şantajı altında tutuyor. İçişleri, Adalet, Savunma gibi bakanlıklar altında milislerin bazıları devlete bağlı olduklarını iddia etse de gerçek bunun tam tersi. Nitekim yaşanan olaylar, milislerin Trablus’taki hükümetin kontrolü dışında olduklarını kanıtladı.

Irak ve Libya’da hâkim olan silahlı milis oluşumlar, siyasal İslam gruplarıdır ve bunlar arasında DEAŞ ve benzeri örgütlerle müttefik olanlar da bulunmaktadır. Bunlar arasında, daha önce El-Kaide örgütüne biat etmiş olan ve kökeni Libya dışında, liderlik yapılarının oluştuğu ve barınma sağlandığı Tora Bora Dağları, Manchester ve Londra’da bulunan savaşçı İslamcı Libya grupları yer alıyor. DEAŞ’ın ortaya çıktığı ve devletini ilan ettiği Irak’ta da örneğin Irak Hizbullahı ve Asaib Ehli’l Hak bulunuyor.

Irak’ta, çoğu mezhepçi olan milisler, Sadr Hareketi’nin silahlı kanadı olan Mehdi Ordusu ve Bedir Örgütü’nden, Asaib Ehli’l Hak milislerine ve Irak Hizbullahı’na kadar çeşitlilik gösteriyor. Bunların hepsi Irak ordusunun kontrolü dışında olan milislerdir.

Libya’da Trablus Devrimcileri Taburu, El-Halbus Tugayı, El-Mahcub Tugayı ve El-Mursi Tugayı gibi bölgesel bir yapıya sahip, tek bir şehir veya kabileden gelen milisler bulunuyor. El-Ka’ka’ ve Es-Savaık grupları Trablus’tan çıktı. Bunların hepsi dağıtılıp kabileci bölgesel bir bileşim içinde değil, tüm kabileler ve bölgelerden farklı ulusal bir yapı içerisinde yeniden kurulmadıkça, ulusal bir ordu oluşturamazlar. Zira gerçek bir ulusal ordu veya ulusal muhafız birimi, ideolojik tugaylardan veya kabileci bölgesel tugaylardan oluşturulamaz. Çünkü bu, bölgesel, hizipsel veya partizan mensubiyeti kadar ulusal sadakati sağlamaz.

Libya’nın Trablus kentinde, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olduğunu açıklayan selefi yönelimli Rada Tugayı gibi başka tugaylar da var. Bununla birlikte bu tugayı özellikle eleştirenler de bulunuyor. Libya Şafağı koalisyonundaki siyasal İslamcı milisler Trablus Uluslararası Havalimanı’nı, uçaklarını ve altyapısını tahrip edip enkazından geriye kalanları ateşe verdikten sonra Mitiga Havalimanı’ndaki bir hapishaneyi bu tugay işletmeye başlamıştı.

Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası düzeydeki kayıtsızlığın karşısında milislerin Libya ve Irak’ta varlığını sürdürmesi, uluslararası olmasa da bölgesel bir tehlike oluşturacaktır. Çünkü bu milislerin amacı bölgedeki başkentleri kontrol altına alarak sözde halifeliğin tesbihine dahil etmektir.

Mesela büyük bir petrol rezervinin üzerinde oturan Irak, petrolüyle değil, halkı yoksulluk içinde yaşarken yolsuzluktan ve paranın yağmalanmasından bıkmış sokaklarının kaynamasıyla yanıyor. Aynı durum Libya’da da var. Afrika’nın en büyük petrol rezervlerine sahip olan ülke, merkezi politika ve kaynakların adaletsiz bir şekilde dağıtımı sonucunda aynı nedenden dolayı birden fazla ayaklanmaya tanık oldu. Peki, soru şu: Her iki ülkede de insanların durumuna bakıldığında zengin bir ülke oldukları çıkarılmazken, bu kadar büyük paralar nereye gidiyor? Yetkililer için lüks ve zırhlı araçlara cömertçe paralar dökülüyor ve paralar sınırsız bir şekilde çarçur ediliyor.

Libya ve Irak, Kaddafi ve Saddam döneminin gergin geçmişi ve askeri diktatörlükleri nedeniyle ortak bir noktada birleşmişti. Bugün ise milislerin belki de petrol bitene kadar devam edecek belirsiz süreli nüfuzunun yarattığı sıkıntılarla birleşiyorlar.