Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
TT

Hamas ve diğer araçların söylemesi gerekenler

Gazze savaşının başlamasından bu yana geçen 6 ayda tek kurşun bile atmayan İran, Şam'da Devrim Muhafızları'nın operasyon odası olarak kullanılan konsolosluk binasını hedef aldıktan sonra İsrail'e yüzlerce füze ile yanıt verdi. Gazze yok edildi ve Tahran ona sahada yalnızca bazı tehditler sundu ve onların da çok geçmeden sesi kesildi.

İran yalan söylemedi. Dini Lideri Ali Hamaney, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'ye İran’da ülkesinin "(Hamas) adına savaşa girmeyeceğini" söyledi.

Reuters'e konuşan üç üst düzey İranlı yetkiliye göre, Dini Lider, Kasım 2023'ün başlarında Tahran'da yapılan söz konusu toplantıda, Hamas'ın aynı yıl 7 Ekim'de İsrail'e düzenlediği saldırı konusunda İran'ı bilgilendirmemesine itiraz etti.

Filistinlilerin tüm cephelerin açılmasının ve İran'ın çatışma hattına girişinin zamanının gelip gelmediği ile ilgili sorularının sıklığının ve Hamas’ın söylemlerinde bir tür hayal kırıklığına dair imaların artmasına karşılık olarak da Dini Lider, Heniyye'den "İran ve Hizbullah'a İsrail'e karşı savaşa tüm güçleriyle katılmaya açıkça çağrıda bulunan Filistinli seslerin susturulmasını" talep etti.

İran'ın İsrail'e yanıtı, gösterişli doğasına rağmen, İran'ın yalnızca İran'ı savunmak için savaştığını kanıtladı. Bölgedeki araçlarının İran’ın kendilerine neler sunabileceği konusundaki beklentilerini daha iyi yönetmeleri gerektiğini gösterdi.

İran'ın desteğinin yetersizliği ve Tahran'ın müttefikleriyle olan ilişkilerinin düzeyi ile ilgili hayal kırıklığı konusunda Hamas'ın doğal tutumu, İran'ın, savunduğunu iddia ettiği halkların çıkarlarından ziyade İran'ın ulusal çıkarlarını korumayı amaçlayan seçici müdahalesinin güvenilirliğini dürüstçe incelemek olmalıdır.

Öldürülen, yaralanan, yerinden edilen, hayatları mahvolan, kendisini direnişçi diye adlandıran eksenin lideri ve Filistin davasını savunma onurunun koruyucusu deklare eden tarafın hâlâ kendilerini kurtarmasını bekleyen Aksa Tufanı mağdurları en azından bunu hak ediyorlar.

Hiç kimse İran'ın bir ülke olarak askeri yeteneklerini ulusal güvenlik gereksinimlerine hizmet etmek için kullanmaya odaklanma hakkına karşı çıkmıyor. Bir devlet olarak gerçekliği ile eksen lideri olma iddiaları arasındaki dev uçurum bile nüfuz yaratma, anlatılar, imaj ve marka oluşturma oyununda geçiştirilebilir. Şiddetle karşı çıkılması ve gözden kaçırılmaması gereken husus, deprem niteliğindeki bir çatışma anında, 2 milyondan fazla insanın bu devrimci oportünizmin ölümcül sonuçlarına kurban edilmesidir. Direniş zamanı Gazze savaşı gibi çok önemli bir anda gelmediyse, İran'ın İsrail'i yok etme söylemini aktifleştirme zamanı ne zaman gelecek?

Hamas ve İran'ın diğer araçlarının İran abası altında hizalanmasının nedeni, “bölge halklarına” yönelik saldırılara karşı caydırıcı olarak İran'a sığınmak değil mi? Gazze tamamen yok edilirken, Güney Lübnan'da bir yıkım yaşanırken ve gelecek olan belki daha büyük olabilecekken, caydırıcılık teorisinden geriye ne kaldı?

Bununla birlikte İran, konsolosluğunun bombalanmasına karşılık verdi ve Gazze'nin yok edilmesine karşılık vermedi.

Eğer masumlar ile zerre kadar ilgileniyorlarsa, İran'ın araçlarının doğal tutumu, bugün İran'ın kendisini savaştan uzak tutmasının ölümcül etkisini ve tüm direniş ekseni sisteminin İsrail'i caydırmaktaki başarısızlığını sorgulamak olmalı. Kendi eksenlerinin lideri olarak İran'ın statüsünde ve etkinliğinde meydana gelen ciddi sarsıntıdan duydukları hayal kırıklığını daha açık bir şekilde ifade etmeliler.

On binlerce kurbanın en azından hak ettiği şey, direnişlerinin, İran'ın egemen sembollerini veya ulusal çıkarlarını doğrudan etkilemeyen çatışmalara müdahale etme konusunda temkinli olmasının, kendi halklarının kanını ve ülkelerinin zenginliklerini sömüren ve kullanan çıkarcı bir davranış olduğunu itiraf etmesidir.

Bu araçların özellikle acil ihtiyaç zamanlarında İran'ın desteğinin koşullu ve güvenilmez olduğundan emin olmaları için daha ne gerekiyor? İran'ın sözlü desteğinin çoğu zaman karşı karşıya oldukları varoluşsal tehdit seviyesine ulaşan somut eylemler ile eşleşmediğini anlamak için efsanevi Gazze trajedisinden daha fazla neye ihtiyaçları var? Bunlar, İran'ın liderlik ettiğini iddia ettikleri arasındaki ahlaki ve stratejik konumuna yönelik sorular olmadan önce, sözde "direniş ekseni"nin kurbanlarının sormalarının doğrudan çıkarlarına olacağı sorulardır.

Alt kimlik mitleriyle çevrelenmemiş ve ahmakların kamusal işleri tahakkümleri altına almadıkları bir dünyada yaşasaydık, karşı çıkma ve direniş söyleminin yarattığı beklentileri karşılamak konusunda İran yetersiz kaldıkça, araçları arasında İran'a olan güvenin bir kısmı yok olmalıydı. Bunun Mollalar rejiminin bölgedeki nüfuzunu etkileyecek daha geniş çaplı sonuçları olmalıydı.

Ancak İran, İran'a bağımlılıklarının can kayıpları açısından bedeli ne olursa olsun bu soruların hiçbirini sormayacak müttefiklere sahip olduğu için şanslı.

İran'ın araçları, taraftarlarını İran'ın Gazze savaşı gibi savaşlara doğrudan dahil olmamasını anlayışla karşılamaya teşvik etmek için, İran'ın yetersizliğini ve kusurlarını haklı çıkarma konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahipler. İster uluslararası yaptırımlar, ister diplomatik baskı, isterse kendi iç politikaları yolu ile "seçeneklerine dayatılan kısıtlamalar" olarak adlandırdıkları duruma gerekçeler bulmakta oldukça mahirler.

Siyasi ve askeri gruplar olarak nihayetinde onları asıl ilgilendiren, toplumlarında ve ülkelerinde siyasi ve ideolojik hegemonya arayan güçler olarak operasyonel yeteneklerini geliştirmek ve bağımsız hedeflerini gerçekleştirmek için, İran'ın onlara silah, eğitim, mali yardım ve siyasi destek sağlamaya devam etmesidir. Bunun karşılığında İran, bu araçlar sayesinde bölgesel politikaların gidişatını etkilemesine ve kilit bölgelerde nüfuzunu sürdürmesine olanak tanıyan büyük stratejik avantajlar elde ediyor.

Bu karşılıklı ilişki, İran ile araçları arasındaki ittifakı güçlendiriyor. Aralarında zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklara uyum sağlamalarını sağlıyor. Masumların kanlarından göller oluşsa da, direniş ekseni taraflarının bölgesel nüfuzunu ve sürdürülebilirliğini pekiştirmeyi amaçlayan daha geniş, uzun vadeli bir strateji bağlamında, anlaşmazlıkları kaçınılmaz bir kötülük olarak görmelerini mümkün kılıyor.