Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
TT

Bahreyn Deklarasyonu ve gerçekçi iyimserlik

Arap Birliği'nin kuruluşundan bu yana tarihinde ilk kez Bahreyn Krallığı'nda düzenlenen Arap Zirvesi güzel organize edilmişti. Bahreyn'i ve güvenliğini hedeflediklerini hiçbir zaman gizlemeyen tarafların Krallığın bağımsızlığını ve istikrarını tehdit eden her türlü emelleri karşısında birleşik Arap tutumunu açıklığa kavuşturduğu için önemliydi. Zirvenin başarısıyla birlikte, Arap Birliği'nin çalışma mekanizmalarının, geçmişin engellerinden ve günümüzün parçalanmışlığından uzak, daha fazla etkinlik ve nüfuz kazanmalarına yönelik yapıcı eleştiriler yoluyla yeniden değerlendirilmeye şiddetle ihtiyacı var.

Zirvenin "nihai bildirisi", Suriye, Libya, Yemen, Lübnan ve Sudan gibi bir dizi Arap ülkesinin bağımsızlığı, istikrarı ve güvenliği ile Arap su güvenliği gibi dosyalara verdiği desteği yineledi. Geçtiğimiz Kasım ayında düzenlenen Suudi Arabistan zirvesinden bu yana süren en sıcak olay olan Gazze krizi ile ilgili olarak ise, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Bahreyn Kralı Hamad bin İsa, “İki devletli çözüm temelinde Filistin sorununun çözümü için Birleşmiş Milletler himayesinde uluslararası bir konferans toplanması” çağrısında bulundu. Bütün Arap ülkeleri de onları destekledi.

Zirvede ayrıca "iki devletli çözüm uygulanıncaya kadar BM’ye bağlı uluslararası barışı koruma güçlerinin işgal altındaki Filistin topraklarında konuşlandırılması" yönünde önemli ve gerekli bir pozisyonun benimsenmesi çağrısı da yapıldı. Bunun için BM Güvenlik Konseyi'nin böyle bir pozisyon alması gerekse de, bu doğru yönde atılmış bir adım. Filistin Devlet Başkanı, Hamas hareketini açıkça eleştirdi ve şunları söyledi: “Hamas'ın o gün, yani 7 Ekim'de tek taraflı bir kararla gerçekleştirdiği askeri operasyon, İsrail'e Gazze Şeridi'ne saldırmak, öldürme, yok etme ve yerinden etmekte çok ileriye gitmek için daha fazla bahane ve gerekçe sağladı.” Bu sözleri o dönemde birkaç Arap yazar da yazmış ve bu tutumları nedeniyle sloganlara, aşırılığa bağımlı bazı Arap yazarlar tarafından hedef alınmışlardı. Abbas’ın sözleri,  Filistin Ulusal Otoritesi ile Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) ifade eden kesin bir siyasi beyandı. Nitekim Arap Zirvesi'nin nihai bildirisi de "tüm Filistinli fraksiyonlara FKÖ çatısı altında birleşme" çağrısında bulunarak Filistin halkının tek meşru temsilcisi olduğunu teyit etti.

İki devletli çözüm, bir bütün olarak Filistin meselesinin gerçek çözümüdür ve “Arap Girişimi” tarafından temsil edilmektedir. Dünyadaki birçok ülke ve kuruluşun desteğine sahip olan bu çözüm, yalnızca 3 taraf tarafından reddediliyor; İsrail, İran ve ona bağlı olan, çıkarları Filistin'in yüksek çıkarlarına zarar verecek şekilde İran’ın çıkarları ile birleşen, Filistin halkıyla ya da devletiyle hiçbir şekilde ilgilenmeyen Hamas. Bu tarafların her birinin kendi hedefleri, sloganları ve ideolojileri var. İsrail sağının aşırılığı, karşıdaki iki tarafın aşırıcılığı kadar çarpık.

Gazze trajedisine rağmen bölgede daha iyi bir gelecek vaadi de var. Belki de trajediler tarihteki atılımların nedenidir, nitekim Suudi Arabistan, ABD ile bir “güvenlik anlaşması” imzalamaya çok yakın. Anlaşma sürecine iki devletli çözüme giden, kayda değer bir güvenilirlik taşıyan gerçekçi yolu açmak için, Filistinlilerle yoğun koordinasyon içinde olan güçlü bir Suudi Arabistan eylemi eşlik ediyor. İsrail ilk defa kendisini zor seçimlerle karşı karşıya buluyor ve bu seçimler eskisi gibi onu sadece sopa ile tehdit etmiyor, aynı zamanda bir havuç da uzatıyor. Bahsi geçen havuç bu sefer İsrail sağının aşırılığını İsrail içinde ve uluslararası alanda en yakın müttefikleri arasında teste tabi tutacak kadar büyük.

Suudi Arabistan bir süre önce İran ile tamamen Çin’in sponsorluğunda bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin bölgeye yönelik vizyonuna dair ünlü açıklamasında belirttiği gibi bölgeye “yeni Avrupa” olma fırsatı veriyor. Irak, Suriye ve Yemen'de artık iç krizleri ve dış müdahaleleri hafifletmek için Suudi Arabistan ve müttefiklerinin desteklediği bir çıkarlar havucu var.

Bölgede yankıları olacak bir diğer çok önemli olay, Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed'in anayasa değişikliği yapma, Ulusal Meclisi feshetme, büyük bir kalkınma planının uygulamaya konacağını duyurma, kaosun, parçalanmanın, derin rekabetin, iç tehditlerin ve dış müdahalenin tüm tezahürlerini reddetme yönündeki kararlı tutumudur. Bu, Kuveyt'in kendisine ve halkına geri dönüşünün, gücünün ve bölgesel nüfuzunun pekiştirilmesinin habercisidir.

Tarih kaçınılmaz değilse de, tesadüf değildir. Bu konudaki geniş ve kapsamlı felsefi ve bilimsel tartışmalara rağmen, ne farklı çeşitliliği ile determinizm, bunu kesin bir bilimsel biçimde açıklayabilir ne de tesadüfler, bunu açıklamada kesinlikle determinizmden daha iyidir. Dolayısıyla büyük ve küçük çatışmalarla dolu çalkantılı bir dünyada görüşler üretmek ve stratejiler oluşturmakta en önemli husus, insanların, bireylerin ve toplumların, devletlerin ve hükümetlerin, halkların ve liderlerin etkisidir. Bölgemizde yaşanan umut verici başarılar, daha iyi bir geleceğe daha geniş bir ufuk ve daha parlak bir yol açacak niteliktedir.

Son olarak, siyasette başarılar kısa sürede elde edilmez; daha ziyade kendileri için uygun koşullar sağlanana, uygun çabalar birleştirilene ve çelişkili veya çatışan çıkarlar buluşana kadar zaman ve çaba gerektirir. Çoğu karışık durumda görüşleri ve analizleri doğru çıkan yazarlar, tutum değiştirme ve abartı konusunda ustalaşmış olanlardan daha fazla takdire değerdir.