Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Gelenek pelerini giydirilmiş modernite

Geçen hafta modernitenin günlük hayatımızın bir parçası haline gelen uygulamalarına ilişkin yazımızı yorumlayan bir meslektaşımız, örnek verdiğimiz alanlardaki rasyonel davranışın etkisi sınırlı bir araç olduğunu söyledi. Demek istediği, toplum modernliğin gölgesinde yaşıyor ve onu uyguluyor ama geleneksel zihinsel yapısını değiştirmeden.

Bu, çeşitli bağlamlarda gündeme gelen yaygın sorunların bir örneği ve insanların moderniteye yönelik görüş ve tutumlarındaki tezatlığın kaynağı olduğuna inandığım iki soruna işaret ediyor. Birinci sorun, miras aldığımız kültür ile modernitenin, miras aldığımız ve alışık olduğumuza aykırı olan kültürel içeriği arasındaki mesafedir. İkinci sorun, hiçbir seçeneğin olmadığı tek taraflı bir yol gibi görünen ya modernlik ya da çağın sınırlarında yaşamak ile ilgilidir.

Bu iki soruna aşağıdaki satırlarda değineceğim. Ancak öncelikle daha önce belirttiğim bir hususun altını çizmek isterim ki o da modernitenin sadece edebiyat üretimiyle sınırlı olmadığıdır. Aksine, modernitenin en belirgin tezahürlerinin günlük maddi hayatta ortaya çıktığını söyleyebilirim. Piyasa, eğitim ve sağlığın onun boyutları arasında olduğundan bahsetmiştim. Bu sektörlerin dünyanın Doğusunda ya da Batısında bulunan her toplumda düşüncenin, insanın ve paranın günlük hareketinin ana yönünü oluşturduğunu düşünüyorum. Modernitenin henüz tamamlanmadığı doğru ama her geçen gün artan uygulamaları, onun günlük hayatımızın ve geleceğe dair düşüncelerimizin önemli bir özelliği haline geldiğini kesin olarak doğruluyor.

İnsanların moderniteye yönelik tutumlarındaki tezatlığın kaynağı olduğunu iddia ettiğim ilk soruna dönersek, her toplumun yeniye karşı şüpheci bir tavır takındığı açıktır. Özellikle de bunu kendi olağan yaşamına, kültürüne ya da kimliğini oluşturan unsurlara aykırı olarak görüyorsa. Geçen haftaki yazımda, modernitenin odak noktasının akıl olduğunu ve onun ürününün, yani insan biliminin, eylemlerin meşruiyetinin kaynağı ve doğru olarak sınıflandırılan ile yanlış veya bozuk olarak sınıflandırılan arasında ayrım yapma kriteri olduğunu belirtmiştim. Dahası modernite geçmişe önem vermez; aksine, şimdiki zamandaki insan eylemini, tek tartışma ve değerlendirme konusu sayar ve değerinin, şu anda ondan kaynaklanan veya gelecekte ortaya çıkaracağı sonuçlarla bağlantılı olduğunu kabul eder.

Modern kültürde geçmiş, kişinin isterse geri dönüp baktığı ve içinde bulunulan zamanla ilgili daha doğru ve daha yüksek bilgiye ulaşmak uğruna çalıştığı bir bilgi deposudur. Yani zamanın akıl üzerinde hiçbir otoritesi olmadığı gibi, özellikle geçmişin de şimdiye göre bir önceliği ve üstünlüğü yoktur. Hatta tam aksi doğrudur. Bilim, günümüzün saf bir ürünü olabileceği gibi, geçmişte başlayıp tamamlanmayan bilimin gelişmiş bir uzantısı da olabilir. Her iki durumda da günümüz bilimi eski muadilinden daha değerlidir.

Bu fikir, yani yeninin değer ve itibar açısından eskiye üstünlüğü, direnilemeyecek kadar güçlüdür çünkü insanlar bunun gerçekçi meyvelerini görüyorlar. İkinci sorunun sırrı da tam olarak budur, yani modernitenin, bir seçeneğin olmadığı, zorunlu bir yol olduğu gerçeği. Bu gerçekten zor bir problem fakat bu konuda başka seçeneğimiz yok. Dünyadan emekli olmak bir seçenek değil. Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca, moderniteye karşı korkutmayı günlük bir pratik olarak benimseyen bir grup insan ile sınandık, öyle ki geniş bir insan kesimi arasında moderniteyi kabul etmenin Batı'nın ve hegemonyasının işini kolaylaştırmak, din ve kimliğin ortadan kalkması anlamına geldiği yönünde bir kanaat yerleşti. Çok geniş çapta pazarlanan bu söylem, modernliğin erdemlerini akıllarıyla idrak eden ama günah işlemekten korkan insanların içlerinde suçluluk kompleksi diye tanımlanabilecek bir şey doğurdu.

Belki de bu yüzden toplumumuzda insanların modernite gerçeğini yaşadıklarını ve her saat uyguladıklarını lakin ona gelenek pelerinini giydirdiklerini yaygın bir şekilde görüyoruz. Bu onların zihniyetinin gelenekle dolu olduğu anlamına gelmiyor, sadece modernite henüz tamamlanmamış ve henüz hakim bir söylem değil.