Bekir Uveyda
TT

Onların bayramları döndükleri gündür

Gazzeliler, geçtiğimiz pazar günü Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra ikinci Ramazan Bayramı hilalini gördüler. Şevval ayının başlangıcı, bir ülkeden diğerine değiştiğinden dünyanın farklı bölgelerindeki Filistin diasporalarında, Refah Sınır Kapısı’nın ötesine kaçmak zorunda kalanlardan bazıları, Ramazan ayının bitip bayramın gelişini kutlamak için pazartesi gününe kadar beklemek zorunda kaldılar. Gazze'de ve Gazze’nin dışında savaşın trajedileriyle yaşamaya devam eden Gazzeliler, iki aydan biraz uzun bir süre sonra aynı koşullardaki ikinci Kurban Bayramı’nı da karşılayacaklar. Öte yandan İsrail ordusu, Gazze'den çok da uzak olmayan bir yerde, İsrailli yerleşimcilerin Cenin'de ya da başka bir yerde ‘Batı Şerialıların kanını dökme hakkını savunmak’ ve onları evlerini terk etmeye zorlamak için barbarca saldırılarını sürdürüyor. Dün itibariyle evsiz kalanların sayısı kırk bini aştı. İsrail'in uluslararası insan haklarına ve sözleşmelere yönelik tüm bu ihlallerinden sonra Ali Mahmud Taha'nın ‘Zalimler çok ileri gitti!’ haykırışını hatırlatsak abartmış olur muyuz?

Kesinlikle hayır! Bu haykırış ilk olarak 1948 yılındaki Nekbe'nin (büyük felaket) ardından yükselmiş olsa da İsrail'in Filistin halkına yönelik zulmü bugün de devam ediyor. Dünyanın vicdanı Ortadoğu bölgesindeki çatışmanın en basit ve en önemli gerçeklerinden birine, yani insan haklarının güvence altına alınmasına dayanan çok sayıdaki uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının uygulanmasının, çatışmanın başlıca tarafları olan Filistinliler ile İsrailliler ve onlarla birlikte savaşın tüm acılarına son vermeyi ve istikrarlı bir yarın ve müreffeh bir gelecek inşa etmeyi dört gözle bekleyen tüm bölge halkları arasında adil bir barış tesis etmenin tek yolu olduğunu anlayana kadar da devam edecek gibi görünüyor. Öyleyse bu çözüm dünyanın neredeyse tüm aklı başında insanları tarafından kabul edildiği halde, neden neredeyse imkansız bir hal alana kadar engellendi? Bu sorunun çok basit bir cevabı var. Bunun nedeni, her iki taraftaki aşırılık yanlısı ve radikal akımların gündemleri ve çıkarları uğruna her zaman çatışmayı körüklemeye ve herhangi bir barış girişiminin başarıya ulaşabileceğine dair bir umut ışığı belirdiğinde savaşı yeniden alevlendirmeye hevesli olmalarıdır.

Ancak, objektif olarak bakıldığında sadece Filistin ve İsrail tarafındaki aşırılık yanlısı akımları ve elbette çeşitli arenalarda onlarla ittifak halindeki güçleri suçlamanın yeterli olmadığını söylemek gerekiyor. Çünkü uluslararası karar alıcı başkentler, eğer isterlerse, uluslararası meşruiyete sahip kararların uygulanmasında ısrar edebilir ve ilgili tarafları bunlara tam olarak uymaya zorlayabilir, aksi takdirde siyasi olarak tecrit edilmelerinin yanında özellikle ekonomik düzeyde ağır yaptırımlarla karşı karşıya bırakabilirlerdi. Bu açıdan, uluslararası hukuka uymayan ve uluslararası meşruiyet mantığına karşı çıkan herhangi bir tarafa karşı ekonomik yaptırım sopasını sallayabilen ve gerektiğinde kullanabilen tarafların, dünyanın çeşitli bölgelerindeki çeşitli tarafların ellerine bu sopayı vurmakta tereddüt etmemiş olmaları, ancak İsrail'in bu tür sert uluslararası eylemlerden her zaman muaf tutulması ve tutulmaya da devam etmesi dikkati çekiyor. Sadece Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra yerinden edilenler değil, başta 1948 yılındaki Nekbe sırasında yerinden edilenler olmak üzere diasporadaki Filistinlilerin topraklarına geri dönecekleri günü beklerken bayramların gelip geçmesi şaşılacak şey mi?