Trump'ın aleyhtarları onu klişeleştirme hatasına düşüyor. O, ne destekçilerinin inanmamızı istediği kadar büyük ne de muhaliflerinin bizi ikna etmek istediği kadar kötü biri. Ne liberallerin savunduğu gibi Amerikan sistemini yıkmaya çalışan izolasyonist bir popülist, ne de Cumhuriyetçilerin tasvir ettiği gibi ‘Reaganist’ bir muhafazakâr.
Trump eğilimlerin, trendlerin ve kaprislerin bir karışımıdır ve her konuda farklı bir Trump vardır. Trump, Ukrayna-Rusya savaşına son vermek istiyor. Bu yüzden onu Avrupa-Amerika ittifakını zayıflatmakla ve Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oynadığı tarihi rolü terk ettiğini ilan etmekle suçlayanlar var.
Bu kısmen doğru olabilir, ancak bu sonuç başka gerçeklerle çelişiyor. Trump'ın Avrupalılara savunma harcamalarını arttırmaları için yaptığı büyük baskı, NATO'yu ve ABD-Avrupa ittifakını güçlendirecektir. Trump’ı, Putin'in Ukrayna'yı istila etmesine ve yasadışı olarak toprak işgal etmesine göz yumduğu ve bunun başkalarını da aynı şeyi yapmaya teşvik edeceği için eleştiriyorlar. Bu da doğru ama başka bir sonuçla çelişiyor: ABD'nin Rusya ile yakınlaşması, Avrupalılar ve Amerikalılar için başlıca rakip olan Çin ile ittifakını zayıflatacak. Çin'i izole ederek gelecekte Washington'u ve müttefiklerini güçlendirecek. Nixon'ın Çin ile yakınlaşarak ve onu Sovyetler Birliği'nden izole ederek yaptığının tam tersini yapacak.
Trump bir yandan dış müdahalelerden elini eteğini çekip dünya polisliğinden feragat ederken, diğer yandan uluslararası nakliye hatlarına saldıran Husi milislerin bombalanması emrini veriyor. Ticaret hatlarını korumak büyük güçlerin bir özelliğidir. Bu geçmişte Britanya İmparatorluğu tarafından yapılmıştı, şimdi de Amerikan İmparatorluğu tarafından yapılıyor. Korsanların ve haydut grupların müdahalesi olmaksızın nakliye hatlarının devamlılığı ve malların akışı için bunlar elzem. Her ne kadar aksini iddia etse de Trump küresel polis rolünü oynuyor.
Trump (övgü ve nezaket anlarının arasına serpiştirilmiş) kaba ve yıpratıcı bir zorba olarak karşımıza çıkıyor, ancak sözleri eylemlerini yansıtmıyor. Başkan Obama'nın kibar ve cana yakın olduğunu, ancak Ortadoğu'daki dış politikasının olumsuz olduğunu hatırlayın. Bölgeyi resmen ve açıkça İran'ın egemenliğine teslim etti. General David Petraeus, kendisini Irak'tan çekilmemesi konusunda uyardığını, bunun Irak'ı tamamen Tahran'ın etkisi altında bırakacağını söylüyor. Obama da şöyle cevap veriyor: “Evet, duvarınızdaki haritayı görüyorum!” Başka bir deyişle, verdiği kararın sonuçlarının farkındaydı. Onun döneminde köktendincilik gelişti ve Batı'da bile siyasal İslam dalgası yükseldi. Ancak Trump yönetimi, herkesten önce Müslümanların yararına olacak şekilde aşırılık yanlısı gruplarla mücadele etmeye çalışıyor ve böylece Müslüman karşıtı olduğu suçlamasını boşa çıkarıyor.
Beyaz Saray'daki ofisinde din adamları ellerini sırtına koyup onun için dua etmeye başlarlar, ancak o dindar olmayan bir adamdır, inancı veya kiliseye gitme eğilimleriyle tanınmaz. Yemin töreninde İncil yerine ‘The Art of the Deal’ adlı kitabı üzerine yemin etmeyi düşündüğü söylenir... Bu bir abartı olabilir ama önemli olan nokta bu. Göçmen karşıtı olmakla suçlanıyor, ancak yönetimine göçmen kökenli üyeleri atadı.
Pek çok kişinin Trump'a ilişkin algıladığı imaj, ona karşı yürütülen saldırı kampanyalarından kaynaklanıyor ve bu kampanyalar kendi saiklerine dayanıyor. Örneğin Avrupalı yazarlar Avrupa'ya ilişkin mevcut tutumu nedeniyle, sol kesim toplumsal cinsiyet konusundaki tutumu nedeniyle, Müslüman aşırılık yanlıları ise Sünni ve Şii siyasal İslam gruplarına ilişkin tutumu nedeniyle ona saldırıyor. Bu söylenenlerin bir kısmı mantıklı olabilir, ancak Trump'a ilişkin resmin tamamını yansıtmıyor. Birden fazla Trump var ve her konuda farklı bir Trump karşımıza çıkıyor!