Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Savaş yoluyla barışı dayatmak!

Neredeyse her gün medya ve ülkeler, İran'a karşı Amerikan savaşının başlamasını bekliyor. Birçoğu ABD’nin İran'dan taleplerinin ne olduğunu unuttu ki, bu talepler karşılanmazsa savaş kaçınılmaz! 12 günlük ortak İsrail-Amerikan saldırısına kadar sürekli nükleer silahlar konuşuluyordu. Daha sonra, balistik füzelere ve Irak, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçlere yönelerek daha da genişledi. Son olarak, İran'daki protestoların patlak vermesinin ardından, Amerikan Başkanı, protestocuların öldürülmesine devam edilmesi halinde İran rejimini hedef almak konusunda kararlıydı.

Artık ABD'nin müttefiki ve düşmanı olan ülkeler yok. Trump ABD’si tüm ülkelerle arasına mesafe koydu ve tüm ülkelerden talepleri var, ancak bu taleplerin büyüklüğü ve ağırlığı değişiyor. Ancak bu ölçüt her zaman doğru değil. Çin'e yönelik talepleri, elbette Kanada, Venezuela veya Meksika'ya yönelik taleplerinden daha yüksek ve daha ağır. Yine de Kanada ve Venezuela bu taleplere Başkan’ın istediği kadar hızlı yanıt vermeyince, Kanada'yı işgal ve ilhakla tehdit etti ve ABD'ye giren Kanada mallarına yüzde 100 gümrük tarifesi uygulama tehdidinde bulundu. Taleplerine yine yeterince hızlı karşılık vermeyen Venezuela'ya gelince, Amerikalılar başkanını ve eşini kaçırdı, uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı, ABD'ye düşman olan İran, Küba ve Bolivya'nın çıkarlarına hizmet etme suçlamalarıyla sorgulamak ve yargılamak üzere New York'a götürdü.

Dolayısıyla Başkan için dünya üç kategoriye ayrılıyor: Zayıf ülkeler veya onun zayıf olarak gördüğü, boyun eğmezlerse işgale açık ülkeler. Nitekim mevcut Venezuela yönetimini, petrollerinin kontrolünü Amerikalılara devretme konusundaki iş birliğinden dolayı övüyor. İkinci kategori ise Avrupalı müttefikleri, Hindistan, Avustralya, Japonya ve Brezilya gibi orta gelirli ülkelerden oluşuyor. Başkan, onlarla hızlı müzakerelere girmeye hazır ve eğer kabul etmezlerse -Grönland meselesinde Danimarka, Ukrayna ile araya mesafe koyma veya Hindistan'ın Rusya'dan petrol ithalatını durdurması örneklerinde olduğu gibi- her zaman ABD'ye yapılan ithalatlara yüksek gümrük tarifeleri uygulamaya hazır. Üçüncü kategori veya üçüncü grup ise sınırlı ve Çin, Rusya ve İngiltere olarak tanımlanabilir. Ancak İngilizler son zamanlarda Trump'tan uzaklaştılar. Başkanın Çin ve Rusya'yı da tehdit ettiği doğru ama gerçekte bu iki gücün ABD ile olan muazzam çıkarları nedeniyle onlarla müzakere yürütmekten başka seçeneği yok; bu çıkarları, denge unsurlarına sahip olsalar veya nihayetinde bir anlaşmaya varmak için tavizler koparma gücüne sahip olsalar bile, göz ardı edemezler.

Başkanın ilk döneminde ana hatları ortaya çıkmaya başlayan bu yeni stratejik politikaların altında yatan nedenler nelerdir?

New York Times'ın önde gelen köşe yazarlarından Thomas Friedman, Başkan’ın benmerkezci olduğunu ve bu tuhaf davranışlarda direttiğini, bunun da kendini beğenmişliğe varan bir durum olduğunu savunuyor. Ancak bu doğru olsa bile, Amerikalıların çoğunluğu, kendini beğenmiş olduğu için onu iki kez başkan seçmezdi. Batı Avrupa ve Amerikan toplumlarında önemli değişimler yaşanıyor. Birçok orta ve düşük gelirli insan, bugün ve gelecek için bir güvenceden yoksun ve bunu dünyanın dört bir yanından gelen göçmen akınına bağlıyorlar. Ayrıca, bu büyük hükümet yönetimlerinin liberal politikalarıyla gelirlerini aşındırdığına inanıyorlar. Trump da tüm bunları tekrarlayarak, nedenlerini dünyanın yozlaşmış demokratik hükümetleri sömürmesine bağlıyor. ABD’nin borcu zaten astronomik rakamlara ulaştı ve Trump, başta Avrupalılar ve NATO olmak üzere, Amerikan cömertliğinden yararlanan ülkelerden parayı geri almak istiyor. Amerikan teknolojisini ülkeye geri getirmek istediği için daha ucuz iş gücü ve diğer kaynaklar nedeniyle fabrikalarını ve operasyonlarını yurt dışına taşıyan büyük Amerikan şirketleriyle de çatışıyor. İki şeye bel bağlıyor: ABD'ye ihtiyaç duyan ülkelerin kaynaklarını ve zenginliğini sömürmek ve güçlü olanları da Amerikan ordusunun büyüklüğüyle korkutmak.

Dünya son derece birbirine bağlı ve zengin ve fakir herkes, malların, sermayenin ve insanların serbest dolaşımına alışmış durumda ve bunu küreselleşme olarak görüyor. Bu nedenle, herkes az ya da çok şaşırmış halde ve bir çıkış yolu arıyor. Karşı ittifaklar kurmak için henüz gerçek bir çaba yok ve birçok kişi Trump'ı belirli yollarla yatıştırabileceklerine ve memnun edebileceklerine inanıyor. Ona gelince, halihazırda karşı cephe veya cepheler kurmanın imkansızlığı göz önüne alındığında, saldırılarda bulunma ve koşulları istismar etme konusunda giderek daha kararlı hale geliyor. İki şey dikkate alınmalı; birincisi, büyük ve orta ölçekli ülkeler ekonomileri ve büyümeleri için ABD ile ticarete bağımlılar ve bu nedenle onu karşılarına almayı göze alamazlar çünkü Amerikan pazarına alternatif pazarları yok. İkincisi -ya da belki de diğeri- ABD'nin askeri gücünün tarihte eşi benzeri yok. Küçük ve orta ölçekli ülkeler bundan korkup boyun eğerken, büyük ülkeler risk almaktan çekiniyorlar.

Trump'ın sürekli olarak iki hedefi ilan etmesi ironiktir. Bunlar Önce ABD ve ABD’nin savaş yoluyla bile olsa dünyada barışı sağlama girişimidir. Ancak sorun şu ki, ABD'nin önceliklerinin bilinen bir sınırı yok ve savaş mutlaka barış getirmez.