Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Hizbullah, fırtına ve Lübnan evi

Bu sadece bir tur mu, yoksa daha büyük ve daha tehlikeli bir şey mi? Savaşın sonu mu, yoksa bir dönemin sonu mu? Geçici, şiddetli bir fırtına mı, yoksa sahneyi yeniden şekillendirmeye kadir ölümcül bir deprem mi? Filoların Ortadoğu tarihinin yarım asırlık sayfasını çevirmek ve yeni bir sayfa açmak için yaklaştığı doğru mu? Dünyanın direnişten, zenginleştirmeden, tünellerden ve küçük ordulardan bıktığı ve haritaları meşru hükümetlere ve ordularına geri vermeye hazırlandığı doğru mu? Bunlar Tahran'da ve Lübnan Hizbullah'ının karargahında gündeme getirilen sorular.

1970'ler Beyrut'ta çok canlı bir dönemdi. Lübnan Üniversitesi Eğitim Fakültesi de bu dönemin sahnelerinden biriydi. Biri komünistti, diğeri Nasırcıydı, üçüncüsü Ketaib üyesiydi ve dördüncüsü milliyetçiydi, ancak İslamcıların sesi henüz yüksek değildi. Ülke kaynıyordu. Kırılgan cumhuriyet, dayanma kapasitesini aşan silahlı bir hayale ev sahipliği yapıyordu. Dünya, Yaser Arafat'ın kefiyesine odaklanmaya başlamıştı. Arafat da güney Lübnan'ı İsrail'e karşı roket fırlatma rampasına dönüştürerek, halkına yapılan haksızlığı dünyaya hatırlatıyordu.

O on yılın başında, Velid Canbolat Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde öğrenciydi. Aynı üniversitenin tıp fakültesinde, Semir Caca adlı bir öğrenci, devlet otoritesinin aşınmasını ve fraksiyonlar lehine küçülmesini gözlemliyordu. Refik Hariri adlı bir adam ise Suudi Arabistan'da mali imparatorluğunun temellerini sağlamlaştırıyordu. Eğitim Fakültesi'nde, solun söylemlerinden ve Muhsin İbrahim ile George Havi'nin konuşmalarından etkilenmeyen bir öğrenci vardı. Onu, İmam Musa es-Sadr'ın ve Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah'ın konuşmaları büyülüyordu. Öğrencinin adı Naim Kasım’dı ve 1953 yılında, Caca'dan bir yıl sonra, Canbolat'tan dört yıl sonra ve Hariri'den dokuz yıl sonra doğmuştu.

Her biri kaderini yaşadı. Kemal Canbolat suikastı, oğlu Velid'i siyasete, liderliğe ve savaşa sürükledi. Savaş, Caca'yı savaşmaya, siyasete ve liderliğe sürükledi. Barış, Refik Hariri'yi getirdi, ancak Lübnan'ı kaçıranlardan kaçırmaya çalıştığında bölgesel fay hattında patladı. Kasım, haklarından mahrum bırakılanları savunma hayaline kapılarak Emel Hareketi'ne katıldı. Kimya öğretmeninin hayatının seyrini iki olay değiştirecekti: İran Devrimi ve bunun bölge ve Şii toplumları üzerindeki etkisi ile 1982'deki İsrail'in Lübnan'ı işgali. İşgal şoku ile birlikte, İslamcı grupların Hizbullah adında yeni bir oluşum kurma projesine göçü de başladı. Bu yolculukta Naim Kasım, Hasan Nasrallah, İmad Muğniye ve diğerleriyle birlikteydi. Yeni oluşum, doğrudan İran himayesi altında ve Hafız Esed'ın desteğiyle kuruldu; Esed, burada açıklanamayacak kadar çok nedenden dolayı Humeyni devrimiyle ittifak kurmayı seçmişti.

1980'lerde Lübnan'ın konumu değişmeye hazır görünüyordu. 1983'te Beyrut'taki ABD Deniz Piyadeleri kışlasına bir intihar bombacısı saldırı düzenledi ve 200’den fazla kişi hayatını kaybetti. ABD ordusu kurbanların cesetlerini topladı, askerlerini gemilere taşıdı ve geri çekildi. Beyrut'taki ABD büyükelçiliği de yıkıcı bir darbe aldı. Humeyni İranı'nın, anayasasında yer alan devrimi ihraç etme hakkını öngören maddeyi uygulamak için Lübnan'ı seçtiği açıkça ortaya çıkmıştı. Hasan Nasrallah liderliğinde Hizbullah, özellikle hiçbir taviz vermeden, İsrail işgal güçlerinin yeni milenyumun başında Lübnan'dan çekilmesinden sonra yükselişe geçti.

Hizbullah, Lübnan'da baskın oyuncu konumuna geldi. Cumhurbaşkanlarını ve hükümetleri belirleyen taraf oldu ve daha sonra Beşşar Esed rejimini kurtarmak için Suriye'ye güçlerini göndererek açık bir bölgesel oyuncu haline geldi. Etkinliği Yemen ve Irak'ta da belirgindi.

Naim Kasım, hikayeyi başından beri biliyor. Başından beri bir ortaktı. 1991'den itibaren Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüttü ve kader onu Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin suikastlarının ardından en üst makama taşıdı. Kader onu en zor zamanda göreve çağırdı. Masasında, zorlu ve yakıcı bir soruyu andıran dosya duruyor. Donald Trump, İran rejimine ait hedeflere yönelik bir başka saldırı dalgası başlatma emri verirse Hizbullah ne yapacak? İran rejimi Amerikan saldırıları altında çökme riskiyle karşı karşıya kalırsa Hizbullah seyirci kalabilir mi? Dahası, İran'ın tehdit ettiği gibi Yahudi devletini hedef alarak misilleme yapması durumunda fırtına Hizbullah’a yönelik İsrail saldırılarını da tetikleyebilir. Kasım, Hizbullah’ın bugün Sinvar Tufanı’nın arifesinde olduğu gibi olmadığını biliyor. Gücü azaldı, Lübnan sahnesi ve bölgesel durum da farklı.

Kasım, diğer Lübnanlı bileşenlerin temsilcilerinin, özellikle de Nasrallah'ın Tufan’ın patlak vermesinden bir gün sonra ilan ettiği “destek savaşına” açıkça karşı çıktıkları için Hizbullah’ın böyle bir savaşa dahil olmasına karşı olduklarının farkında. Hizbullah’ın eski müttefikleri ondan uzaklaştı ve Özgür Yurtsever Hareket’in lideri Cibran Basil, mecliste bloğunu genişletmesine yardımcı olan ittifaktan elini çekmekte tereddüt etmedi.

Kasım, sahnenin değiştiğini biliyor. General Joseph Avn'ın, General Mişel Avn'ın aksine, cumhurbaşkanlığı sarayının kilidini Hizbullah'ın anahtarıyla açmadığını biliyor. İlk Avn, sarayın uzun süren bir boşluktan kurtulması için diğerlerinin onu kabul etmeye zorlanmasının ardından, Hizbullah’ın atının sırtında saraya girmişti. Ama ilk Avn'ın kendi toplumu içindeki temsil gücü de inkar edilemez. Ayrıca, füzeler için koridor ve stratejik bir derinlik olan Esed Suriyesi'nin, Şara Suriyesi ile birlikte, Kasım Süleymani'nin yolunu kesen ve Lübnan evi içinde Hizbullah’ı kuşatan bir duvar haline geldiğini de biliyor. İran'ın nükleer silahsız ve bölgesel vekil güçsüz bir şekilde sınırlarına dönmesini talep eden uluslararası kararın, aynı zamanda Hizbullah’ın silahsız bir şekilde Lübnan evine dönmesini de gerektirdiğini kesinlikle anlıyor.

Genel Sekreter zorlu seçimler arasında. Veliyy-i Fakih ile olan ilişki organik, hayati önem taşıyor ve kaderlerin iç içe geçmiş olduğu açık ve net. Ancak güç dengesizliği de belirgin ve Lübnan halkı sürekli olarak İsrail insansız hava aracı saldırıları ve günlük saldırılar tehdidi altında yaşıyor. Hizbullah, olası bir ABD-İran çatışması fırtınasından sağ çıkabilir mi? Cephaneliğinden vazgeçip, yalnızca toplumunu temsil etme statüsüne güvenerek “Lübnan evine” geri dönebilir mi? Hizbullah’ın Genel Sekreteri, Canbolat, Caca ve diğerlerinin yaptığı gibi, Taif Anlaşması çatısı altında normal bir siyasetçi olabilir mi?