Cuma Bukleyb
TT

Bu büyük yüzleşmeden sonra İran’ın heybesinde neler var?

Mevcut savaş sırasında İran içinden iki görüntü, dışından bir görüntü geldi. Birincisi, Dini Lider Ali Hamaney'in suikasta uğraması nedeniyle ağlayan siyahlar içindeki kadınlar, diğeri ise aynı nedenle sevinç çığlıkları atan kadınlara aitti. Dışarıdan gelen ikinci görüntü, Batı başkentlerinde İran bayrakları sallayan, tezahürat yapan ve Hamaney'in ölümünü alkışlayan İranlı erkek ve kadınlara aitti. Son görüntü, eski Küba Devlet Başkanı Fidel Castro'nun ölüm haberinin ardından ABD'deki Küba toplumunun kutlamalarını anımsattı.

Bu üç grup İran'ı temsil ediyor.

Daha büyük bir grubu temsil eden dördüncü bir görüntü daha var; o da sessiz ama görünmez çoğunluğa ait. Bu, İran'ın mevcut savaştan önce bile, birkaç parçaya bölünmüş bir kalple yaşadığı anlamına geliyor. Bir kısım ideolojik olarak rejime bağlıyken hem İran içinde hem de Batı başkentlerinde sürgünde yaşayan diğer bir kısım bu savaşın rejimin sonu olmasını umuyor. Büyük bir “sessiz çoğunluk”, rejimi eleştirmek ile kaos veya yabancı müdahaleden korkmak arasında gidip geliyor.

Bu son büyük kesimin sorunu, tereddüt etmesidir. Diğer gruplardan herhangi birine katılma girişiminde bulunmuyor, siyasi görüşlerini ve umutlarını açıklama girişiminde de bulunmuyor.

Öte yandan, tarih bize bölgedeki rejimlerin çöküşünün genellikle savaşlardaki yenilgilerden değil, askeri darbelerden veya halk devrimlerinden kaynaklandığını öğretiyor.

Birçoğumuz, Arap rejimlerinin ordularının ünlü savaşlarda ezici yenilgiler aldığını, yine de bu rejimlerin iktidarda kaldığını ve ancak yarım yüzyıl veya daha fazla bir süre sonra devrildiğini hatırlıyor. Bu rejimlerin devrilişleri de halk devrimleriyle gerçekleşti. Bu da İran’ın teokratik rejiminin mevcut savaşta olası yenilgisinin, bazılarının tahmin ettiği gibi, bir yönetim sistemi olarak çöküşüne neden olmayabileceği sonucuna götürüyor. Muhtemelen iktidarda kalacak, ancak bölgedeki ve ötesindeki düşmanlarını korkutmadan. Ve sokakları kontrol etmeye de devam edebilecek. Zira ideolojik rejimler doğaları gereği, muhalefet veya acı bir askeri yenilgi karşısında bile çöküşlerini engelleyen sağlam bir güvenlik aygıtına sahiptir.

Irak'taki Baas rejimi, Körfez Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra 13 yıl iktidarda kaldı. Bu da bizi bir başka sonuca götürüyor; mevcut İran rejimi, (Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'da) kullandığı vekil güçleri olmadan, varlığını korumak için sınırlarının içine çekilmek ve küçülmek zorunda kalacaktır. Geride bıraktığı boşluğu ise büyük olasılıkla başka bir devlet dolduracaktır. Bence bu devlet İsrail olmayacaktır, çünkü askeri üstünlüğüne rağmen, halk desteğinin olmaması nedeniyle Arap/İslam çevresindeki bir boşluğu dolduramaz. Bu nedenle, rekabet muhtemelen birkaç Arap ve bölgesel devlet arasında şiddetli olacaktır.

İsrail'de aşırı sağın zaferlerinin ivmesiyle, İşçi Partisi önderliğindeki İsrail solu, tüm biçimleriyle kendisini bir yol ayrımında bulacaktır. Bir yol onu unutulma uçurumuna, diğeri ise kendini yenilemeye ve girişimciliğe götürmektedir.

İsrail solunun aşırı sağa karşı mücadelesi, tüm sol partilerin öz eleştiriye dayalı yeni bir strateji benimsemesini, sahadaki gerçeklerle ve tanık oldukları değişimlerle uyumlu doğru soruları sormasını ve bunlara cevap bulmaya çalışmasını gerektirmektedir. Bu, aşırı sağcı partilerle seçimlerde mücadele etmeleri ve onları yenmeleri için elzemdir.

Bu bir gecede olmayacağı için örtülü olarak İsrail'deki mevcut aşırı sağcı koalisyon varlığını sürdürecek ve genişleyecek demektir. Bir sonraki mücadeleleri öncelikle Batı Şeria'yı işgal edip Yahudileştirmek olacaktır. Bu politika, görmezden gelebileceği uluslararası muhalefetle ve Arap ülkelerinin normalleşmeyi reddetmesiyle karşı karşıya kalacaktır. İşte burada Amerikan baskısı devreye giriyor; pozisyonları yumuşatmak ve belki de bazı kolları bükmek için. Bu da elbette öncelikle Beyaz Saray'da kimin olduğuna bağlıdır.

İran'daki rejimin çökmesi için birçok koşulun yerine gelmesi gerekiyor, ancak üzerine kurulduğu efsane kesinlikle gerçekliğin kayalıklarına çarparak paramparça oldu. Bu efsanenin yıkılmasıyla ​​birlikte de neredeyse yarım yüzyıl boyunca üzerine kurulduğu yapının sütunları da yıkıldı. Efsanenin yıkılmasıyla fikir ölür ve tarihsel güvenilirlik dağılır. Rejim, koşulların zorlamasıyla ayakta kalabilir, ancak havada asılı kalacak ve değişken rüzgarlara karşı savunmasız olacaktır.