Sadece isim olarak Lübnanlı, özünde İranlı olan Hizbullah'ı aptallıkla, akılsızlıkla veya sonuçların farkında olmamakla suçlamak anlamsızdır. Yeniden fırlatmaya başladığı bu füzeler, bir zamanlar İran'da geliştirilen on binlerce farklı tip ve türden oluşan bir cephaneliğin kalıntılarıdır. Aynı durum, 2007'den beri dört veya beş savaşa girişmiş, hepsini kaybetmiş ve Ekim 2023 hadisesinden önce bile binlerce kayıp vermiş olan Hamas için de geçerli. Demek istediğim, her iki örgüt de zafer veya caydırıcılık sağlamak amacında görünmüyor; aksine, her zaman devam etmek için gerekçeler arıyor. Çünkü onlar profesyoneller ve onları silah ve güçle donatanlar bunu onlardan talep ediyorlar. Saldırıların zamanlaması ve yeri, onları gerçekleştirenler tarafından değil, ihtiyaçlarına göre onları yönlendiren ve yararlanan taraf tarafından belirlenir.
Ancak, İranlı bir varlık olarak kalması nedeniyle Hizbullah'ın durumu bu sefer biraz farklı. 2015 yılında, İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı, İran ile Obama yönetimi arasında nükleer anlaşmanın sağlanmasına yardımcı olanlara teşekkür ederken, teşekkür ettiklerinin başında Hizbullah geliyordu. Zira Hizbullah, İsrail'in Lübnan'dan çekildiği 2000 yılından sonra ve tam olarak 2006 yılında, Suriye'ye ait ancak İsrail tarafından işgal edilmiş olan Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri ile ilgili bahaneler uydurarak saldırılar düzenledi. Savaşın gerçek gerekçesi ise ABD ile Irak konusunda pazarlık yapmak ve İran'ın nükleer programının müzakere edilmesi ve kabul edilmesi için baskı yapmaktı. Irak'ta, daha sonra Haşdi Şabi Güçleri olarak bilinen milis gruplar, Hizbullah ile birlikte rol oynadı. Nükleer dosyaya gelince, ABD (ve İsrail), İran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki kazanımları ve balistik füze üretimi konusunda, İran ile nükleer programıyla ilgili olumlu müzakereler karşılığında taviz verdi. Nükleer sorunu çözmek veya değiştirmek karşılığında sanki İranlıların Arap kara ve deniz alanlarındaki bu genişlemesini kabul etmek niyeti vardı. Ancak bu, ne anlaşmaya rağmen İran’ın bomba üretme çabasını durdurdu ne de İran’ın nüfuzu altında parçalanan ve dağılan ülkelerden çekilmesine yol açtı.
2023'ten beri Hizbullah, Hamas'ı desteklemek için bir savaş yürütüyor. Ama Suriye'nin oluşturduğu yük azalıp, 2024'te tamamen ortadan kalktığı için de Şii kamuoyunun büyük bir kesimi, Hamas ve Filistin davasını destekleme bahanesiyle yıkıma, ölüme ve yerinden edilmeye artık katlanmak istemiyordu. Dahası İran'ın kendi çıkarları bile açık değildi ve Hasan Nasrallah da savaşa katılımını haklı çıkarmakta sıkıntı çekiyordu. Ancak 2023'ün başından beri İranlılar, “arenalar birliğinin” artık bunun için hazır olduğuna inanarak yeni, kapsamlı bir savaş planlıyorlardı. İslami Cihat örgütü bu savaşı Batı Şeria'da başlattı ama Hamas ona katılmakta çok gecikti. İran'ın başkalarının talihsizliklerinden faydalanması için Hizbullah'ın da katılımı şarttı, ancak tüm arena sadece Hamas için değil, Hizbullah'ın kendisi için de kayıplara yol açtı.
Trump yönetimi altında İsrail nadir bir fırsat yakaladı. Artık kendisine karşı savaş açılmasını beklemez oldu; bunun yerine, Trump’ın her zaman arkasında olduğundan emin bir şekilde, Gazze'yi ve Filistin davasını ortadan kaldırma ve İran meydan okumasını sona erdirme amacıyla savaşı başlattı.
Peki, Hizbullah sonunda saldırsa da neden saldırmakta gecikti? Çünkü destek savaşı ve sonrasında son derece zayıfladı, binlercesi öldürülen ve yüz binlercesi yerinden edilen Lübnanlı Şiiler artık destekleyici, sempatizan veya yaşadıkları acılara karşı sessiz değiller. Hasan Nasrallah'ın karizmatik kişiliği de artık kayboldu. Hizbullah’ın yapısı çöktü ve devletin zayıf olduğu bahanesi artık inandırıcı değil, çünkü Hizbullah devletin kendisinden daha zayıf hale geldi. Ancak İran, bölgede büyük bir yangın çıkarmak istediği için Hizbullah'ın, Iraklı milislerin ve Husilerin savaşa dahil olmalarını istedi. Bu, zayıflamış halde olsa bile, uzun zamandır yatırım yaptığı vekil güçlerini kullanabileceği son fırsat. Hesapları arasında Körfez ülkelerine saldırarak enerji güvenliğini ve deniz yollarını (Hürmüz Boğazı ve ötesi) etkilemek yer alıyor.
Son olarak, mezhepçi ideolojisinin yanı sıra Hizbullah, Dini Lider için intikam bayrağını açtı. Ancak halk desteği azaldı ve ölümcül düşmanı neredeyse hiç kayıp vermiyor.
Bu, sadece vekil güçleri değil, aynı zamanda Dini Lider rejimini de yok etme tehdidinde bulunan bir sürecin gerçekten trajik sonu! Dini Lider, genişleme mücadelesine Lübnan'da başladı ve son bulması için şimdi Lübnan'a geri dönüyor!