Haberlere göre, şimdi meyveler eski Dini Liderin oğlu yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in kucağına düşüyor.
Baba ve oğul, selef ve halef arasında benzerlikler olduğu gibi farklılıklar da var.
Yaygın haberlere göre Uzmanlar Meclisi ile onun arkasından Devrim Muhafızları eliti, adaylar arasından oğul Mücteba Hamaney'i seçti.
Aralarındaki benzerliklerle başlayalım: Her ikisi de Dini Lider olarak seçildiklerinde ellili yaşlarındaydılar.1939 doğumlu olan baba, kurucu Humeyni'nin ölümünden sonra 1989'da seçildiğinde 50 yaşındaydı. Oğul Mücteba ise 1969 doğumlu olduğundan şu anda 57 yaşında. Her ikisi de ideolojik olarak rejime ve onun açık ve gizli ağlarına sadık.
İkisi de üyeleri İmamî havza geleneğine göre dini ilim almış bir aileye mensup.
Aralarındaki en önemli benzerlik ise havza geleneklerine, genel velayet fıkhına ve en yüksek dini merciye aykırı olarak, Dini Liderlik sorumluluğu kendilerine emanet edildiğinde ne babanın ne de oğlunun yüksek düzeyde bir dini mertebeye sahip olmamasıdır.
Baba Ali, büyük olmak bir yana “Ayetullah” unvanını hak etmesini sağlayacak mutlak içtihat seviyesine henüz ulaşmamıştı. Aksine, “Hüccetül-İslam” derecesinde bir din ilimleri öğrencisiydi; bu durum, etkileri bugün bile hissedilen derin tartışmalara yol açmıştı. Oğlu da aynı.
Aralarındaki fark, babanın Humeyni döneminin başlangıcından beri tüm liderlik pozisyonlarında görev yaparak deneyim sahibi olmasıydı. Devrimden önce aktifti, Lider Humeyni kendisine güveniyordu ve ilk Dini Liderin hayatta olduğu dönemde cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmişti. Oğlu Mücteba'ya gelince, kariyeri gizli ve muğlak; Devrim Muhafızları kurumları ile babasının Dini Liderlik makamı arasında perde arkasında çalışıyordu.
Ellili yaşlarındaki Dini Lider – diğer din adamlarına kıyasla nispeten genç bir yaş – Azerbaycan'dan dönerken bir uçak kazasında hayatını kaybeden İbrahim Reisi'nin ölümünden sonra Devrim Muhafızları'nın tercih ettiği adaydı. Dolayısıyla bugün onu bu konuma getiren rejimin en önemli kurumu olan Devrim Muhafızları’dır.
Peki, dini ve yasal koşullar nasıl atlanarak, henüz içtihat seviyesine bile ulaşmamış bir din ilimleri öğrencisi Şii dünyasının en önemli dini ve siyasi makamına yükseltildi? Mutasım Sıddık Abdullah ve Muhammed el-Seyyad'ın bir çalışması bunu iki yaklaşımla açıklıyor.
Birincisi: Anayasayı değiştirmek ve en yüksek dini mertebeye ulaşmış olma şartını kaldırmak. Daha önce, ilk anayasanın 109. maddesi, lider seçilme şartlarını ve liderin niteliklerini şöyle belirliyordu: “Lider veya Liderlik Konseyi üyeleri; fetva verme ve dini merci olmak için gerekli ilmi yetkinliğe ve takvaya sahip olmalıdır.” Değiştirilmiş anayasanın 109. Maddesi ise şu şekilde düzenlenmiştir: “Liderin karşılaması gereken nitelikler ve şartlar; çeşitli fıkıh alanlarında fetva verme için gerekli ilmi yetkinliktir.” Başka bir deyişle, değiştirilmiş anayasa “Liderlik Konseyi üyeleri” terimini kaldırarak sadece “Lider”i bırakmış ve dini merci olma şartını da ortadan kaldırarak yerine ilmi yetkinliği koymuştur.
İkinci yaklaşım: Hamaney'in dini otoritesini abartmak ve onu devlet aygıtları ve kurumları aracılığıyla, “zorla taklit” olarak adlandırılabilecek bir propaganda ile desteklemek.
Siyaset ve güç temeldir ve metinler onlara hizmet etmektedir!