Zamanın ilk kaynağından fışkıran, Arap Körfezi veya Fars Körfezi olarak bilinen bu su kütlesi, medeniyetlere, deniz kafilelerine, barışa, savaşlara, maceralara ve efsanelere tanıklık etmiştir. Bunların belki de en ölümsüz olanı Gılgamış Destanı'dır.
Hem doğu hem de batı kıyılarını paylaşanlar, bu denizi barışın habercisi, uyumun arabulucusu ve herkes için iyiliğin taşıyıcısı yapabilirdi, ancak yüzeyi ve derinlikleri, savaşların kaynağı, çekişmelerin pınarı, korku ve nefretin yeşerdiği bir yer. Körfez'in doğu sakininin defalarca yaptığı gibi bir mayın tarlası haline geldi.
Batı kıyılarından doğu kıyılarına kadar Körfez'de kadim zamanlardan beri yaşayan, bir zamanlar Fars karasında ve adalarında köklü Arap emirlikleri (burada anlatamayacağımız kadar uzun bir hikaye) kuran Araplar, bugün Körfez Arapları veya Mısır ve diğer yerlerde kendilerine denildiği gibi “Haliciler”* olarak biliniyorlar. Bunlar bir kalkınma mucizesi gerçekleştirdiler ve ekonomi, ticaret ve eğitim alanlarında parlak bir örnek teşkil ettiler. Körfez ülkeleri hem Arap hem de Arap olmayan milyonlarca insana çalışabilecekleri ve kendi başarı öykülerini yazabilecekleri bir sığınağa dönüştüler.
Peki bu ülkeler- Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE, Umman ve Suudi Arabistan- doğu komşuları İran'dan daha mı zengin?
Petrol ve doğalgaz, Körfez'deki zenginliğin başlığıdır, ya da en yaygın algı budur. Peki, bu ölçeğe göre İran ne durumda?
Raporlar, İran'ın Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) içinde üçüncü büyük petrol üreticisi olduğunu söylüyor. İran'ın petrol üretimi günlük yaklaşık 3,3 milyon varil olup, buna ek olarak günlük 1,3 milyon varil kondensat ile diğer sıvı yakıtları ihraç ediyor. Bunlar küresel arzın yalnızca yüzde 4,5'ini temsil ediyor.
İran, Körfez ülkelerinin sahip olduğundan çok daha üstün doğal ve ekonomik avantajlara ve kaynaklara sahip. Örneğin, tarımı ele alalım. İran, yıllık 117 milyon tondan fazla üretim ve hayvancılık ile bölgesel bir tarım devi konumunda.
Tarım arazileri yaklaşık 17 milyon hektarı kapsıyor. Bu sektör GSYİH'nin yüzde 11 ila yüzde 20'sini oluşturuyor ve ülke birçok gıda ürününde kendi kendine yeten konumda.
Yüksek nüfus yoğunluğuna, harika bir coğrafyaya ve Doğu Asya'nın kalbinden batıya ve güneye uzanan geniş sınırlara sahip. Zengin bir insan çeşitliliğine, olağanüstü turizm fırsatlarına ve muhteşem bir tarihi mirasa sahip. Ayrıca, Körfez’in batı yakasındaki ülkelerin sahip olmadığı bir şeye de sahip; diğer maddi ve manevi avantajların yanı sıra, “Aryan” atalarına dayanan Batı medeniyeti ile duygusal bir bağ. İran tüm bunlarla ne yaptı? Ya da daha doğrusu, Humeyni rejimi tüm bunlarla ne yaptı? Yaptığı tek şey, kaos üretmekte ustalaşmak, kalkınmayı değersiz görmek, savaşları yüceltmek, devrimci bir miti, solcu, milliyetçi, köktenci ve Mehdici sloganların bir karışımını – hem kendisini hem de başkalarını yok eden bir karışımı– sürdürmek.
Maddi zenginlik ve coğrafi avantajların, sağlam bir yönetim yoluyla yönetilemez, geliştirilemez ve yeni alanlara yönlendirilemezse bir değeri yoktur.
Bu doğru yönetim, Körfez ülkelerinin gerçek zenginliğidir. Nitekim bol kaynaklara sahip ancak doğru yönetimden yoksun Arap ve Arap olmayan ülkeler de var. Onlar kaynaklarından ne kazandılar?
Örnekler çok, ancak amacımız kimseyi utandırmak veya övünmek değil. Aksine, bu bir dikkat çekme, Körfez'in doğu kıyısındaki komşularımızdan kalbi olanlara veya dikkatle dinleyenlere sorunun kökenlerini derinden düşünmeye davettir.
*Halici", Basra Körfezi'ne kıyısı olan Arap ülkelerinin sakinlerini ifade eder.(çn.)