Bahreyn Krallığı, Arap Körfezi sularında, kıyılarında ve topraklarında devam eden savaş nedeniyle zorlu bir sınavla karşı karşıya kaldı ve kalmaya devam ediyor. İran Devrim Muhafızları, bu bölgeleri füze ve insansız hava araçlarıyla hedef almaktan çekinmedi ve bu ülkeler içindeki hain hücreleri de faaliyetlerinden geri kalmadı.
Bugünlerde ara ara bir Körfez ülkesi, İran ile bağlantılı, kendi ülkesinin vatandaşı ama Devrim Muhafızları’ndan emir alan bir örgütün çökertildiğini duyuruyor.
Bahreyn, bu kişilerden bazılarının vatandaşlığının iptal edildiğini duyurdu ve yine buna benzer kişileri aynı cezayla tehdit etti. Ülke savaş halinde olduğu için İran ajanlarına müsamaha gösterilmeyeceğini açıkladı.
Kral Hamad bin İsa Al-Halife, ulusa yaptığı güçlü konuşmada, kamuoyunun saflarını birleştirmiş olduğunu ve “menfur saldırganlığa” ortak olan herkesin uzaklaştırılmasını talep ettiğini belirtti. “Vatana ihanet edenler, ona ait olma onurunu ve onun temiz topraklarında yaşama haysiyetini hak etmezler,” dedi. “Vatandaşlık verilecek bir kağıt parçası değil, bir sözleşme ve bir taahhüttür ve bu taahhüdü bozan herkes vatandaşlık hakkını kaybeder” diye de vurguladı. İran'ı destekleyen bazı milletvekilleri için de “İran’a gidip onlara katılsınlar, çünkü aramızda düşmanlarımızla ittifak kuranlara yer yoktur” dedi.
Bahreyn Kralı'nın konuşmasındaki en önemli noktalardan biri, “kaderimizi ve kanımızı paylaşan” tüm Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) halklarının, hainler hakkında verilen kararları güçlü bir şekilde desteklediği ifadesiydi.
Askeri, güvenlik, siyasi ve ekonomik yönlerinin yanı sıra kültürel, tarihi ve sosyal bir boyutu olan bir savaşın ortasındayız.
Gerçek Bahreynli kimdir? Gerçek Kuveytli kimdir? Gerçek BAE’li kimdir? Gerçek Katarlı kimdir? Gerçek Ummanlı kimdir? Peki gerçek Suudi Arabistanlı kimdir? Dahası gerçek Körfez Arap’ı kimdir?
Bunlar ne generallerin ne de güvenlik görevlilerinin cevaplayabileceği sorular değil; aksine, bireysel veya kolektif olarak insan bilimciler –antropologlar, tarihçiler, sosyologlar, edebiyat ve dilbilim ve hukuk bilimciler– tarafından cevaplanabilir.
Bu “bilim insanları”, hayatlarını kimliğin katmanlarını incelemeye, derinlemesine araştırmaya, onları parçalara ayırıp yeniden inşa etmeye, içten ve dıştan tanımlayıp analiz etmeye ve nihayetinde nihai özelliklerini belirlemeye adamışlardır.
Biz kimiz?
Kısa ve doğrudan bir soru, ancak her şeyi ifade ediyor. Buna bağlı olarak yasalar çıkarılıyor ve eğitim, kültür ve medya stratejileri buna göre formüle ediliyor.
Körfez ülkelerinde, üniversitelerin duvarları içinde veya özgür kültürel araştırma alanlarında, bu alanlarda canlı bir bilimsel aktivizm ve sürekli gelişen bir araştırma var mı? Yoksa savaş bir değirmen taşı gibi her şeyi, hatta kimliğimizin temellerini bile ezip geçerken, biz bunun farkında değil miyiz?
Körfez'deki bu süregelen savaşın özünde bir toplar savaşı veya sosyal medyadaki içi boş sözlü savaşlar değil, bir kültür ve fikir savaşı olduğunu bilelim.