İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Charles Kongrede: İki George’un tarihi ve geleceği

Kral 3. Charles'ın birkaç gün önce ABD’ye yaptığı tarihi ziyaret sırasında Kongre'nin ortak oturumunda yaptığı konuşma, belki de alışılmadık bir konuşmaydı. Ziyaret, annesi Kraliçe Elizabeth'in 1991'deki ziyaretinden sonra bir İngiliz hükümdarının ABD’ye yaptığı ikinci ziyaretti.

Sözleri, incelikli bir İngiliz kültürünü ve derin bir küresel vizyonu, birikmiş bir uluslararası deneyim ve bilgiyle birleştirerek, modernliğin zorlukları arasında tarihi siyasetle harmanlayabilen ve aynı zamanda edebiyattan yararlanabilen, yüksek kalibrede bir Avrupalı devlet adamına yakışır nitelikteydi.

Kralın konuşmasına, ünlü İngiliz romancı Charles Dickens'ın başyapıtı “İki Şehrin Hikayesi”ne gönderme yaparak, iki George yani Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk başkanı George Washington ile büyük dedesi Kral 3. George ile başlayan tarihe atıfta bulunan, tarihsel sembolizmi ileriye dönük vizyonla birleştiren bir ton damga vurdu.

Ziyaretin ve konuşmanın zamanlaması rastgele değil aksine önemliydi; zira bu ziyaret, ABD'nin Britanya'dan bağımsızlığını ilan etmesinin 250. yıldönümünü kutladığı yıla denk geliyordu.

Kral 3. Charles, bu yıldönümünün tarihi bir uzlaşma fırsatı, ortak mirasa dair bir hatırlatma ve özellikle Londra ile Washington arasında, genel olarak da Atlantik'in iki yakası arasında uzlaşma ve iş birliği ruhunun güçlendirilmesi için vesile olmasını istedi. Bu da bizi Kral'ın “İngiltere’nin en önemli ittifakını kurtarmak için yüksek riskli bir diplomatik misyonu” üstlendiği sonucuna götürüyor.

Kral, “Karşı karşıya olduğumuz zorluklar hiçbir devletin tek başına üstesinden gelemeyeceği kadar büyük ve bu öngörülemeyen ortamda, ittifakımız geçmiş başarılara güvenemez veya temel ilkelerin öylece devam edeceğini varsayamaz” diyerek, görünüşe göre ABD'ye şu mesajı iletiyordu; bölünme değil uzlaşma, yaralama değil açıklama ve uluslararası iş birliği ve hizmet yolunda ortak değerlerin çağrısına kulak vermeliyiz.

18. yüzyıldaki Amerikan bağımsızlığından bu yana, iki ülke arasındaki ilişkiler birçok yakınlaşma ve uzaklaşma dönemi yaşadı. Ancak son on yıllarda, ortak çıkarlar ve demokratik değerlere dayalı yakın bir ortaklıkta karar kıldı. Bu ortaklık, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Nazizm korkusuyla güçlendi ve neredeyse 40 yıllık Soğuk Savaş ve Sovyet liderleri, füzeleri ve nükleer bombaları korkusuyla daha da pekişti.

Kral Charles “250 yıl önce yaşadığımız acı ayrılıkların derinliklerinden, insanlık tarihinin en önemli ittifaklarından birine dönüşen bir dostluk kurduk” sözleriyle 250 yıl öncesine döndüğünde, doğrusu ünlü Amerikalı yazar Dale Carnegie'nin söylediği gibi, tarihin acı limonlarını tatlı bir içeceğe dönüştürmeyi başardı.

Buradan hareketle Kral, ortak değerleri savunmak için hem İngiliz Milletler Topluluğu'ndaki hem de dünyanın dört bir yanındaki ortaklarla birlikte ittifakın devam etmesi çağrısında bulundu.

Konuşmasıyla ve yüksek diplomasisiyle, Amerikan sağcılığının ve Avrupalı popülist milliyetçiliğin gürültüsü arasında izolasyonculuk fikrine karşı uyarıda bulunarak, tarihin derslerini ve insanlığın deneyimlerini anlayanlara seslendi. Böylece, Avrupa-ABD ilişkilerini önemli ve tehlikeli şekilde tehdit eden ciddi bir yaraya parmak bastı.

Kralın konuşmasında, sadece bir İngiliz veya Avrupalı ​​değil, çağımızın gezegenimize yönelik en ciddi tehdidine değinen küresel bir vatandaş olarak kendini göstermesi dikkat çekiciydi. “Doğayı koruma konusunda ortak sorumluluğu” vurgulayarak, insanlığın doğal sistemlere, yani refah ve ulusal güvenliğin temellerini oluşturan doğal ekonomiye karşı gerçek sorumluluğunu ihmal ettiğini belirtti. Bu, şovenist fanatizmi ve dar görüşlü komprador veya pragmatik ekonomik bakış açılarını aşan kozmolojik bir vizyondu.

Gösterişli söylemlere veya çarpıcı sloganlara başvurmadan, Ukrayna krizinden kaynaklanan Amerikan-Avrupa ayrılığını ustaca onarmaya çalıştı. Ukrayna'yı ve cesur halkını savunmak için iş birliğinin devam etmesi çağrısında bulundu. Ayrıca, Amerikan halkının temsilcilerine 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından tüm Avrupa'nın sergilediği cesur ve kararlı tavrı ve o dönemde çabaların nasıl birleştiğini hatırlattı.

Bu sefer hem ilginç hem de olumlu olan husus, konuşmanın Amerikalılar tarafından da geniş çapta memnuniyetle karşılanmasıydı. Öyle ki, Cumhuriyetçi şahinlerden olan Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham şöyle dedi: “İngiltere Kralı’nın sözleriyle sonunda bizi birleştiren bir şey olduğunu hissettik. Bu durum biraz garip olabilir ama sorun değil.” Charles'ın, “Avrupa'daki, İngiliz Milletler Topluluğu'ndaki ve dünyanın dört bir yanındaki ortaklarımızla birlikte, ortak değerlerimizi savunmaya devam etmemiz için tüm kalbimle dua ediyorum” diyerek sözlerini tamamlamasıyla ortaya koyduğu manevi dokunuş, ünlü Çinli askeri stratejist Sun Tzu'nun savaşla değil, barışla savaş kazanılacağına dair sözlerini bize hatırlatıyor.

Kral Charles, iki George konuşmasını bir duvar değil, bir köprüye dönüştürdü.