İran’daki yönetim sistemi hakkında sıkça dile getirilen görüşlerden biri, rejimin “ideolojik” olduğu ve değişmeyeceği yönündedir. Bu algı, geçmişte “ideolojik” rejimlerin özellikle de kendilerine yönelik önemli tehditler algıladıklarında, hayatta kalmak için değiştikleri, kendilerini revize ettikleri, manevralar yaptıkları ve “kıvrılıp büküldükleri” deneyimler göz önüne alındığında çok da doğru görünmüyor.
İran rejimini analiz ederken elbette ideolojik yön tek faktör değil, “jeopolitik” hususlar da bulunuyor. Siyasi sistemleri ve dış politikayı analiz etmek ve davranışlarını reforme etme veya değiştirme olasılığının olup olmadığını anlamak için araçlar da mevcut.
Aslında, Arap dünyası ve Ortadoğu'daki “ideolojik kardeşlerin” deneyimleri, belirli koşullar altında ve özel bağlamlarda değişebileceklerini gösteriyor. Mevcut savaşın amaçlarından biri de İran'ı davranışlarını ve rejiminin yönünü değiştirmeye zorlamak. Rejimin değişmesini engelleyen “ideolojik arka plan” sorusu da burada öne çıkıyor.
Gerçek şu ki, ideolojik örgütlerin deneyimleri, birçoğunun değiştiğini, bazılarının ise aynı kaldığını söylüyor. Taliban, ikinci iktidar döneminde bazı yönlerde yüzeysel değişikliklere uğramış olsa da kadınlara yönelik temel duruşu ve iç yapısının doğası değişmeden kaldı. Buna karşılık, savaş ve işgalin verdiği dersleri öğrendikten sonra politikası bir değişime uğradı. El-Kaide ile bağlantısını kesti, dış dünyaya yönelik şiddet içeren mesajlarından vazgeçti ve yerel bir yönetim organı haline geldi.
Suriye'ye gelince, Beşşar Esed rejimini deviren silahlı İslamcı örgütlerin projesinde ve söyleminde derin, belki de radikal dönüşümlerin canlı bir örneğine tanık oluyoruz. El-Kaide'nin bir parçası olan Nusra Cephesi'nden, ondan ayrılan Heyet Tahrir eş-Şam ve yeni liderliğin yeni aşamaya uygun olarak Heyet Tahrir eş-Şam'ı feshetmeye hazırlanmasına kadar, tüm bunlar, Müslüman Kardeşler vb. diğer İslamcı örgütlerin de yaptığı gibi hem isim hem de öz olarak, örgüte olan mutlak bağlılıktan ne ölçüde vazgeçildiğini yansıtıyor.
Siyasi İslam hareketlerinin ideolojik projelerini aşan, uluslararası sisteme entegrasyonu hedefleyen ve dış ilişkilerini doktrin ve ideolojiden ziyade çıkarlara dayandıran bir siyasi deney tesis etmek mümkün hale geldi.
Suriye'deki yeni liderliğin siyasi İslam güçlerinin “direniş” yaklaşımlarından farklı yaklaşımlar benimsemesinin bir nedeni, gerek İran’a ait ideolojik biçimiyle gerekse Hizbullah’ın milis temelli modeliyle direniş projelerinin bedelini hem kendisinin hem de Suriye halkının ağır bir şekilde ödemiş olması olabilir.
Belki de bu yüzden Suriye'deki “ideologların” deneyimi İran'dakinden farklıydı; çünkü Suriye'dekiler “İranlı ideologların” neden olduğu felaketleri yaşadılar. Bunun sonucunda Suriyeliler İranlıların “direniş” söylemlerini adaletsizlik, baskı ve saldırganlığın modeli olarak gördüler ve yaşadıkları gerçekliğe dayanarak, bu modele ve projesine karşıt bir deneyim geliştirdiler.
Değişim ilkesi ister dini ister laik otoriteye dayalı olsun, ideolojik örgütlerin deneyimlerinde ortaya çıkar. Çevresel bağlamın herhangi bir ideolojik projeyi değiştirme veya yeniden gözden geçirme gücü hem sosyal bilimler hem de pratik deneyimlerle kanıtlanmıştır.
Bu nedenle, prensip olarak, İran rejimi gibi ideolojik bir rejim değişebilir. Ancak bu değişim, çevresel bağlamdan ve İran'ı nükleer programını sonlandırmak ve füze programını dondurmak gibi derin siyasi tavizler vermeye zorlayabilecek mevcut savaşın sonuçlarından bağımsız bir düşünsel revizyondan kaynaklanmayacaktır. Herhangi bir ideolojik veya ideolojik olmayan rejimin hayatta kalma içgüdüsü, hayatta kalabilmek için ideolojik çerçevesini unutarak veya görmezden gelerek yeni gerçekliğe esnek bir şekilde uyum sağlamasına neden olacaktır.
Bu nokta, bu değişimin doğası hakkında başka bir tartışmayı gündeme getiriyor: Bu değişim gerçek mi, yoksa değişen koşulların ve çevresel bağlamın baskısı altında bir tür manevra veya “takiyye” mi? Cevap, bu değişimin değişen koşulların ve çevresel gerçekliğin bir sonucu olduğu ve bu durumda gerekli olanın, değişimi gerektiren bu gerçekliğin devamı olduğu olabilir. İran örneğinde bu, savaşın devamı anlamına gelmez; aksine, davranışları değişirse ve “kazan-kazan” değeri yerleşirse, Tahran ve bölge için gerçek siyasi ve ekonomik kazanımlar sağlayabilir.
Diğer toplumların ve bağlamların, özellikle Avrupa'dakilerin deneyimlerinde, hukuk devleti, demokrasi ve laiklik ilkelerine dayalı olarak on yıllardır kendisini çevreleyen istikrar bağlamı, komünist hareketin ideologlarının veya siyaseti domine eden din adamlarının “orijinal doktrinlerinden” vazgeçmelerinde ve yeni gerçekliğe uyum sağlamalarında kilit bir faktör olmuştur. Bunların çoğunun başlangıçta kendilerini gerçeklikten “daha zeki” olarak gördükleri ve durum değiştiğinde orijinal doktrinlerine döneceklerini iddia ederek pragmatik bir şekilde hareket ettikleri doğru. Ancak, bu koşulların sürekli bir gerçekliğe dönüşmesi, onları doktrinlerini gözden geçirmeye veya yeni bir doktrin sunmaya zorlamıştır.
Ortadoğu ve dünya ülkeleri yeni koşullar ve yeni bir bağlam yaratabilirlerse, temel sorun İran rejiminin ideolojisi değil, ona baskı yapmak için kullanılacak araçların etkinliği olacaktır. Eğer taviz verir ve geri adım atarsa, bunu direnişe değil, başarılı deneyimlere dayalı yeni bir Ortadoğu inşa edene kadar geçici geri çekilme olarak değerlendireceğiz.