Cuma Bukleyb
TT

Libya: Yerleştirme sorunu endişeleri artırıyor

Libya 15 yıldır siyasi kaos içinde. Savaşan tarafların uzlaşmazlığı ve Libya'nın birliğini yeniden sağlayacak ulusal bir uzlaşma için taviz vermeye yanaşmamaları, her düzeyde krizleri daha da kötüleştirdi. Yolsuzluk kontrolden çıktı ve vatandaşları artık katlanamayacakları veya sessiz kalamayacakları zorluklarla karşı karşıya bıraktı. Bu krizlerin en yenisi, sosyal medyada paylaşılan haberlere göre, perşembe günü başkent Trablus’un güneybatısındaki es-Sarrac bölgesinde bulunan BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ofisi önünde düzenlenen halk protestosuyla ilgiliydi. Protestocular kum dolu kamyonlar getirerek UNHCR ofisinin önünü kapattıktan sonra BM misyonunun merkezine doğru yürüyüşe geçtiler.

Öfkeli halkın protestosu, Libya'ya Afrikalıların yerleştirilmesine karşıydı. Protestocular, Yüksek Komiserliği çeşitli Afrika ülkelerinden gelen mültecileri kaydetmek, onlara ülkede resmi ikamet ve kuruluşun mültecilere sağladığı tüm hizmetlere erişim garantisi veren mülteci kartları sağlamak suretiyle bu hedefi gerçekleştirmeye çalışmakla itham ediyordu.

Kriz, bir BM yetkilisine atfedilen ve Libya topraklarında Afrikalı bir vatandaşa saldıran herkese karşı yasal işlem başlatılacağı ve bu kişilerin Avrupa ülkelerine seyahat yasağı getirilenler listesine dahil edileceği yönündeki açıklamaların ardından büyüdü. Buna karşılık, Trablus'taki Ulusal Birlik Hükümeti Dışişleri Bakanı internette yayınlanan bir röportajında, UNHCR ofisinin daha askeri rejim devrilmeden önce Libya'da bulunduğunu ve kimsenin mültecileri ülkeye yerleştirmek istemediğini vurguladı.

Libya'da Afrikalıların varlığı krizi yeni değil ve devrik askeri rejim döneminde Libya kıyılarındaki balıkçı limanlarının, Akdeniz'e kıyısı olan güney Avrupa ülkelerine gitmek isteyen yasadışı Afrikalı göçmenler için geçiş noktaları haline gelmesiyle başladı. Sınır kontrolü ve güvenliğinin yetersizliği nedeniyle rejimin çöküşünden sonra durum daha da kötüleşti. Çöl boyunca insan kaçakçılığı ticareti son derece kârlı ve hem Afrikalıları hem de Libyalıları cezbediyor.

Sorun, insan kaçakçılığı faaliyetlerinin büyümesi ve genişlemesiyle sınırlı kalmadı, sübvansiyonlu malların, silahların, uyuşturucuların, ilaçların ve çeşitli yakıt türlerinin kaçakçılığını da kapsayacak şekilde genişledi ve göçmen akışı kontrol edilemez hale geldi. Bu durum, Güney Avrupa ülkelerini Libyalı insan kaçakçısı şebekeler ile anlaşmalar yapmaya ve kaçakçılık faaliyetlerini durdurmaları karşılığında onlara önemli miktarda yıllık ödeme yapmaya zorladı. Bu ülkeler, Avrupa Birliği aracılığıyla, Libya Sahil Güvenlik mensuplarına eğitimler verdi ve kaçakçı gemilerini takip etmek ve göçmenleri yakalamak için onlara modern, hızlı tekneler temin etti.

Afrikalıların Libya'ya yerleştirilmesi sorunu, Libyalılar için sadece soyut bir endişe değil. Libya ve diğer Kuzey Afrika ülkelerinden gelen Afrikalı göçmen dalgalarını kontrol altına alamayan Avrupa ülkeleri, bu sorunlarından çıkış yolu olarak kendi toprakları dışında, Libya da dahil olmak üzere başka ülkelerde mülteci merkezleri kurmaya çalıştılar. Bu merkezlerin görevi, göçmenleri bir yerde toplamak ve sığınma başvuruları bu ülkeler tarafından gönderilen uzman güvenlik komiteleri tarafından incelenene kadar onlara barınma sağlamak. Libya güvenlik güçleri tarafından denetlenen ve bir kısmı silahlı grupların kontrolünde olan Afrikalı göçmenler için kurulan gözaltı merkezleri, orada tutulanların maruz kaldığı vahim insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası alanda kötü bir şöhret kazandı.

Dürüst olup, Libyalıların da komşu Afrika ülkelerinden insan kaçakçılığı yaparak ve Afrikalıları yapmak istemedikleri her türlü işte ucuz iş gücü olarak kullanarak mevcut krize katkıda bulunduklarını söylemek gerekiyor.

Sorun göçmenlerin kendilerinde değil, zira birçoğu gerçek savaşlardan ve yoksulluktan kaçmışlar. Sorun, insan haklarıyla ilgisi olmayan siyasi hedeflere ulaşmak için onların insani acılarının bir araç olarak kullanılmasında ve bunun istikrar için çabalayan bir ülkenin zararına olmasında yatıyor.

Libya, 1951 Mülteci Sözleşmesi'ni imzalamadı ve yasal olarak mülteci statüsünü tanımıyor. Ancak Dışişleri Bakanı Tahir el-Baur'a göre, UNHCR, İkinci Körfez Savaşı'ndan sonra Trablus'ta bir ofis açtı. Mevcut ofis, göçmenleri kaydetmeye ve onlara ülkedeki uluslararası kuruluşlardan hizmet alma hakkı veren resmi mülteci belgeleri vermeye başladı.

Uzmanların da belirttiği gibi, burada hukuki sorun temelde: BM'ye bağlı bir kuruluş, Mülteci Sözleşmesi'ni imzalamamış ve kendisine bu yetkiyi vermemiş bir devletin topraklarında resmi belgeler verdiğinde, pratikte devlete paralel bir sistem oluşturmuş ve hiçbir Libya otoritesi tarafından tanınmayan bir durumun yerleşmesini sağlamış demektir. Libya Temsilciler Meclisi'nin göçmenlerin yerleştirilmesi veya ülkenin demografik yapısının değiştirilmesi ile sonuçlanacak her türlü icraata karşı harekete geçilmesini talep etmesinin nedeni de bu. Ayrıca, yerleştirmeye karşı yapılan halk protestolarının ve bazı kişilerin Afrikalı göçmenleri hedef alan sert saldırıların nedeni de bu.

Bana göre Avrupa'nın açıkça ifade etmediği gerçek şu ki, Libya'da faaliyet gösteren BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve insani yardım kuruluşlarına gönderdiği fonlar, göçü sınırlarının ötesinde yönetme politikasının sadece bir başka yönüdür. Kendi topraklarında siyasi olarak başaramadıklarını, dışında hile yoluyla başarıyor. Trablus'taki UNHCR ofisinin yaptıkları tehlikeli ve Libya’nın tüm toplumsal yapısını etkiliyor.