Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Kasım'dan, Saddam'dan ve iki Arif'ten utanmıyorlar mı?

Bağdat, yolsuzlukla mücadele savaşının yankılarıyla yaşıyor. Gerçek haberler uydurma haberlere, doğru görüntüler, sahte olanlara karışıyor. Bağdatlıların “büyük balıkların” yakalanmasından duydukları sevinç açık ve onlarla alenen alay ediyorlar. Çift duvarlara veya bahçelere gömülmüş dolar yığınlarının haberlerini takip ediyorlar. Altınların ve onları çalanların başındaki yolsuzluk taçlarının haberlerini paylaşıyorlar. Sayısı çok olan “devlet madenlerinden” birinde bir milletvekili, vali, müdür veya üst düzey yetkilinin yolsuzlukları ortaya çıktığında sokaklarda gülüyorlar.

Bu konuyla ilgili bir kişiyi ziyaret ettim ve görüşme hem yararlı hem de keyifliydi. Bana şöyle dedi: “Lütfen sizdeki yolsuzluğu bizdeki yolsuzluk ile karşılaştırmayın. Sıradan bir mezeyi görkemli, hatta efsanevi bir ziyafetle karşılaştıramazsınız. Dahası, Bağdat'ın hırsızları Beyrut'unkilerden çok daha tehlikeli. Ülkenizde yağmalanan paranın miktarı, bizimkilerle karşılaştırıldığında inanılmaz derecede mütevazı görünüyor. Bağdat'ta eskiden beş yüz milyar dolardan bahsediliyordu, şimdi ise rakam hızla yükseliyor.” Ardından, “Böylesine muazzam zenginliğe sahip bir ülkenin, müdahale olmasaydı, maaşları ödeyememe de dahil olmak üzere ekonomik çöküşe doğru hızla ilerlediğine inanabiliyor musunuz?” diye ekledi.

Irak sokaklarında, Ali el-Zeydi hükümetinin yolsuzluğa ve yolsuzlara karşı başlattığı mücadeleye açık bir destek var. Gerçekten de parti, hizip veya mafya gibi “korumalara” sahip yolsuzları adalete teslim etmek ve çaldıkları kamu paralarını geri vermelerini talep etmek kolay bir iş değil. Bazı Iraklılar, “yolsuzluğun hamilerinin” aralarındaki anlaşmazlıkları bırakıp mevcut hükümetin yoluna siyasi, güvenlik ve yasal engeller koymakta anlaşmalarından duydukları korkuyu gizlemiyorlar. Bu durumun, silahların devletin elinde toplanması ve uzun süredir devam eden kontrolsüz silah döneminin sona erdirilmesi çabalarının önünü kesmesinden korkuyorlar. Zira kontrolsüz silahın, devletin içerideki prestijine ve komşularıyla olan ilişkilerindeki güvenilirliğine bedeli ağır oldu.

Bağdat'ı ziyaret eden biri bugünlerde yıllar önce duymayacağı sözler duyuyor. Saddam Hüseyin'e şiddetle muhalif olan bir politikacı şimdi şu itirafta bulunuyor: “Saddam, savaşlara ve sonuçlarına muazzam bir servet harcadı. Ancak hırsız değildi yani kamu malını kişisel servet biriktirmek için çalmadı. Lider Abdulkerim Kasım, 1963'te ilk Baas döneminde idam edildiğinde fakirdi. Bir dairesi bile yoktu. Cumhurbaşkanı Abdusselam Arif, kamu malını kötüye kullanmak veya yasadışı zenginleşmekle suçlanmadı. Yine kardeşi, Cumhurbaşkanı Abdurrahman Arif, kendisini deviren Saddam Hüseyin'den, yaşayabilmek ve geçinebilmek için yardım aldı.” Söylediği çok anlamlı bir ifade dikkatimi çekti: “Amerikan işgalinden sonra kamu malını yağmalayanlar, kamu malına asla el sürmeyen Kasım, Saddam ve Ariflerden utanmıyorlar mı?”

Bağdat ayrıca, bölgede yaşanan ve cevabı aranan birçok soruyu gündeme getiren, bazı politikacılarının geçiş aşaması olarak adlandırdığı bir dönemle de meşgul.

Bahsi geçen politikacıdan bu fırtınayı da açıklamasını istedim ve İran'ın, kurucu Dini Lider'in ölümünden sonra ülkeyi yöneten baba Hamaney’i uğurladığına dikkat etmenin anlamak için yeterli olduğunu söyledi. Dini Lider, ABD ve İsrail’in İran'a karşı savaşının başlangıcında bir İsrail hava saldırısında öldürüldü. Bu olay hiç de basit değil. Ardından, İran'ın ABD ile imzaladığı ve nükleer mesele ile diğer konularda zorlu müzakerelerin kapısını açacak olan Mutabakat Zaptı sayesinde savaş sona erdi. İran'ın, seleflerinin kaçındığı şeyi yapan bir adamın, yani General Kasım Süleymani'ye yönelik suikast emrini veren ve İran'a karşı savaş başlatan bir liderin önderliğindeki ABD ile anlaşma imzaladığı göz ardı edilemez.

İran'ın, özelliklerinin ve içindeki gerçek güç dengesinin tahmin edilmesi zor bir geçiş döneminden geçeceğini düşündüğünü ifade etti. Sağlık durumu onu günlük meselelerden uzak tutsa da Mücteba Hamaney'in Dini Lider'in üstlendiği önemli görevleri yerine getirebilecek durumda olduğunu belirtti. Mücteba'nın dizinden üç ameliyat geçirmesini gerektiren ciddi bir yara aldığına dikkat çekti. Ayrıca Mücteba'nın yüzünden de yaralandığını ve bunun dudaklarını da etkilediğini, başlangıçta doktorların estetik ameliyat tavsiyesine direndiğini söyledi. Bunun, kamuoyu önünde görünmekten kaçınmasının nedeni olabileceğini açıkladı. Fırtınanın geri kalan bölümleri bilindik. Beşşar Esed'in “sonsuza dek” başkanlık sarayında ikamet etmesi bekleniyordu, ancak şimdi Rusya'da sürgünde yaşıyor. Suriye fırtınadan etkilendi ve şimdi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın liderliğinde yaşıyor. Fırtınanın etkileri Lübnan ve Gazze'de de açıkça görülüyor; Lübnan Hasan Nasrallah'sız, Gazze ise Yahya Sinvar'sız yaşıyor.

Konuşmalarda sorular soruluyor, cevaplar aranıyor. Bir sonraki aşamada nasıl bir İran göreceğiz? Mücteba, babasının döneminde benimsenen politikaları yeniden başlatmak için milyarlarca doların gelmesini beklerken, ekonomik çöküşü önlemek için acı mutabakat zaptı zehrini içmek zorunda mı kaldı? Bölge ülkeleri, Hürmüz Boğazı adlı yeni bir İranlı generali ve onun vekillerini kabul edebilir mi? Bölge ülkeleri, boğazın tuzağının önemini küçümseyip, ne kadar maliyetli olursa olsun alternatifler bulabilir mi? Irak, silahı devletin elinde toplama sürecinde başarılı olacak mı ve böylece bazı örgütlerin topraklarından düzenlediği ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle ilişkilerine zarar veren saldırıların tekrarlanmasını önleyebilecek mi?

Başbakan Ali el-Zeydi'nin ofisinde ziyaretçiler, yolsuzluğa tolerans gösterilmeyeceği ve silahın devletin elinde toplanması sürecinden geri adım atılmayacağı yönünde net ifadeler duyuyorlar. Başbakan’ın ilk yurt dışı ziyareti Washington'a olacak. Irak ortaklıklar ve iş birliği ilişkileri arıyor ve vesayeti veya topraklarının başkalarının çatışmaları için bir arena haline getirilmesini kabul etmiyor. Türkiye, İran ve KİK ülkeleriyle en iyi iş birliği ilişkilerini istiyoruz. Irak'ın Arap kimliği köklüdür ve silinemez. Yolsuzlukla mücadelenin, silahların kontrol altına alınmasında ve Irak'ın bu çalkantılı bölgede yeniden normal bir devlet olmasını sağlamakta başarılı olmak için geçilmesi gereken bir sınav olduğu açık ve nettir.