Her şey birbirine bağlı ve hiçbir Batı veya Doğu ülkesi, Arap Körfezi ve Umman Körfezi sularında olup bitenlere ve belki de daha sonra Kızıldeniz'de yaşanacaklara kayıtsız kalamaz.
Bu, İran ile komşuları veya İran ile ABD arasında geleneksel bir anlaşmazlık değil, daha ziyade İran'ın boğazı kontrol altına alma yönündeki amansız çabasıdır.
Dünya -özellikle Avrupa ülkeleri, sadece Körfez ülkeleri değil- Devrim Muhafızlarının dünyanın gıda tedarikini ve ticaretini kontrol edeceği bu durumu kabul edecek mi?
Devrim Muhafızları subayları, şu veya bu sivil ticari gemiye geçiş izni verecekler veya vermeyecekler!
Salı günü, 24 saat içinde, İran Devrim Muhafızları, Katar’a ait ve doğal gaz taşıyan tanker de dahil olmak üzere boğazdan geçmeye çalışan üç ticari gemiye saldırdı. Kaydedilen ve Reuters tarafından yayınlanan yardım çağrısında, Katarlı “Er-Rukeyyat” tankerinin kaptanı şöyle diyordu: “Yardım edin! Burası er-Rukeyyat gemisi, LNG tankeri Rukeyyat. İskele tarafında, makine dairesinin üstünde bir insansız hava aracı tarafından hedef alınıyoruz.”
Durum, Katar makamları için bile netti. Katar Dışişleri Bakanlığı, LNG tankeri Rukeyyat’a yapılan saldırıdan yasal olarak tamamen İran'ı sorumlu tuttu.
Aynı zamanda, NATO dışişleri bakanları dün (salı günü), Türkiye'nin başkenti Ankara'da düzenlenen NATO zirvesi kapsamında Körfez ülkelerinden mevkidaşlarıyla bir araya gelerek Hürmüz krizi ve diğer konuları görüştüler. Görüşülen diğer konular arasında İran'ın şimdiye kadar reddettiği (elbette reddedecek) çok uluslu bir deniz misyonu başlatma yönündeki Fransız-İngiliz önerisi de yer alıyordu.
Reuters'e göre, Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Priveaux, toplantı öncesinde Avrupa'nın güvenliği ve Körfez ülkelerinin güvenliği hakkında: “Onların istikrarı ve bizim istikrarımız yakından bağlantılı” dedi.
Bu savaşın en başından beri, İran'ın, Körfez ülkelerinin dünyayla ve dünyanın Körfez ülkeleri ile ticaretine dayattığı boğucu durumla yaşamanın imkânsız olduğu açıkça ortada. Şimdi, Devrim Muhafızları komutanlarının ve İranlı liderlerin hâlâ ne yaptıklarının farkında oldukları umuduyla siyasi ve diplomatik çözümler deneniyor, ancak eğer bu siyasi araçları akıl ve barış arzusunun işaretleri yerine zayıflık ve acizlik işaretleri olarak yorumlamakta ısrar ederlerse geriye ne kalacak?!
En yüksek ses, Katarlı Rukeyyat gemisinin kaptanının sesidir: “Yardım edin!”