Yemen bildiğimiz gibi, İran planlarının eski ama hiç eskimeyen bir hedefidir. Bölge bugün de Yemen’i Arap Yarımadası, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde ileri hat bir saldırı üssüne dönüştürmek isteyen İran’ın iştahını kabartmaktadır.
Bugün İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) hükümeti, sağ eliyle tuttuğu Hürmüz Boğazı’nın yanına, Babu’l Mendeb Boğazı’na da katarak iki boğazı birden boğmak istiyor; Husiler ise burada bu tehlikeli planın temel bir aygıtı haline geliyor.
Batı dünyası ve onunla birlikte Arap dünyası, hatta Körfez dünyası bile, İran rejimi tehlikesini kökten kazımak konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Belki de dün söylediğimiz gibi, Hürmüz’ü İran hegemonyasından kurtarmak, İran’ın eylemlerinden zarar görenler arasında ortak bir zemin haline getirilebilir.
Bu gerçekleşene kadar, Yemen sahnesinde İran nüfuzunu kovmak, zayıflatmak veya dağıtmak için harekete geçmek mümkün değil midir?!
Husiler, özellikle kötüleşen yaşam koşulları ve daha önce bastırılmış olan ama şimdilerde sıcak buharlarını püskürtmeye başlayan öfke nedeniyle, Yemen toplumunun en belirgin bileşeni olan Yemen kabileleri nezdinde en parlak günlerini yaşamıyor. Yemen’deki kabile merkezlerinin başında el-Cevf bölgesi ve ayrıca Marib bölgesi geliyor.
Bugünlerde, Dehm kabilelerinin liderlerinden Şeyh Hamad bin Fedgam adlı kabile lideri, Husilere karşı devrim ilan etti ve Yemen kabile geleneklerinde ‘nekef’ (kabilelerin genel seferberliği) olarak bilinen çağrıyı tüm Yemen kabilelerine yaptı... Bu çağrıya yanıt olarak bazı kabileler el-Cevf vilayetindeki er-Rayyan kampına doğru akın etmeye başladı bile.
Husilerin kontrolü altında bulunan Yemen’in başkenti Sana’daki güvenilir kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi liderlerin ve denetçilerin, el-Cevf vilayetindeki ‘kabile seferberliğine’ karşı koymak için günlerdir ‘ihanet ve ajanlığa karşı durma’ iddiaları altında halkı toplamaya başladığını belirtti. Çeşitli mahallelerde geniş çaplı toplantılar düzenleyen Husiler, bölge sakinlerinden askeri hazırlıklara ve güvenlik hareketliliklerine katılarak sadakatlerini kanıtlamalarını istediler.
Aynı kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Husilerin bu seferberlik faaliyetine katılmayı reddeden kabile figürlerinin ve kanaat önderlerinin ev hapsine benzer tedbirler altına alındığını belirtti.
Evet, bu kabile şeyhi Hamad bin Fedgam geçmiş yıllardaki duruşunda pek çok çelişki yaşamış tartışmalı bir şahsiyettir. Meşru hükümeti destekleyip Husi grubuna karşı binlerce savaşçıya komuta ettikten sonra saf değiştirmiş, Husilere bağlılığını ilan ederek elindeki silah ve teçhizatı onlara teslim etmişti. Ancak bu davranış, Yemen’deki savaş ve kabile kültüründe alışılagelmiş bir durumdur. Hatta öyle ki, hem şaka hem ciddi olarak şu söylenir: Aynı kabileden bir grubu Husilerin safında, amca çocuklarını ise meşru hükümetin yanında bulabilirsiniz; bir arazi aracının gölgesinde yan yana oturup kat çiğnerler, sonra da her grup kendi askeri kampına geri döner!
Bu doğru; fakat bu durum Husilere karşı bu defaki kabile başkaldırısının farklı olduğunu söylememize engel değil. Aynı şekilde gerek kabile sahasında gerekse diğer alanlarda Husi hegemonyasıyla mücadele etmek için sızılabilecek boşlukların olduğunu söylemeye de mani değil. Nihayetinde Yemen insanı, Husi hançerinin gölgesi altında mutlu falan değil; yaşamı, güvenliği ve rızkı boğazına tıkanmış durumda.
Sözün özü: İran varlığına karşı gerçek bir seferberlik başlatmak, onu kuşatıp marjinalleştirmek için bu fırsat neden ganimet bilinip değerlendirilmesin?!
Dünya her zaman tamamen güvenli seçeneklerden ibaret değildir... Tıpkı şairin dediği gibi:
“Bulantı ve kederle yoğrulmuştur bu dünya,
Oysa sen onu kirlerden arınmış, berrak mı istersin?!”