Bir şifre ve gizli kod olan “110” sayısı, İran rejimi liderleri arasında Dini Lider Ali Hamaney'in öldürüldüğü anlamına geliyordu ve bu da misilleme planının devreye sokulması demekti. Bu planın merkezindeyse Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve komşu ülkelere saldırı düzenlenmesi yer alıyordu.
Bunları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, belgesel film yapımcısı İranlı gazeteci Cevad Mucabi ile yaptığı uzun bir röportajda dile getirdi.
Arakçi, bilhassa Dini Liderin konutunun da yer aldığı yerleşkeye yapılan hava saldırısının gösterdiği gibi İran rejimine derinden sızılmış olduğunu itiraf etti. Saldırının “hâlâ var olan” bir “güvenlik açığı” aracılığıyla gerçekleştirildiğini belirtti.
Arakçi'ye göre, bu güvenlik açığı sadece bilgi sızdırmakla sınırlı değildi, aynı zamanda karar alma süreçlerini etkilemeyi ve hükümet kurumları içindeki psikolojik iklimi şekillendirmeyi de kapsıyordu.
Arakçi, İran rejimiyle askeri çatışmaya girme kararının, ABD’nin İran'ın zayıf olduğuna dair yaptığı bir yanlış hesaptan kaynaklandığını da iddia etti. Arakçi bu yanlış hesabın, Lübnan'daki gelişmeler, Hasan Nasrallah suikastı ve Suriye rejiminin çöküşü gibi gelişmelerden ve İran’ın bunun sonucunda “bölgesel caydırıcılık gücünü kaybettiği” yanılgısından kaynaklandığını belirtti.
Rejimin diplomatik yüzü olan Arakçi, İran Devrim Muhafızları’nın bir parçası. Ayırt edici özellikleri arasında İngilizceye hakimiyeti, sakin ve soğukkanlı tavrı yer alıyor. Bu nedenle, rejimin savaş anlatısını pazarlarken, rejimin nasıl düşündüğünü, karar alma mekanizmalarını ve temel yapısını da ortaya koydu.
İran Humeyni rejimi, liderin kişisel karizmasına dayalı, tüm yapının onun yokluğuyla çöktüğü bireyselci bir rejim değil. Aksine, milliyetçi eğilimle iç içe geçmiş bir dizi köktenci devrimci inanca dayanan ideolojik, askeri bir rejim. Humeyni'nin ve iktidar ağının zihni işte bu bakış açısıyla ele alınmalı.
Bu, rejimin esnekliğe ve değişime karşı direncini ve nihai hedefine ulaşma kararlılığını gösterir ve söz konusu hedef, liderlerinin bilinen yazılarında açıkça ifade edilmiştir.
Arakçi’nin kendisi de bunu kabul ediyor ve röportajda ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'a görüşmeler sırasında şunu söylediğini anlatıyor: “İranlıları tehdit edemezsiniz ve onları kandıramazsınız.”
İster beğenin ister beğenmeyin, durum budur. Bu durum, bu kapalı rejimle hemen bir çatışmaya girmek anlamına gelmiyor. 20. yüzyılda yönetimini birden fazla kez değiştiren ve bu köktenci rejimi de birçok kez değiştirmeye çalışan İran halkının içinden ve eylem mekanizmalarından doğan bir değişim olmadığı sürece, zamanı bu rejimi bir ölçüde yatıştırmak, gerilimi azaltmak ve her anlamda öz savunmayı güçlendirmek için kullanmak mümkündür. Bu tercih edilebilecek en iyi yoldur, ancak tarih her zaman tercih edilen yolları izlemez.