Mayıs 2025’te, Babu’l Mendeb ve Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik bir dizi Husi korsanlığının ardından, Kızıldeniz’deki seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla Umman’ın arabuluculuğuyla ABD ile Husiler arasında bir ateşkes anlaşmasına varılmıştı. O dönemde köşemde şöyle yazmıştım: “Kızıldeniz’de Husi korsanlığının varlığını sürdürmesi tüm dünya için özellikle Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkeler ve en başta da Mısır ile Süveyş Kanalı için bir tehdittir.” Yine o dönemde, Mısır hükümetinin raporlarına atıfla, Husi korsanlığının Süveyş Kanalı’na verdiği zararın 2024’te yaklaşık 7 milyar dolara ulaştığını belirtmiştim.
Bugün Mısır, Husilerin İran rejimi lehine yeniden başlayan korsanlık faaliyetlerinin ardından, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde deniz seyrüsefer güvenliğini korumak amacıyla çağrıda bulunduğu büyük bir deniz savunma koalisyonuna katılıyor.
Sağduyu bize söyler ki; Süveyş Kanalı’nın güvenliği ve emniyeti, Babu’l Mendeb ve Aden Körfezi’nin güvenliğinden geçer. Bu bir siyasi görüş ya da temenni değil, adeta matematiksel bir hakikattir.
Babu’l Mendeb ve Süveyş Kanalı geçişlerinin ‘pratik’ bir alternatifi yok. Zamanında Portekizlilerin Kızıldeniz’i kullanmaktan kaçınmak ve o dönem Mısır’daki Memlük Devleti’ni bu uluslararası ticaret gelirlerinden mahrum bırakmak için keşfettiği Ümit Burnu rotası bile, artan navlun maliyetleri ve uzayan sefer süreleri nedeniyle Avrupa’ya yönelen ticaret trafiği için uzun vadede çözüm sunmamakta.
Mısır, Babu’l Mendeb ve Aden Körfezi’nde seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasında sadece ‘yardım eden ve imdada koşan’ bir taraf değil, doğrudan konunun asıl muhatabıdır. Hatta bu görev için en hevesli olması gereken ülkedir; çünkü en yalın ifadeyle Süveyş Kanalı’nın sahibidir. Tabii ki bu durum, genel anlamda Husi terörüyle mücadele etmek ya da raporlara göre silah ticareti, kaçakçılık ve deniz korsanlığı konularında Husi örgütüyle iş birliği yaptığı belirtilen El-Kaide bağlantılı eş-Şebab örgütü gibi unsurlarla savaşmak gibi bu sürece dâhil olmayı gerektiren diğer etkenlerin varlığını ortadan kaldırmaz.
Husi bombası, İran’ın emreden parmağı doğrultusunda büyük bir patlamaya zaten hazırdı ve daha önce de belirttiğimiz gibi bunun ‘provalarını’ yapmışlardı. O zaman sorulan soru şuydu:
Husiler yeni bir ‘patlamaya’ mı hazırlanıyor? Yanıt ise netti: Tüm veriler bunu gösteriyordu.
Husilerin bileği, sadece Batı veya Doğu ittifakları tarafından değil, Kızıldeniz’in güvenliğiyle doğrudan ilgilenen bölge ülkeleri tarafından nihai olarak bükülmediği sürece huzur, barış ve güvenli bir ticaret mümkün olmayacaktır. Bunun dışındaki her şey, sorunları ertelemekten, büyütmekten ve ileride çözme maliyetini katlamaktan başka bir işe yaramaz.
O günkü sözün özü şuydu: “Yarayı tedavi etmek yerine uyuşturmakla karşı karşıyayız. Bu durum böyle devam ederse, tüm dünyanın yüzleşmek zorunda kalacağı bölgesel ve uluslararası bir hesaplaşmayla karşı karşıya kalacağız.”
Çünkü Kızıldeniz’deki ticaret trafiğini ‘sabote etmek’ yalnızca yerel veya bölgesel bir mesele değil; dünya ticaretinin ana damarlarını ve ruhunu hedef almaktır.
Allah, emrini yerine getirmeye kâdirdir.