Paradoks şu ki, insanlar sosyal medya aracılığıyla giderek daha fazla bağlantı kurarken ve bunun farklılıkları ortadan kaldırması, tanışıklığı artırması, yanılgıları ve klişeleri sona erdirmesi beklenirken, tam aksi oldu. Mezhepçi eğilimler arttı, etnik gerilimler yoğunlaştı ve bölücü unsurlar ortak noktaların önüne geçti; bunların hepsi sosyal medyanın kendisinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu araç için daha uygun terim “sosyal iletişim” değil, “sosyal parçalanma”dır.
Başka bir deyişle, geçmişin bazı olumsuz yönlerine rağmen, Yemenliler bugün olduğundan daha fazla kin ve bölünme nedenleri öne sürme eğiliminde hiç olmamıştı. Bu durum, Yemenli milliyetçileri İslam öncesi yüzyıllardan kalma figürleri yeniden canlandırmaya ve geçmiş İslam dönemlerinden dini figürleri ve hayali imamları yeniden hatırlatmaya yöneltti.
Irak'ta, Suriye'de, Lübnan'da, Sudan'da, Libya'da egemenlik, gergin özgünlüklerin liderlerine ve onların sunaklarında tapanlara ait.
Arap sosyal medya aktivistlerinin çekişmelerinde, müzikten modaya, yemekten mimariye kadar her şey ve tüm Arap halklarının ahlaki ve edebi temellerine yönelik hakaretler, küfürler ve saldırılar görülüyor. Herkes birbirini parçalıyor.
Sayın Hazım Sağıye bu gazetedeki makalesinde şunu sormakta haklıydı: “Biz vatan mıyız?” Bu soruya düşünceli ve acı dolu bir şekilde şöyle cevap veriyor: “Son birkaç yıl, sadece Lübnan değil, Arap Maşrık (Levant) bölgesinin tamamında yeniden değerlendirmeler için kapıyı ardına kadar açtı. Bu yeniden değerlendirmelerin sonucunu şu anda tahmin etmek zor olsa da vatanseverlik ve vatansever olmama, direniş ve teslimiyet gibi eski ikilikler etrafında dönmeyecekleri kesin. Yükselen sorun, Aksa Tufanı sonrasında İsrail'in taleplerinin yüksek bedeliyle kendilerini birleşik halklar ve uluslardan ziyade mezhepler ve gruplar gibi görmeye ikna olmuş ortamlardaki bölünmelerin patlamasıdır.”
Bunun sosyal medyanın bir ürünü olduğunu veya sosyal medyanın, başkaları hakkındaki şüphelerini ve boş kanaatlerini sergilemek isteyen herkes için bir sahne ve sirk yarattığını söylemek adil ve normal midir?
Bugün, daha tehlikeli ve daha büyük bir biçimde “büyük fitne” dönemini yeniden yaşayarak, şiddetli anlaşmazlık dalgalarıyla mücadele ediyoruz. Bu nedenle, ulusal ruhu ve birleştirici anlatıyı sağlamlaştırmak ve tehlikeler karşısında kolektif uyumun temel taşı olacak bir sosyal uzlaşma inşa etmek hayati önemde ve varoluşsal bir talep.
Bu hayati önemdeki ortak zemin, diğer marjinalleştirilmiş gruplara baskı uygulamak veya doğal anlaşmazlıkları bastırmak anlamına gelmez- veya gelmemeli. Çünkü bu durumda, bu farklılıklar karanlık koridorlara sızacaktır ve karanlıkta şeyler büyür ve çarpıklaşır.
Tüm bunlardan sonra, sosyal medyanın tenha alanlarındaki bu kolektif “dervişvari” davranışı durdurmalıyız, çünkü bunun sonucu uygarlığın yok oluşudur. Ve ilk durdurulması gerekenler medya liderleri ile kamuoyunu şekillendirenler ve yönetenlerdir. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir.