Memun Fendi
TT

Mısır'ın bölgesel rolünde yeni bir dönem mi başlıyor?

Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Askeri Akademi'deki konuşmasında Mısır'ın Suudi Arabistan'ı savunmaya hazır olduğunu belirterek şunları söyledi: “Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın direktifleri doğrultusunda, sizi korumak veya savunmak için gerekli her türlü adımı atacağım. Bu konu Mısır Parlamentosu'nun onayını gerektiriyor ve umarım Parlamento, talep edilmesi halinde acil olarak toplanarak bize bu yetkiyi verir.” Cumhurbaşkanının sözlerinin özü, saldırı değil, savunma ile ilgiliydi. Parlamento, Cumhurbaşkanına istediği yetkiyi verecektir. Ancak en önemli soru şu: Mısır'ın bölgesel rolünde yeni bir dönemin başlangıcına mı yoksa Körfez'in ve özellikle Suudi Arabistan'ın güvenliğini Mısır güvenliğinin bir uzantısı olarak gören tarihi bir ulusal güvenlik anlayışının aktivasyonuna mı tanık oluyoruz?

Bazıları, Mısır'ın Körfez'deki askeri varlığının, 1991'de Kuveyt'in kurtarılması için eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in Suudi Arabistan merkezli Arap koalisyonunun bir parçası olarak savaşa katılmaları amacıyla Mısır kuvvetlerini göndermesiyle başladığını sanıyor. Ancak mesele bundan daha eski. Irak Başbakanı Abdulkerim Kasım, 1961'de bağımsızlığını kazandıktan sonra Kuveyt'i ilhak etmekle tehdit ettiğinde, Cemal Abdunnasır, Kuveyt'in bağımsızlığını korumak ve tehditleri caydırmak için Arap Birliği şemsiyesi altında oluşturulan Arap kuvvetinin bir parçası olarak Mısır kuvvetlerini göndermişti. Amaç, İngiliz korumasına başvurmadan zorla ilhakı önlemekti. Otuz yıl sonra, Hüsnü Mübarek, Saddam Hüseyin'in işgalinden Kuveyt'i kurtaran koalisyonda büyük bir Mısır kuvvetiyle yer aldı. Bugün, Cumhurbaşkanı Sisi, Suudi Arabistan'ı savunmaya hazır olduğunu vurguluyor. Burada, Nasır'dan Mübarek ve Sisi'ye uzanan bir süreklilik görüyoruz. Liderler değişti, ancak Körfez'in güvenliği Mısır'ın stratejik hesaplarında her zaman sabit kaldı.

Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Sisi'nin açıklamasındaki yeni olan husus ilkenin kendisi değil, tehdidin değişen doğasıdır. 1961'de tehlike, bir devletin diğerini ilhak etme talebiydi; 1990'da ise doğrudan askeri işgaldi. Bugün devletler ve milisler iç içe geçmiş durumda ve füzeler ve insansız hava araçları, devlet kontrolü dışında faaliyet gösteren silahlı örgütlerin kendilerinden kat kat güçlü devletlere stratejik zarar vermesine olanak tanıyor. Husi'lerin Kızıldeniz'de seyrüseferi tehdit etmesi, ticari işlevini bozarak, devletlerin çıkarlarını koruma güçlerine yönelik günlük bir test alanına dönüştürdü.

Bu perspektiften bakıldığında, Suudi Arabistan ve Mısır’ın güvenliğinin, sadece söylemsel olarak değil, pratik olarak da ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlandığını görürüz. Başbakan Mustafa Medbuli daha önce Süveyş Kanalı gelirlerinin yaklaşık 6,7 milyar dolar azaldığını, bunun da Mısır ekonomisine doğrudan ve acı verici bir darbe olduğunu doğrulamıştı. Bu meblağ, bir müttefikle dayanışmanın bedeli değil, Mısır'ın bölgesel ortamın istikrarsızlığı nedeniyle ödediği bir bedeldir. Husi grubu bu hayati kaynağı sekteye uğratmayı başardığında, Babul Mendeb'in güvenliği Mısır'ın ekonomik güvenliğinin doğrudan bir bileşeni haline gelir.

Bununla birlikte, Krallığı korumak için müdahale etmeye hazır olmak bir şey, yeni bir güvenlik sistemi oluşturmak ise bambaşka bir şeydir. Sisi'nin parlamento onayı talebi, rakiplere caydırıcı bir mesaj olarak yorumlanabilir; gerekirse askeri müdahale için siyasi ve kurumsal bir hazırlık vardır. Caydırıcılık sadece güç kullanıldığında değil, karşı tarafın kullanımının meşru, uygulanabilir ve maliyetli olduğuna ikna olması durumunda da etkilidir.

Savaşlar asla hükümetlerin planlarına göre gelişmez. Dimyat Limanındaki iki gemiye yapılan insansız hava aracı saldırısı gibi öngörülemeyen bir olay, önceden genişletme kararı alınmadan çatışmanın kapsamını genişletebilir. Mısır Cumhurbaşkanının gerilimde bu tür istenmeyen bir tırmanmayı öngördüğünü ve yetkilendirme talebinin, deklare edilen savunma misyonunun ötesine uzanan olası durumlar için bir hazırlık olabileceğini düşünüyorum.

Buradaki daha geniş çaplı sınav, Mısır'ın ekonomik yükleri ve Sudan, Libya, Gazze ve Kızıldeniz'deki sınırlarında bulunan diğer tehditlerin baskısı göz önüne alındığında, askeri gücünü sürdürülebilir siyasi etkiye dönüştürme yeteneğidir. Askeri güç, olası bir varlık sağlar, ancak tek başına yeterli değildir; bölgesel denge için kurallar koyan güçlü bir ekonomi ve diplomasi gerektirir. Suudi Arabistan-Mısır ortaklığı bu yükü hafifletebilir.

Nasır'dan Mübarek'e ve ardından Sisi'ye kadar, soru Mısır'ın Körfez'e geri dönüp dönmeyeceği değil; zira stratejik olarak o hep orada oldu. Soru şu: Mevcut bölgesel dengeleri savunmaktan, yenilerini şekillendirmeye katkıda bulunmaya mı geçecek? Bölgesel bir rol, konuşlandırılabilecek asker sayısı ile değil, bu tür konuşlandırmaları daha az gerekli kılan bir güvenlik inşa etme kudreti ile ölçülür. Yaygın inanışa göre Arap ulusunun iki kanadı vardır: Mısır ve Suudi Arabistan. Bu yeni yetkiden sonra uçuş başlayacak mı?