Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Alışılmışın dışında bir başkan

Demokrasi ne kadar acımasız; dünyanın en güçlü ülkesindeki en güçlü adamın kaderini seçmenlerin iradesine bağlıyor. Biri başkanı yükselen yakıt fiyatları nedeniyle cezalandırmak istiyor, diğeri sağlık hizmetlerini tehdit ettiği için üçüncüsü ise göçmenlere karşı hoşgörüsüzlüğü nedeniyle. Seçmen, “ABD’yi Yeniden Harika Yap” sloganından çok günlük ekmeği, maaşı ve iş fırsatlarıyla ilgileniyor. Demokrasilerin doğası, güçlü adamı cezalandırmak; onu görevden almak veya hırslarını ve aşırılıklarını dizginlemektir. Burası ABD; Çar'ın seçim sonuçlarını önceden bildiği Rusya değil, Mao Zedong'un tahtında oturan İmparatorun saltanatını sürdürmesi için özel bir mekanizmaya sahip olan Çin de değil.

Seçim sandığı mahkemesi son derece serttir. Nihai kararlarını değiştirmek zordur. Birçoklarını şaşırttı ve çoğuna ihanet etti. Donald Trump daha önce dürüstlüğünü sorgulamaya çalıştı ve bu yolculuk pek de verimli değildi.

ABD ne zaman seçimlere gitse, ara seçimler bile olsa dünya da onunla birlikte gidiyor. Küresel köy, Beyaz Saray sakininin gücü, karizması ve karar alma kudretiyle tamamen meşgul oluyor. Yakın ve uzak haritalar, kendilerini Amerikan devine komşu hissediyor; o ya onların topraklarında ya sularında ya da semalarında yer alıyor. ABD, kaderi diğerlerinin kaderinde iz bırakan siyasi, ekonomik ve medyatik bir güçtür.

Sanki bütün dünya oylamaya katılacakmış gibi. Sebep basit ve gezegendeki en karizmatik adamla; sanki ülkesini ve dünya ile ilişkilerini yeniden kuruyormuş gibi darbe rekoru kıran adamla ilgili. Birçoğu, emlak dünyasından milyarderin Cumhuriyetçi Parti’nin adaylığını kazanamayacağına inanıyordu ve kazandığında da siyasi geçmişi olmayan bir adam için Beyaz Saray kapılarının açılmayacağını düşündüler. Bu adam -bu fırtına- Oval Ofis'e girdiğinde, orada uzun süre kalmayacağını sandılar. Seçmenler onu hayal kırıklığına uğratınca da rahat bir nefes aldılar ve emekli olup seksenli yaşlarını golf sahasında geçireceğini tahmin ettiler. Emekli olmadı ve davranışları intikam kokuyordu. Sonra, ülkesinin tarihinde, bir başka adam dışında, benzeri görülmemiş bir adımla geri döndü.

Darbeler ustası. O, ekranın yıldızlar doğurduğu dönemde medyanın büyüsünü ve gücünü fark etti. Kuruluş ve kurumların dışından Amerikalılara seslendi, geleneksel medyanın kalelerine meydan okudu ve Amerikalıları ve dünyayı tweetlerle bombardımana tuttu. Sanki küresel bir gazetenin baş editörüymüş gibi. Uyandığında, başkentlere manşetler ve kısa cümleler dağıtıyor, böylece onları meşgul ediyor. Gazeteciler ve kurumlar arasında kendisine düşman olanlara meydan okuyor. Nefret denizinde yüzmekten zevk alıyor gibi görünüyor.

Darbeler ustası. Hiçbir Amerikan başkanı NATO'yu onun gibi eleştirmedi. Hiçbir Amerikan başkanı eski Avrupa'yı onun kadar alaya almadı. Beyaz Saray'ın efendisinin, Élysée Sarayı sakinine karısından yediği tokadı hatırlatması basit bir şey değil. Ve hiçbir Amerikan başkanı Zelenskiy adındaki bir ziyaretçiyi böyle bir aşağılamaya maruz bırakmazdı. Hiç kimse, ülkesinin topraklarını savunan bir adamın, Ukrayna'nın yeniden çizilmiş haritasını kabul etmeyi reddettiği için kenara çekilmesini talep etmeye cesaret etmezdi. Putin'in Ukrayna topraklarında bir “güvenlik bölgesi” kurma hakkını fiilen kabul etti; bu emsal birçok kişiyi endişelendiriyor ama Binyamin Netanyahu adındaki bir adamı memnun ediyor.

Önce şaşkın görünüyor, sonra da şaşırtıyor. Bir kriz yaratıcısı ve bir arabulucu. Kuralların, normların ve geleneklerin dışında bir adam; kuralları, normları ve gelenekleri yıkıyor. Nicolás Maduro, Beyaz Saray generalinin kendisini, Amerikan mahkemesinde yargılamak için eli bağlı bir şekilde götürmek ve Venezuela petrolünü yeniden Amerikan kontrolüne almak için askerlerini göndermesini beklemiyordu. Kübalılara da hâlâ Fidel Castro'nun mezarını kirletebileceklerini ve mirasçılarının yönetimini sona erdirebileceklerini vaat ediyor.

Trump'ın cephaneliği çeşitlidir; tweetler, gümrük vergileri, ekonomik yaptırımlar ve gerekli gördüğünde filo gönderebilmek. Ve tüm bu uygulamalar sırasında, “anlaşma sanatı”nın savunucusu olduğunu unutmuyor.

Ortadoğu'da Trump, seleflerinin asla cesaret edemediği adımlar attı. İlk döneminde Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdı ve ABD büyükelçiliğini oraya taşıdı. Ayrıca Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini de tanıdı. Yine ilk döneminde Trump, çeşitli Arap devletleri ile İsrail arasında imzalanan İbrahim Anlaşmaları'nın itici gücü oldu. Aynı dönemde Trump, seleflerinin cesaret edemediği bir adım olan, Bağdat havaalanı yakınlarında İran Kudüs Gücü komutanı General Kasım Süleymani'nin öldürülmesi emrini verdi. İran liderliği, Süleymani'nin öldürülmesini emredenin daha ileri gidebileceği mesajını kavrayamadı. Netanyahu'nun, destekçisi ve ortağı Trump'ın yeşil ışığı olmadan uçaklarını Tahran hava sahasına göndermeye cesaret edemeyeceği açık.

Yarınki ara seçimler, ABD-İran çatışmasında hassas bir aşamada gerçekleşiyor. Müzakere ile saldırı arasındaki yarış, hassas ve kritik bir aşamaya girdi. Trump'ı Obama'nın İran ile yaptığı anlaşmadan çekilmeye ikna eden Netanyahu, ABD Başkanını “işi bitirmenin” gerekliliğine ikna etme çabalarına devam ediyor. Trump karışık sinyaller gönderiyor ve Tahran da karışık sinyaller gönderiyor. Trump, İran nükleer tesislerine hızlı bir saldırı tehdidinde bulunurken, İranlı yetkililer “nükleer doktrinde” değişiklik çağrısında bulunan bir halk talebinden bahsediyor.

Eğer rakipleri Kongre'nin her iki kanadının da kontrolünü ele geçirirse, Trump'ın geri kalan günleri kolay olmayacak. İşleri aksatmaya çalışacaklar. Engelleme, hesap verebilirlik ve hatta başkanın azledilmesi hayaline bile kapılabilirler. Ancak Trump'ın partisinin kaybetmesi, zor kararlar almasını engellemeyecek, ancak kendisi ve yönetimi için kurulacak tuzaklara daha yakından dikkat etmesini gerektirecek. Büyük soru şu: Yenilgiye, mirasını seçim sandığında bir yenilgiyle değil, savaşta bir zaferle ilişkilendirmek için İran'daki görevi tamamlayarak mı karşılık verecek?