Bir zamanlar “Sedirler Ülkesi” olarak bilinen Lübnan, şimdi failleri bilinmeyen, büyük ve küçük suç ve cinayetlerin işlendiği bir ülke olarak biliniyor. Siyasi suikastlar sıradan hale geldi ve bazı suçlar kayıtlara geçmiyor ve hatta soruşturulmuyor bile. Katil veya kurban ne kadar tanınmışsa, gerçek o kadar gizleniyor. Lübnan mezhepçilik ile yaşadığı gibi, mezhepçi hesaplar ile de ölüyor; cumhurbaşkanları, başbakanlar ve diğerleri. Üç başbakan ve bir başkan, hepsinin failleri bilinmiyor. Kurbanlar listesinde bakanlar, din adamları, askerler, gazeteciler de yer alıyor ve kilise ve camilerin bombalanmasının yanı sıra tehlikeli mezhepsel bağlantıları olan kadınlar da bulunuyor.
Tüm bu büyük suçlar, tek amacı mezhepsel çatışmayı kışkırtmaktan kaçınmak için adaleti engellemek olan Yargı Konseyi adı verilen en yüksek yasal organa havale ediliyor.
Liderler aileleri ve çocuklarıyla birlikte hayatlarını kaybetti; milletvekili Tony Franciye'nin ailesi ve milletvekili Dany Kamil Şamun'un ailesi, ayrıca Beşir Cemayel'in kızı ve ardından kendisi. Basın sendikasının iki başkanı Riyad Taha ve Kamil Merve, bir dizi önde gelen gazeteciyle birlikte suikasta kurban gitti. Katiller hep meçhul ve Yargı Konseyi kapalı kaldı.
Bu cinayetlerin çoğu, ülke bir tür vesayet altındayken işlendi: 1960'ların başlarında Mısır vesayeti, ardından Filistin ve daha sonra da Suriye'nin uzun süreli yönetimi. Bu, Lübnanlıların masum olduğu veya suçtan önce ve sonra kanunlara uydukları anlamına gelmiyor. Ancak Lübnan bu konuda bir rekor kıracaktı ve kimse ona acımayacak veya tek bir suçtan bile aklamayacaktı. Bugünlerde ülke bölünmüş durumda ve devlet memnun değil çünkü bazıları Yargı Konseyi'nin kapılarını açmakta ısrar ederken, bazıları da “rahat bırakılmasını” isteyerek kapalı tutmakta ısrar ediyor.