“Bu, bir milletin kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür.”
Bu değerlendirme, Muhafazakâr Parti Milletvekili Dominic Grieve taarfından İngiltere’nin AB’den ayrılma (Brexit) krizi nedeniyle karşı karşıya kalınan karmaşaya ve girift sorunlara ilişkin yapıldı. Brexit’i çevreleyen belirsizlik ve Başbakan Theresa May'in Brexit planının parlamentoda aldığı yenilgiden sonra hükümetin ne gibi adımlar atacağının bilinmemesi nedeniyle ülkenin ağır bir bedel ödediği artık bir sır değil. Prestijli The Guardian gazetesi dün, birçok büyük şirketin genel merkezini İngiltere'den diğer ülkelere taşımak için adımlar attığını, yaşanan endişeli bekleyişten ve belirsizlikten dolayı birçoğunun sabrının tükendiğini yazdı. Hükümet ve milletvekilleri ise Brexit dosyası etrafında yaşanan krize son verecek ve ülkenin 2016'nın haziran ayındaki referandumdan bu yana girdiği uzun karanlık tünelden çıkaracak bir uzlaşı ümidini yitirmiş bir şekilde birbirleriyle mücadele ediyor.
Bu şirketlerden biri de Avrupa'daki merkez ofisini Londra'dan Amsterdam'a taşıyacağını ilan eden Sony’dir. Bir diğeri de Dyson’dır. Şirket Başkanı Sir James Dyson, Brexit’ın en büyük finansörlerinden ve destekçilerinden biriydi. Ancak şirketi yakın zamanda merkez ofisini İngiltere'den Singapur'a taşıyacağını ilan etti. İngiliz Kanalı'ndaki en büyük nakliye şirketi olan P & O da tüm deniz filosunu Kıbrıs bayrağı altında faaliyet göstermek üzere yeniden kaydedeceğini açıkladı. Diğer şirketler de benzer bir yola gireceklerdir. Bentley Automotive ve Dixons Carphone Electric gibi şirketler, İngiltere’nin AB’den anlaşmasız ayrılması durumunda oluşabilecek bir “felaket senaryosuna” hazırlıklı olma bağlamında ihtiyaç duydukları malları, yedek parçaları ve diğer malzemeleri depolamak için acil durum planlarını devreye koymuş durumda.
İngiltere’nin AB’den resmi olarak ayrılmasına sadece 64 gün kaldı. Ülke, ortak bir vizyona ulaşmaktan oldukça uzak. Görünen o ki buna kaos, kutuplaşma ve derin anlaşmazlıklar engel oluyor. Brexit’in kaderini ve şeklini, kalan bu kısa süredeki şiddetli çekişmeler belirleyecek.
Hükümet ile parlamento arasındaki ilk savaş, May hükümetine ait ilk planın geçen hafta 230 oyla parlamentoda reddedilmesinden sonra başladı. May, milletvekillerinin çoğunluğunun desteğini alabilecek herhangi bir plan geliştiremedi ve diğer bütün alternatifleri pratik olarak öldüren kırmızı çizgi planlarına inatla bağlı kaldı. Yapılan yorumlarda May'in "zamana oynadığı" da belirtiliyor. Dolayısıyla parlamento, Brexit konusunda inisiyatif almak istiyor.
Çaresiz kalan hükümet ile parlamento arasında devam eden “inisiyatif alma” savaşında top meclis yarı sahasına düşerse “Brexit” için yeni alternatiflere kapı aralanabilir. Ancak bu, parlamento ile hükümet arasındaki ilişkiyi de "zehirleyebilir". Yaşanan savaş bağlamında iktidardaki Muhafazakâr ve İşçi partileri milletvekillerinden bir grup, gelecek salı günü oylanmak üzere bir dizi yasal değişiklik sundu. Muhalefet partileri ve partiler üstü gruplaşmalara giden bazı milletvekilleri hükümeti gittiği yönden döndürmeye çalışıyor. İngiltere Parlamentosu aynı zamanda May'in vaatlerini içeren bir önergeyi de oylayacak.
Teresa May, şaşırtıcı bir şekilde halen Güney ve Kuzey İrlanda arasındaki "güvenlik ağına" dair endişeleri gideren yeni emniyet güvenceleri elde etmeyi umut ediyor. Bunu da Kuzey İrlanda'daki Demokratik Birlik Partisi'nden bazı milletvekillerinin desteğini almak için yapıyor. Zira iktidarda kalması bu milletvekillerin desteğine (10 oy) bağlı. Ancak AB'nin yeni güvence veya teminat verme ihtimali oldukça zayıf. Bu nedenle milletvekilleri Brexit dosyasında inisiyatif alma hamleleri yapıyor.
İşçi Partili milletvekili Yvette Cooper'ın iktidar partisi mensubu bazı milletvekillerinin desteğiyle parlamentoya sunduğu teklif önümüzdeki salı günü oylanacak. Bu teklif parlamento gündemini belirleme yetkisini hükümetin elinden almayı amaçlıyor. Parlamento üyeleri, AB'den çıkış müzakerelerini başlatan Lizbon Antlaşması'nın 50'nci maddesinin askıya alınmasını oylayacaklar. May'in Brexit planını 26 Şubat’a kadar geçirememesi durumunda en azından müzakereler için daha fazla zaman kazanmış ve İngiltere'nin AB'den anlaşmasız şekilde ayrılmasının önüne geçmiş olacaklar.
Çeşitli partilerden milletvekilleri, İngiltere'nin AB'den anlaşma olmadan ayrılmasının limanlarda ve havaalanlarında kaosa neden olacağı ve İngiliz ekonomisini ayakta tutan büyük şirketlerin ağır kayıplara uğrayacağı endişesi taşıyor. Bu nedenle yasa değişikliğini destekliyorlar. Teklifin gelecek salı günü geçmesi halinde İngiliz hükümeti için bağlayıcılık niteliği taşıyan tek yasa bu olacak. Diğer bir değişiklik teklifi de İşçi Partisi'nden geldi. Bu teklif öncelikle anlaşmasız bir Brexit ihtimalinin ortadan kaldırılmasını hedefliyor. AB ile gümrük birliği ve tek pazar ilişkisini koruyacak bir anlaşmaya varılmasını savunuyor. Yani “Yumuşak Brexit” olarak nitelendirilebilecek tekliflerin parlamentoda veya referandumda oylanabilmesinin önünü açıyor. Bu değişiklik, iktidar milletvekilleri tarafından desteklenmeyebilir. Dolayısıyla da meclisten geçmeyebilir.
Bie diğer önemli değişiklik teklifi de Dominic Grieve tarafından sunuldu. Teklif, parlamento gündemini belirleme yetkisinin (bunu genellikle hükümet belirler) parlamentoya verilmesini, alternatif Brexit planlarının milletvekilleri tarafından tartışılabilmesini amaçlıyor. Grieve’in verdiği değişiklik teklifi geçerse 26 Mart'a kadar her salı parlamentonun gündemini hükümet değil parlamentonun kendisi belirleyecek. Parlamenterler, İşçi Partisi'nin planında olduğu gibi ikinci bir referandumu, AB’den pazarlıksız ayrılmayı veya Norveç modeli tarzında “Yumuşak Brexit” modelini oylayabilecek. Bu değişiklik birçok milletvekili tarafından destekleniyor.
Parlamento ve hükümet arasındaki savaşın yanı sıra Teresa May hükümeti içinde de "kanatlar savaşı" var. Anlaşmasız Brexit'i savunanlar ile Brexit'i intihar olarak niteleyenler arasında bir savaş devam ediyor. Bu bağlamda, Çalışma ve Emeklilik Bakanı Amber Rudd, May'in İngiltere'nin AB'den herhangi bir anlaşma yapmadan ayrılması seçeneğini elememesi ve 50'inci maddeyi "askıya almayı" reddetmesi halinde yaklaşık 40 bakanın istifalarını sunacağı konusunda uyardı. Buna karşılık Uluslararası Ticaret Bakanı Liam Fox, hiçbir anlaşma yapmadan ayrılmanın 50'inci maddeyi askıya almaktan daha iyi olduğu konusunda ısrar ediyor.
Hükümetin içindeki bu kanatlar ile parlamentodaki birden fazla blok arasında sıkışıp kalan May, kendisini hapsolmuş ve manevra yapma kabiliyetini kaybetmiş olarak görüyor. "Kaybet-Kaybet" diyebileceğimiz bu savaşta May, şayet ılımlılardan yana taraf olursa hükümetinin ve partisinin sert kanadını kaybetmiş olacak. Şayet sert kanadı desteklerse ılımlıları kaybedecek. Her iki durumda da herhangi bir planı geçirmek için yeterli desteği bulamayacak.
Sadece May’in değil, İngiltere'nin de başı dertte. Çünkü resim bulanık, kafa karıştırıcı ve bedeli ağır. Bu nedenle yeni bir maraton başlamış durumda. Kurtarılabileceklerini kurtarmak ve “felaket senaryosundan” kaçınmak için meclise yasa değişiklikleri sunuldu. Bu maratonun sonucu salı günü daha belirgin hale gelebilir.
TT
'Felaket senaryosunu' önlemek için açıktan savaş
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة