ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Mısır’daki Amerikan Üniversitesi’ndeki konuşmasından sonra, Prof Dr. Alaaddin Hilal, El-Ahram gazetesinde Amerikan yaklaşımına eleştirel bir makale yazdı.
Makalesinde Arap turunda Pompeo tarafından dillendirilen projeye katılmanın Arap ülkelerinin ve Mısır’ın çıkarına olmadığını ifade etti. ABD projesi, Şubat ayının ortalarında Polonya'nın Varşova kentinde bir toplantı yapılmasını öngörüyor, bölgedeki İran müdahalesine karşı savunma gücü oluşturmak için 8 Arap ülkesini bir araya getiriyor.
Önde gelen bir siyaset bilimi profesörü olan Alaaddin Hilal, ABD öncülüğündeki bu projenin Mısır’ın çıkarına olmadığını, zira bu toplantıya, İsrail’in de katılabileceği söyledi. Makalesinde şu hususlara da dikkat çekti;
Mısır, İran hariç, ulusal güvenliği ile ilgili birçok sorunla karşı karşıyadır. Ayrıca bölgesel ve uluslararası kutuplaşma var. Bu şekildeki bir savunma projesine katılan Arap ülkelerinin kendilerini İran ile birlikte ABD'ye muhalif konumda olan Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkelerin içinde olduğu başka bir ittifakla karşı karşıya gelmiş bulacaklar.
Amerikalılar çok değişkendir, Trump'tan sonra ABD politikaları, bu savunma projesi hiçbir amacına ulaşmadan değişebilir.
Mısırlı profesörün dikkat çektiği ilk mesele, dikkate almayı veya yüzleşmeyi gerektiren tehlikelerin farkında olma meselesidir. İran'ı Mısır'ın ulusal güvenliği için bir tehdit olarak görmüyor. Bu anlayış, uzlaşamadığımız konulardan biridir ve yaklaşık 20 yıldır Arapların en önemli sorunu olmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz yıllarda ‘Şarku’l Avsat’ gazetesindeki makalelerimde defalarca bahsetmiştim;
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el Faysal, 2010 yılında Libya'daki Sirte Arap zirvesinde Arap Birliği Eski Genel Sekreteri Amr Musa ile ters düşmüştü. Amr Musa, zirvede İran ve Türkiye ile stratejik bir diyalog süreci yürütülmesi yönünde bir öneri sundu. Prens El Faysal'ın görüşü ise Arapların bu iki komşu devlete ve diğerlerine karşı ‘stratejik boşluktan’ muzdarip olduğu, mevcut veya hüküm süren durumun, böylesi bir diyaloğun netice vermesine izin vermeyeceği yönündeydi.
Faysal'a göre bu iki komşu ülke, devletlerin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve komşularla iyi ilişkileri koruyan adil ve insaflı bir diyalog yerine zafer kazanma peşindeler. Arap Birliği Eski Genel Sekreteri Amr Musa, bütün Arap ülkelerinin stratejik güvenliğine öncelik vermesi gerekirken, riskler ve zorluklar konusunda farklı bir anlayışa sahip olduğu çok açıktır.
Son 8 yılda durum daha da kötüye gitti. İran'ın milisleri ve nüfuzu sadece Irak’ta değil (2010’da olduğu gibi), Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de ve Gazze’de de arttı. Diğer Arap ülkelerinde ise gizli örgütler üzerinden nüfuzunu artırmaktadır. Nitekim Amr Musa (o gün) ve Alaaddin Hilal (şimdi) Mısır güvenlik birimlerinin 2008'de Hizbullah ile Hamas arasındaki ortak bir organizasyonu ortaya çıkardığını çok iyi biliyorlar.
Süveyş Kanalı'nda kurdukları bir izleme sistemi ile buradan geçen İsrail gemilerini vurmak istiyorlardı. Amr Musa, daha birkaç hafta önce Şarku’l Avsat gazetesinde bir makale yazdı. Makalesinde Arapları Suriye'yi kucaklamaya, topraklarının birliğini ve egemenliği korumak için Türk müdahalesini ve Suriye'nin parçalanmasını önlemeye davet etti. Suriye’nin Arap Birliği'ne döndürülmesi gerektiğini ifade etti.
Musa bu sefer İran müdahalesinden bahsetmedi. Ancak İranlılar kendilerini saklamıyorlar, son günlerde Suriye topraklarında kalmak ve Suriye'yi yeniden inşa etmek için Suriye rejimi ile stratejik bir anlaşma imzaladılar. Hizbullah Genel Sekreteri, daha birkaç gün önce El Meyadin kanalına bir röportaj verdi. Özellikle Suriye'de İran'ın kazandığı başarıları ayrıntılarıyla açıkladı. İdlib, Suriye'nin doğusunda ve kuzeydoğusundaki Türk müttefiklerinin sıkıntılarını gidererek, zaferlerini tamamlayacaklarını ifade etti.
Türkiye, Suriye devletinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kesinlikle tehdit ediyor. Ancak İran, Suriye, Lübnan, Irak, Yemen, Bahreyn vb. alanlarda başka bir şey mi yapıyor?!
İran tehdidinin ‘algılanması’ ve ‘değerlendirilmesi’ konusundaki görüş farklılığı, Mısır veya Mısırlı araştırmacılarla sınırlı değildir. Tahran'la yakın bağlar kuran Katar ve Umman kendilerini tehdit altında hissetmiyorlar. Katar tarafının talebi üzerine Türk askerleri bu ülkede konuşlanmış durumda. Ürdün’ün İran tehdidi ve kapsamı hakkında başka bir değerlendirmeye sahip olduğu söyleniyor. Zira Ürdün’ün tek kaygısı, kendi topraklarında bulunan Suriyeli mültecilerin kendi ülkelerine -elbette oradaki makamlarla işbirliği içinde- geri dönmesi.
Bütün bunlar, İran ve Türklerin ülke ve toplumların güvenliğine yönelik tehditleri karşısında, yaklaşık 10 yıl boyunca hiçbir Arap ortak anlayışının olmadığı anlamına geliyor. Bildiğimiz gibi ve daha da kötüsü, Irak ve Suriye iktidarları ve Lübnan’daki egemen güçler, kendilerini İran’ın bir müttefiki olarak görüyorlar.
Ülkelerinde İranlı veya İran yanlısı milisler var, her istedikleri yapıyorlar ve hiç kimse de onlara mani olamıyor, istedikleri yerleri yıkıyorlar, istedikleri kişileri de yerinden ediyorlar. Yetkililer ise kendi vatandaşlarını dahi bunların zulmünden korumuyor, onların şikâyetlerini dikkate almıyorlar.
Bu gerçekliğin ve koşullarının ortasında Amerikalılar, 8 Arap ülkesine Tahran'ın müdahalelerine karşı askeri veya yarı askeri bir ittifak öneriyorlar. Trump döneminde ABD, İran'la yapılan nükleer anlaşmadan (2015) çıkmış ve bu ülkeye ekonomik, finansal ve petrol ambargosu uygulamıştı. Arap ülkeleri ise kısmen veya tamamen isteyerek ya da istemeyerek bu karara iştirak ettiler. Ve tabii ki Suriye ve Irak hariç (geçici izinle). Ancak ABD, nükleer anlaşmanın yeniden müzakere edilmesini sağlamak, balistik füzelerin üretimini durdurmak, İran’ın Arap ülkelerine müdahale etmesini, terör ve milisleri finanse etmesini önlemek için İran'ı kuşattığı bir esnada askeri kuvvetlerini Suriye'den çekeceğini açıkladı.
İranlılar ve Ruslar, bunu kendileri için bir zafer olarak değerlendirdiler. İsrailliler, kendilerini kendi askerleriyle koruyabileceklerini söylediler. Amerikalı, Avrupalı ve Arap gözlemciler, bu kararı şaşkınlıkla karşıladılar, sorguladılar ve hepsi de çekilmeye karşıydılar. Bazıları bunun savaşın habercisi olduğunu hayal ettiler.
Zira Amerikalıların kendi askerlerini koruyacaklarını düşündüler, bunun delili olarak da Irak’taki Ayn el-Esed Üssü'nde kalmaya devam etmelerini gördüler. Diğerleri, Başkan Trump'ın düşüncesinin tamamen finansal olduğuna, Hatta yeni ittifak teklifinde bile, Arapları askeri ve finansal bir yükün altına girdireceğine inanıyordu.
İran'ın henüz nüfuz edemediği veya hegemonya kuramadığı ülkelerin güvenliğine karşı da gerçek bir tehdit oluşturduğuna dair hiçbir şüphe yoktur. Şu anda her zamankinden daha fazla rahatsızlık vermek istiyor. Çünkü ABD ablukası karşısında bunalmış durumda ve ABD’ye İsrail’e ve Amerika’nın Arap müttefiklerine zarar verebileceğini kanıtlamak istiyor. Bu nedenle sınırların korunması, güvenlik ve istihbarat çalışmalarının yanı sıra, bugün ve gelecekte etkili olacak hava, füze ve deniz savunma kuvvetlerini güçlendirmeye çalışıyor.
ABD tutumları karşısında tereddüt yaşayan kitleler tutarlı ve iyi çalışılmış kararlar bekliyorlar. Bu kitleler, ABD garantilerine ve izlemelerine güvenirlerse heyecanlanabilirler. Savunmanın iki yönü vardır:
ABD tarafından bir türlü gerçekleştiremeyen anlaşma ya da ittifak yönü… Irak, Suriye ve Lübnan gibi İran’ın egemen olduğu Arap ülkelerinde kolektif istişare yoluyla akıllıca hareket etme yönü.
Tüm Araplar, elbette Suriye ve Irak'ın yeniden inşası, yerlerinden olmuş kişilerin geri dönüşü, Türk ve İran askerleri ile İran milislerinin bu ülkeden çıkması ile ilgileniyorlar. Ancak aynı zamanda, 2006 savaşından sonra Lübnan’da yaşananların tekrarlanmaması için çabalamaları gerekir. Arap ülkeleri, Lübnan’da yeniden yapılanma adına İran ordusunun ve milislerin varlığına göz yummuşlardı, sonrasında ise bu varlık sürekli hale gelmişti.
Polonya buluşması, İran'ın Arap dünyasındaki ülkeler ve toplumlara karşı saldırganlığı ile mücadele açısından önemlidir. Ardından yeni adımlar atılabilir. Fakat bu adımlar, Arap bakış açısından ve tutumundan büyük ölçüde etkilendiği gibi ABD'nin netlik içermeyen, güven vermeyen ve istikrarsız politikalarından da etkilenmektedir. Bu Arapların hali ne olacak?!!
TT
Arap ve Amerikaların İran saldırganlığıyla mücadelesi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة