Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Fıkıh ilminde özgürlük... Kavram sorunu

Geçtiğimiz haftaki makalem etrafındaki tartışmalar, kavramların, terminolojinin ve hatta kelimelerin ilk anlamlarının tarihsel dönüşümünü pek de dikkate almadığımızı gösterdi.
Bu, beni, fıkıh usulü hakkında ilk çalışmalar yaptığım döneme, yani neredeyse 40 yıl öncesine götürdü. Fıkıh hocam, kelime ile anlam, genel anlam ile terim anlam, gerçek anlam ile mecazi anlam arasındaki farkları etraflıca izah etmişti. Şimdi o zaman ne öğrendiğimi pek hatırlamıyorum. Ancak hocamın “ilk akla gelen gerçek anlam olabilir” cümlesi zihnimde kalmış. Bu sözün anlamı, her kelimenin gerçek bir anlamı olduğu ve aklımıza gelen ilk anlamın da gerçek anlam olabileceğidir.
O gün öğrendiğim diğer bir husus da akla gelen ilk anlamın zaman geçse de unutulmadığıdır.
Yıllar geçtikçe, dilin bağımsız bir varlık olmadığını, konuşulduğu toplumdaki kültürün bir parçası olduğunu ve -daha önce öğrendiklerimin aksine- kendi kendine anlamlar üretmediğini öğrendim. Anlamları üreten ve her bir kelimeye anlam bakımından taşıyabileceği yeni anlamlar ekleyen toplumdur.
Anlamlar, gerçeklik unsurlarının zihinsel tasviridir; İlişkiler gibi fiziksel, ahlak, bilgi, estetik ve normlar gibi teorik olabilir.
Öyleyse anlam, konuştuğumuzda ifade etmek istediklerimizdir. Kelime, anlamın kabı ya da mektubun zarfıdır. Mektubu taşıyan zarf değil içindeki mektup önemlidir.
Bu girişin ardından, geçtiğimiz hafta yazdığım makaleye dönersek, geleneksek fıkıh literatüründe özgürlük kavramının iki anlamla sınırlandırıldığı belirmiştim: esaret\hapis ve kölelik\kulluk. Bu analiz bazı tartışmalara yol açmış, fıkhı itibarsızlaştırma ve fıkıhçılara bir kusur ve eksiklik atfetme şeklinde algılanmıştır.
Ama mühendis bir arkadaşım Fuad Asiri, dikkatimden kaçan bir hususa dikkat çekti. Özetle, bugün özgürlük kavramına yüklediğimiz anlam önceki dönemlerde mevcut değildi. İngiliz-Rus düşünür İsiya Berlin, her biri farklı bir anlama işaret eden 200 özgürlük tanımını saymıştır. Berlin’in 1958’de ‘Özgürlüğün İki Anlamı’ başlıklı meşhur konferansı, özgürlüğün felsefi tanımında referans bir metin haline gelmiştir. Bu anlam çeşitliliğinin dörtte üçünden fazlası 17. yüzyıl ve sonrasına aittir.
Başka bir deyişle, özgürlük kavramına yüklenen anlamların çoğu geçmişte bilinmemekte ya da yaygın olarak kullanılmamaktaydı. Ancak son üç yüzyıl boyunca insan topluluğunun genel gelişimi bağlamında gelişti ve çeşitlendi.
Bu gerçeklik, –her halükarda- iki önemli noktaya değinmemize mani değildir:
Birincisi: Kanaatim odur ki, tüm insanların, Müslümanların ve diğerlerinin yaşamları üzerindeki etkisine rağmen, Fıkıh ilminin özgürlük kavramını ihmal etmesi, bilimsel eğilimlerden ve felsefeden uzak kalması nedeniyle olmuştur. Özgürlük kavramı büyük normatif değerlerden kabul edilir. Şer’i hükümlerin ve kuralların birçoğunun da temelini oluşturur. Şer’i hükümlerin konulması ve gayelerinin belirlenmesinde zamanın temel bir değişken olduğunu biliyoruz.
İkincisi; Dini bilginin modern akımlarından bağımsız elde edilmesi, genel kültürümüzün sadece geleneksel dil ve kavramlarla ifade edilmesine neden olmuştur. Bu durum, özgürlük gibi önemli kavramlara kuşkuyla yaklaşmamıza neden olmuştur. Bu mesafeli duruşumuzu gerekçelendirme adına da bu kavramaların Batı kaynaklı olduğunu, bizlerin farklı bir anlayışa sahip olduğumuzu iddia ediyoruz. Elbette ki bu düşünce doğru değil.