Prof.Dr. Bilal Sambur
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
TT

​Hakimiyet insanın imtiyazı mı?

İnsan, yeryüzünde iktidar olmanın Allah tarafından kendisine verilen doğal bir hak olmanın ötesinde bir imtiyaz olduğu illüzyonu içindedir. Yeryüzünde iktidar olma imtiyazına sahip olma yanılsaması, insanoğluna her türlü kötülüğü yaptırtmaktadır. İnsan, iktidar olmak uğruna, insanlığa dair ne varsa hepsini tüketebilmekte, yozlaştırabilmektedir.
İktidarın insana verilen ilahi bir imtiyaz olduğu saplantısı ve sapkınlığı, insanı bozan en yıkıcı şer durumundadır. Yeryüzünü fesada ve fitneye götüren dinamik, iktidardan vazgeçmemek ve onu ebediyete kadar kendisine ait bir mülkiyet olduğunu vehmetmektir. Lord Acton’un dediği gibi, iktidar bozmakta, mutlak iktidar ise mutlak bir şekilde bozmaktadır.
Allah, yeryüzünde iktidarı insana vaat etmediği gibi, ona iktidar olma imtiyazı da tanımamıştır. İman ve cihat, insanın yeryüzünde iktidar olmasının araçları değildirler. Allah, insana iman, akıl ve cehdle hukuk ve ahlak içinde yaşama görevi vermiştir. Ahlaklı ve akıllı mümin insanlar olarak yaşama görevi, muktedir olma sapkınlığıyla bir arada bulunamaz. İman ve iktidarı birbiriyle özdeşleştiren bir anlayış, İslami ve insani olmadığı gibi, ahlaki de değildir 
Yeryüzünde iktidar olmanın kendilerine verilmiş bir imtiyaz olduğu saplantısı olan kişilerin, yeryüzünü ateşe verdiklerini, diğer canlılara ve insanlara karşı her türlü vahşeti işleyebildiklerini görebiliyoruz. Ankara’nın ortasında birçok köpeği öldürmeyi kendilerinin doğal imtiyazı gören sapkın ve patolojik kişilerin vahşetini okuyoruz. Kendilerine dava adamı maskesi takanların, her türlü yozlaşmışlık ve düşüklük içinde olduğunu görüyoruz.
İktidar peşinde koşmak, insani ve ahlaki bir dava değildir. İddia ve dava sahibi olma vehmi içinde olma görüntüsü, kişi ve grupların gücü kullanırken yaptıkları karanlık, kirli ve yoz işleri meşrulaştırmamakta ve örtmemektedir.
Hegemonyanın tek amaç haline getirilmesi,  bir dava ve iddia değil, bir saplantı ve illüzyonun patolojik ifadesinden başka bir şey değildir. İnsanın tek davası ve iddiası, ahlaklı insan olmak için sürekli çaba içinde olmaktır. Siyaset, sanat, edebiyat, aile, ticaret, uluslararası ilişkiler dahil her türlü alanda temel ölçü bu alanlarda ne kadar ahlaki ve hukuki davrandığımızdır. Ahlaka, akla ve adalete uygun davranmayanların hakimiyeti kaybettikleri zaman dünyayı ateşe veren çılgınlıklarına şahit olduğumuzda, aslında onların hiçbir zaman bir davaya ve değere sahip olmadığı gerçekliğiyle yüzleşiyoruz. Sudan’da halkın tepkisine rağmen, iktidar olanların bir türlü koltuklarından vazgeçmeyişinin, Cezayir’de yaşlı bir adamın asla makamından indirilemeyişinin ibretlik hikayelerini okuyoruz. İktidarı sarsılmasın diye akla hayale gelmedik oyunlar içinde olan kişilerin,  iktidar için her şeyi kullanabildiklerini ve çürüttüklerini görüyoruz.
Tevhit, Allah adına yeryüzünde mutlak iktidar kurmanın ideolojisi değildir. Tevhit, Allah’a sahih anlamda kul olmak için akılla, ahlakla ve adaletle yaşamaya çalışmaktır. Tevhidi insan olmanın yolu, iktidardan değil, ilimden, imandan ve irfandan geçmektedir. Tevhit, kula kul olmak değil, sadece Allah’a kul olmaktır. Tevhit, insanın insan ve diğer canlılar üzerinde mutlak iktidar kurmasının yolunu kapatmakta, insanın insanı kullanmasını ve diğer canlıları yok etmesini en büyük cahili karanlık saymaktadır.
İslam’ı, iktidar ve hegemonya aracı olarak kullananlar, İslam’ın insanlığa ulaştırmak istediği, ahlak, akıl ve adalet mesajının önünü kapatmakta ve karartmaktadırlar. İnsanın yeryüzünde varoluş amacı, yeryüzünü fesada götürecek bir hegemonya düzeni kurmak değildir. İslam, insanı, yeryüzünü barış yurdu, yani Dar’üs Selam yapmakla görevlendirmiştir. Hayvanların sokak ortalarında öldürüldüğü, her gün birçok canlının soyunun tükendiği, hakimiyet uğruna her türlü cehalet oyununun sergilendiği dünyanın Dar’üs Selam olması mümkün değildir. İslam’ı kendi riyasetlerini meşrulaştıran ve kalıcılaştıran bir araca indirgeyenler, hem İslam’ı, hem insanlığı inkar etmektedirler. Ahlakı, aklı ve adaleti emreden İslam’ı anlamak ve tecrübe etmek için, insanın yeryüzünde hakimiyet kurmak gibi bir imtiyaza sahip olmadığının anlaşılması gerekmektedir.