Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Döviz kara gün içindir

Ömer El-Beşir’in evinde yapılan aramada kara günler için saklamış olduğu birkaç milyon dolar ve avro nakit para bulunmuş. Zeynel Abidin Bin Ali’nin ofisinde bulunan nakit paralar bile bu kadar değildi. Yine Saddam Hüseyin’in oğullarının son günleri yaklaştığında  Merkez Baknası’nden tırlarla taşıdıkları ile daha sonra Kaddafi ve Ali Salih’in taşıdıkları da aynıdır. Hepsinin ortak noktası döviz cinsinden olmalarıdır.
Çünkü onlar rejimlerinin ülkenin para birimini ve can damarını ne hale getirdiğini herkesten çok daha iyi biliyorlardı. Örneğin Libya gibi bir petrol ülkesi sanki kaynaklar yönünden fakir olan yoksul ülkeler gibi sürekli para birimi Dinar’ın değerini düşürüyordu. Sonuç ise hep aynıydı: Liderler saraylarında nakit para sandıkları arasında uyurken, halkları yoksul ve muhtaçtı. Aşağıda zor bir hayat yukarıda ise dövizler hüküm sürmekteydi. Ancak bütün bu birbirine benzeyen rejimlerin benzer bir son yaşamalarını da hiçbir şey engelleyemedi: Bir yolsuzluk denizi üzerinde yüzen lider, ailesi ve maiyeti eninde sonunda bu denizde boğulur.
El-Beşir’i diğerlerinden ayıran tek şey; kendisine kara para aklama suçlamasının yöneltilmiş olmasıdır. Bunun dışında kendisi gibi bütün diktatörler ile aynı ortak noktada buluşmaktadır: Çocuklar, kardeşler, iktidar partisi ve istihbarat müdüründen oluşan bir yolsuzluk çetesi. Mümkünse kardeş ve çocuklar, değilse damat ya da enişteelrden oluşan bir çete.
Kendisi döviz biriktirirken halkına zor bir hayat yaşatanlardan liderlerden biri de eski Tunus Cumhurbaşkanı Bin Ali’ydi. Her ne kadar kendisine karşı başlatılan devrimin sloganı “aç çocuk” olsa da diğer liderlerin aksine Tunus’a makul bir ekonomi bıraktığını belirterek hakkını teslim etmeliyiz. O da bütün diktatörler gibi kendisini çok seviyordu ama halkına da azıcık sevgisi vardı. Onu sahip olduğu en değerli şeyden, özgürlüğünden mahrum etse de ona ilerleme ve istikrar sağlamıştı.
Diğerleri ise sadece kendilerini ve nakit parayı seviyorlardı. Devlet ve ülke sanki onların çiftliği ve mallarıymış gibi davranıyorlardı. Örneğin, Sana’ya ulaşır ulaşmaz Husilerin ilk yaptıkları şey Merkez Bankası’nı işgal etmekti. Ali Abdullah Salih ve bu grup dünyanın en fakir ülkesinden dünya kadar mal ile çıkmışlardı. Ama o da diğerleri ile aynı sonu paylaştı. Mallarına el konulup öldürüldü ve fotoğrafları bütün dünyaya yayıldı.
Mutlu Arap dünyasından buna benzer kareler ardı ardına yayınlanıyor. Sonuncusu olan Ömer El-Beşir’in evinde diğer yabancı para birimleri yanında 6 milyon avro, baston koleksiyonu ile rejim ve düzenin amblemi bulundu.. Sudanlılar, diğer halklarla yoksulluk,alın teri ve ümitsizlik gibi acılarla aynı noktada buluşurken, yarın bir gün kim bilir hangi farklı koleksiyon ve hobilerin fotoğrafları yayınlanacak.
El-Beşir ve Turabi, Carlos ve Bin Ladin’in yardımıyla dünyayı yönetmeyi planlıyorlardı. Kaddafi’nin “Yeşil Kitabı” vardı ve Ebu Nidal’ın yardımına dayanıyordu.Saddam da yine Ebu Nidal’ın yeteneklerine ve kendi kişisel düşüncesine dayanıyordu. Bin Ali ise Tunus ile yetindi. Barışçıl bir şekilde yönetim süresinin uzatılmasını istedi ama halk Buazizi ile birlikte kendisine karşı çıktıklarında zorla iktidarda kalmayı reddetti.
Darbeyle ve zorla iktidardan uzaklaştırılmış olsa da suçlanan kişi devlet başkanı olduğunda kara para aklama suçlaması utanç verici ve iğrençtir. Bu korkunç sonun ardından yayınlanan fotoğraflar ağır, küçük düşürücü ve onur kırıcıdır. Gerçeklerin ortaya çıktığı bu anlar ne kadar da aşağılayıcıdır.