Bu yıl sona erecek olan (2010-2019) Arap on yılı, Araplar için oldukça merhametsizdi. Büyük siyasi fırtınalar ile süpriz bir şekilde başladı ve birinci yarısı 1 milyondan fazla ölü, onun iki katından fazla yaralı ve ondan kat kat daha fazla mülteci ve göçmen, petrol fiyatlarında çöküş ile sona erdi.
Yakıp yıkılan şehirleri ve tarihi değerlendirmek, hesaplamak ise hala zordur. İkinci yarısı ise içerideki yarığı kapatma, kurtarılabilecekleri kurtarma, büyük bir bölümü 21. yüzyılın üçüncü on yılında (2020-2030) yükselecek olan yeni bir yapıyı planlama çabalarına tanıklık etti.
Yeni yüzyıl yaklaşık olarak 20 yıl önce başlamıştı. Dünya, milattan sonra üçüncü bin yıla girişini kutlasa da bu zamansal geçişin anlamı gerçek bir şekilde kavranamadı. Soğuk Savaş ve 3. Sanayi Devrimi’nin başlangıcından itibaren bütün dünya değişiyordu. O zamanlar hiç kimse bir başka dördüncü devrimin kapıda olduğunu bilmiyordu.
Acı gerçek şu ki; Araplar yeni yüzyıla ve bin yıla hazır değillerdi. Daha da tehlikeli olanı ise, hazır olmadıklarını bilmemeleriydi. Gerçekte karar alma organları dünyada yaşanan değişimler konusunda bilgi sahibi değildi. Herhangi bir karar alıcının, bütün dünyada artık yeni sayılmayan o cihazı yani “bilgisayar”ı kişisel olarak kullanabilmesi nadirdi. Yabancı bir dil bilmesi ise çok daha nadirdi.
Öyle ki Arapça’nın kendisi bile büyük bir çöküşe maruz kaldı. Şu anda yer veremeyeceğimiz nedenlerden ötürü dil, insanları ifade edemez bir hale geldi. Gençler ve en bilgili olanlar, sosyal iletişime uygun yeni bir Arapça ve yeni Arap harfleri icat etmeye yöneldi. Bu da elbette siyasilerin bilmedikleri bir başka şeydi. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Arap yazılı basını da çöküş dönemine girmişti. Ama bizim bir farkımız vardı, o da ölme aşamasına gelmiş olan izleme oranlarına rağmen “uydu” kanallarının bu zor görevi yerine getirebileceğine yönelik düşüncenin hakim olmasıdır.
Arapların bağışıklığı zayıfladı ve vücudun tamamı radikal “İslamcı” saldırılarına maruz kaldı. İç savaşlar, büyük çevre ülkeleri tarafından yararlanılmak istenen fırsatlara dönüştü. İran, Arap başkentlerine sızma fırsatını buldu. Türkiye ise Kuzey Irak ve Suriye’de tarihi ve stratejik hakları olduğunu iddia etme fırsatını, tozlu geçmişini geri kazanmak için Sudan’daki “Sevakin” adasına kadar uzanma imkânını buldu.
İsrail sadece barış sürecinden kaçmakla yetinmeyip Filistin bünyesini parçalama sürecini de başlattı. Ne George Bush’un tavsiyeleri onu etkiledi ne de Barack Obama’nın ihanete uğramış barış sürecini devam ettirme çabaları sonuç verdi. Aynı şekilde, ne İbrani devletini fırsattan yararlanma ne de Donald Trump’ı İsrail’in Kudüs ve Golan’ı yutmasına yardım etmekten alıkoyacak hiçbir şey yoktu.
Rusya; ilk adımları Gürcistan ve Ukrayna’da görülen bir cesaretle sonunda Suriye’ye de askeri müdahalede bulundu. Suriye, Rusya için Batı ile arasındaki eski hesapları tasfiye edeceği bir yerdi. Buna ek olarak; Suriye hem Batı hem de Doğu’nun önünde duran yeni bir stratejik hatlardan biriydi. Rusya yeniden; İran, Türkiye, İsrail, Arap ülkeleri ve Çin ile açık kanallara sahip büyük bir devlet haline geldi.
Hiçbir Arap ülkesi bütün bunlara hazır değildi. Bu görev ve zorlukları ile başa çıkabilecek danışmanlar, gözlem ve değerlendirmeler yapan araştırma merkezleri yoktu. Çözünmeyen bağlara sahip bazı tarihi gelenekler ve bu büyük çöküşün karşısında durabilmek için hayatta kalma güdüsüyle yapılan hareketlerden başka bir şey kalmamıştı.
Ama bir şekilde 2015 yılı, karşı saldırı yapmak için bir dönüm noktası oldu. Bu dönüm noktasının işaretleri; merhum Kral Abdullah bin Abdulaziz’in reformlarıyla Suudi Arabistan, BAE, ve Kuveyt’in katkıları ile Müslüman Kardeşler’in tutsaklığından kurtulan Mısır’da görüldü. Yüzleşme, içeride reformlar yaparak, dışarıda ise Şam, Beyrut, Bağdat ve Sana’nın düşmesinin ardından İran’ın egemenlik ve kontrol politikalarını, bölgedeki yayılmasını ve terörü durdurarak ilerledi.
ABD’deki Brandeis Üniversitesi Crown Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nin yayınladığı dergide ekonomi uzmanı Nadir Habib, Suudi Arabistan’ın yüzünü değiştiren 2030 Vizyonu’nun uygulanmaya başlamasıyla, hükümet reformlarında ve kamu iş verimliliğinin artırılmasında başarı kaydedildiğini, birçok kültürel ve sosyal reformun dikkat çekici bir cesaretle gerçekleştirdiğini ifade etti. Dünya Ekonomik Forumu 2018 Raporuna göre ise Suudi Arabistan, 2017 yılına göre rekabet göstergelerinin büyük bir çoğunluğunu iyileştirdi. 2019 yılı içerisinde ise Suudi Arabistan, yıllar sonra ilk defa genel bütçenin fazlalık vereceğini açıkladı.
Doğrusu bu “stratejik değişimleri” gerçekleştirmek; on yılın başından itibaren olağanüstü bir ivme ile ilerleyen bölgedeki çöküş, doğalgaz ve petrol fiyatlarının düşmesi, bölgesel, küresel ve terör güçlerinin vahşi saldırıları karşısında zamanla yarış gibiydi. Bütün bunlar Neom, Aramco vb. bazı dev projeleri ertelemeyi ya da gerçekleşmesini uzun bir zamana yaymayı gerektiren kararları zorunlu kıldı. Uzman Nadir Habib; bu projelerin yüksek maliyeti ve yakın bir dönemde genel bütçeye katkıda bulunabilecek bir geri dönüş sağlayamayacağı için ertelenme kararını bir nevi “bereket” olarak görüyor.
Ancak burada, politikacılar ile teknotratların görüşleri arasında fark vardır. Birinci görüş, zamansal ve stratejik düzeyde daha uzağa bakarken, ikincisi yakın ve sınırlı bir zamansal düzey ile bağlantılıdır. Bunu daha iyi açıklamak istersek şu örneği vermeliyiz; Altın arayışı ile başlayan ve kıtanın tamamının ekonomik ve kültürel olarak sömürüsüyle sonlanan Batı’ya hücum yaşanmasaydı, ABD şu anda ne halde olurdu? Bu yaşanmasaydı, NASA’nın Ay’a ulaşma projeleri, bilimsel, kültürel ve medeni gelişme olmasaydı; ABD, en iyimser değerlendirme ile Atlas Oyanusu kıyısında bir başka Arjantin ya da Pasifik Okyanusu kıyısında bir başka Şili olmaz mıydı?
Bu yılın sona ermesi ile 21. yüzyılın üçüncü on yılı başlayacak. Belki de modern Arap tarihinde bazı Arap ülkeleri, (Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve Kuveyt) ilk kez; kısır geleneksel düşüncenin dışına çıkıp daha önce düşünülmesi mümkün olmayan şeyleri gerçekleştirecekler. Bu tarihsel devrim, devleti bütünüyle ayağa kaldıran, sahip oldukları tüm kaynaklardan yararlanarak her bir ülkenin özel coğrafyasını değiştirirken, bir yandan teröre ve yabancı müdahalelere karşı da şiddetli bir mücadele yürüterek kapsamlı bir vizyon ile silahlanmış olarak yeni on yıla girecek.
İçeride ise; gelecek on yılda yalnızca insan ve maddi zenginliklerin büyüme oranlarında bir artışa şahit olmakla kalınmayacak, aynı zamanda “Arap Baharı” olarak adlandırılan yeni dalgaları içerecek reform, gelişme ve ilerlemeye yönelebilinecek. Şu anda Libya, Sudan ve Cezayir’de bunlar yaşanırken, Irak ve Yemen’e de bunu gerçekleştirmeleri için geniş bir destek veriliyor. Her halükarda kötü zamanlar artık geride kaldı ama en iyisi ise geliyor.
TT
Arapların kayıp on yılı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة