Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Kahire notları: Yüsra ve beraat duası

Kahire’ye ulaştığımda arayacağım dost ve arkadaş listemin başında onun adı yer alıyordu. Ama benim Kahire’ye ulaştığım gün o, yurt dışına gidecekti. Bir hafta sonra döndüğünde otelin restoranında öğle yemeğinde buluşmaya karar verdik. Ama bunu kararlaştırırken Yüsra’nın bulunduğu yerde bir sevgi gösterisi yaşanacağını unutmuşum.
Cuma günü buluştuğumuzda restoran aileler ile doluydu. Çok geçmeden genç erkek ve kızlar mümkün olan en basit kıyafet ile görüşmeye gelmiş olan Mısır’ın ünlü yıldızının etrafını sardılar. En heyecanlı ve samimi olanları da en küçükleriydi. Çok geçmeden bu gruba Çinli garson kızlar da katıldı. Çocukların fotoğraf çektirmek istediklerini görünce onlar da Yüsra ile bir fotoğraf çektirmek istediler.
Küçük bir çocuk iken babam bana çok değerli bir ders vermişti. Bir keresinde babamla birlikte Burç (Şehitler) Meydanı’nda yürürken babamın bir arkadaşı ile karşılaşmıştık. Babam durup arkadaşı ile konuşurken ben de yanında bekledim. Konuşmalarını bitirip her biri kendi yoluna devam ettiğinde babam bana dönerek şöyle dedi: “Bu gibi durumlarda, arkadaşların özel bir şey konuşmak isteyebileceğini göz önüne alarak nezaket gereği biraz uzakta durmalısın.”  O gün bugündür bu dersi hiç unutmadım.
Bu nedenle restorana girdiğimizde, Yüsra karşımızda oturan bir aileye selam verip onunla konuştuğunda ben sadece kısa bir selamla yetindim. Bu aile; güzel bir kadından, Neşeli Günler filmindeki kız çocuklarına benzeyen bir kız çocuğundan ve sportif bir görünüme sahip adamdan oluşuyordu. Bana bu adamı tanıyormuşum gibi gelse de babamın öğrettiği gibi nezaket gereği Yüsra’ya adamın kim olduğunu sormadım. Ama adam ailesi ile birlikte restorandan ayrılmadan kısa bir süre önce Yüsra bana dönerek: “Bu beyefendiye selam vermek istemiyor musun?” diye sordu. Onun kim olduğunu sorduğumda ise herkesin duyabileceği bir sesle bağırdı: “Nasıl yani, Cemal Mübarek’i tanımıyor musun?”
Hemen yerimden kalktım, selam verip ondan özür diledim. Ardından bu karşılaşmayı, daha önce yaşananlar nedeniyle özür dilemek için de bir fırsat olarak gördüğümü söyledim. Ayrıca kendisine, birçok kişinin aksine Tahrir Meydanı günlerinde, Barack Obama’nın yaptığı açıklamanın ve Şeyh Yusuf El-Karadavi’den sonra bile Hüsnü Mübarek’i hiç eleştirmediğimi sadece veraset konusuna karşı çıktığımı, yönetimden bu şekilde ayrılmış olduğu için üzüldüğümü ifade ettim. Kendisine her şey için üzgün olduğumu ve özür dilediğimi söyleyerek ondan babasına en iyi dileklerimi iletmesini rica ettim.
O ise bana büyük bir incelikle: “Hiçbir açıklama yapmanıza gerek yok, biz sizi takip ediyor ve çok takdir ediyoruz” dedi. Ona teşekkür ettim ve kızının çocuksu alnından öperek: “Dedene selamımı senin taşımanı istiyorum. Çünkü senin, torunlarının ve Mısır’ın onun için ne kadar değerli olduğunu biliyoruz” dedim.
Peki, Mısır nedir? Mısır; hücum borusu gibi kornaları olan siyah camlı arabalardan oluşan korteji ve maiyeti olmadan Cemal Mübarek’tir. Nil kıyısında sıradan bir aile yemeği, Yüsra’nın etrafında toplanan ve kendi deyimiyle torunları yaşındaki çocuklardır.
Yüsra’ya yeni projelerini sorduğumda ise bana şu karşılığı verdi: “Sanki benim için yazılmış bir film var. Oynayacağım rol ise dualar dağıttığını hayal eden bir kadın. Dualarla yaşadığım için tam bana göre olduğunu düşünüyorum. Hatta Başkan Mübarek cezaevindeyken ona dualar gönderir, bu duayı okuyun mutlaka cezaevinden kurtulursunuz derdim.”
 Görüşmek üzere...