Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

Sudan: Azıcık umut ve çokça şüphe

Sudan’da insanlar, Askeri Geçiş Konseyi ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında geçiş süreci düzenlemeleri ve iktidarın yapısı konusunda bir anlaşmaya varılmasının ardından ümide kaplıdığı an, bu ümitlerini boşa çıkaran, endişenin geri dönmesini sağlayan gelişmeler yaşanıyor.
Bu gelişmler, ayrıca Askeri Geçiş Konseyi içerisinde bir bölünme olduğu ve gölge birliklerini göstericileri hedef alan saldırılar düzenlemekle görevlendiren, yönetimi devretme sürecini baltalamak isteyen bir kanadın olduğuna yönelik şüpheleri de besliyor.
Askeri Geçiş Konseyi ile ÖDBG’nin iktidarın yapısı ve önerilen 3 meclisin (egemen meclis, bakanlar kurulu ve yasama meclisi) yetkileri konusunda anlaşmaya vardığının açıklanmasının üzerinden çok geçmeden, sokaklara tekrar öfke hakim oldu. Bunun nedeni de geçtiğimiz Pazartesi günü oturma eylemi düzenleyen göstericileri hedef alan ve aralarında üst düzey bir subayın da olduğu 8 kişinin hayatını kaybettiği ve bazılarının ağır olduğu 70’ten fazla kişinin yaralandığı silahlı saldırıdır.
Bu saldırının ardından birçok kişinin, Hızlı Destek Güçleri’ni suçlaması ve oturma eylemi yapan göstericileri taciz etmekten, bazı bölgelerde göstericilere ait barikatları sökmeye çalışmaktan, sonrasında yaşanan ve çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı silahlı saldırıdan sorumlu tutması, ortamın daha da gerilmesine yol açtı.
Askeri Geçiş Konseyi’in gölge birlikleri ve derin devleti suçlması, anlaşılır ama daha sonra aldığı ÖDBG ile müzakereleri 3 gün askıya almaya yönelik kararını anlamak zordur. Konsey’in bilhassa ÖDBG ile geçiş hükümeti ve yetkiler konusunda varılan önemli anlaşmaya engel olmak isteyen güçlere karşı uyardığı bildirisinin ardından, saldırıya karşılık olarak müzakereleri sürdürümekte ısrar etmesi gerekirdi.
Ama Askeri Geçiş Konseyi bunun yerine müzakereleri askıya alan süpriz kararını açıklayarak, müzakerlerin sürdürülmesi için barikatların kaldırılması şartını koşup Hızlı Destek Güçleri’ni destekledi.
Hala birçok engelin ve niyetlere yönelik şüphelerin var olduğu çok açıktır. Özellikle günler önce açıklanmış olan anlaşmanın ayrıntılarının henüz netleştirilmediği göz önüne alındığında,  müzakerecilerin önündeki zorluklar artmaktadır. Müzakereciler anlaşmaya yaklaştıkça bunu istemeyen karşıt güçlerin hareketlenmelerinin artacağını ve yönetimin devredilmesi çabaları çarkına çomak sokmaya çalışacaklarını tahmin edebiliriz.
Göstericileri hedef alan ve müzakarelerin ertlenmesine yol açan saldırı, oluşturulacak herhangi bir yeni geçiş yönetiminin güvenlik alanında önemli sorunlar ile karşı karşıya kalacağına yönelik yeni bir uyarıdır. Güvenlik konusu, bilhassa oturma eylemlerinin sona ermesi ve insanların evlerine, işlerine, okullarına ve üniversitelerine dönmesi, hükümetin miras kalan problemler dağının ve yüksek beklentilerin baskısı altında meydanda tek başına kalmasının ardından öne çıkacak en ciddi tehdit olacaktır.
Buradan yola çıkarak, Askeri Geçiş Konseyi ve ÖDBG’nin şu anda 3 yıl olarak belirlenen geçiş sürecinin ilk 6 ayını silahlı hareketler ile barış görüşmelerine ve çatışmaları bitirmeye tahsis etmek konusunda anlaştıklarını deklare etmelerini garipsediğimi belirtmeliyim. Çünkü bu görev için bundan çok daha fazlasına ihtiyaç olabilir.
Barışı gerçekleştirmek için sadece anlaşmalar imzalamak yeterli değildir. Bunu barış sürecini sahada somut adımlara dönüştürecek, mülteci ve göçmenleri dönmesini sağlayacak, kalkınma ve inşa süreci için planlar hazırlayacak politikaların takip etmesi gerekir. Daha da önemlisi bunun için silahların toplanmasına ve belirli sayıda bir savaşçının düzenli orduya katılımını sağlamaya ve geri kalanının silahsızlandırılıp terhis edilemesine ihtiyaç vardır.
Başat silahlı hareketlerin ÖDBG’nin bir parçası olduğu doğru olsa da bu, silahlı hareketlerin kendi talepleri ve sorunları, bazı liderlerinin de özel emelleri olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Dolayısıyla 6 ay içerisinde bu soruna bir çözüm bulmak zor bir görev olacaktır.
Bu bağlamda sorulması gereken bir soru daha var;
Geçiş sürecinin ilk dönemi silahlı hareketler ile barış görüşmelerine mi yoksa bu süreçte güvenlik ve istikrar konusunda yönetime en büyük tehditi oluşturucak derin devletin çökertilmesine mi tahsis edilmelidir?
Eski devlet başkanı El-Beşir’in devrilmesinden bu yana şikayetlerin büyük bir çoğunluğu, oturma eylemlerini sona erdirmek ve darbeyi başarısızlığa uğratmak için hareket eden, göstericilere karşı silahlı saldırılar düzenleyen, birçok resmi belge ve evrağı imha eden, ülke dışına mal kaçıran, su ve elektrik hizmetlerini engellemeye çalışan derin devlet etrafında odaklanmaktadır.
Bundan daha tehlikeli olanı ise derin devletin, gölge birlikler, halk savunma birlikleri, öğrenci güvenliği vb. oluşumlar ve silahlı milislere sahip olması ve bu gruplara bağlı unsurların hala özgürce insanlar arasında dolaşabiliyor olmasıdır.
Askeri Geçiş Konseyi’nin derin devlete karşı ciddi adımlar atmaması işbirliği hatta eski rejimin önde gelen isimlerini tutuklanmaktan koruduğuna yönelik ciddi şüphelerin doğmasına yol açtı. Eski rejimin üst düzey yöneticilerinden birçoğu tutuklanmadı, bazıları Hartum Uluslararas Havaalanı aracılığıyla yurtdışına kaçarken, bazıları ise hala ülke içerisinde bulunuyor.
Buna bir de kamuoyuna yönelik açıklamalar yayınlamayı sürdüren, Ulusal Kongre Partisi ile El-Beşir rejiminin desteklediği ve 100’den fazla olan küçük partiler gibi eski rejime ait yapıların varlıklarını devam ettiriyor olmalarını ekleyebiliriz.
Askeri Geçiş Konseyi’nin bu partileri diyalog görüşmelerine davet etmesi, devrimi başarısızlığa uğratmak için manevralara ve erteleme oyunlarına başvurduğu ve eski rejimi yeniden üretmek istediğine yönelik geniş eleştirilere maruz kalmasına neden olmuştu.
Derin devletin çökertilmesinin zaman ve yoğun çaba gerektirdiği kesindir. Ama bu durumun gecikmeye de tahammülü yoktur. Peki bu, barış ve silahlı hareketler ile müzakereleri erteleme anlamına mı gelmelidir? Elbette hayır, çünkü Sudan’ın kapsamlı bir kalkınma gerçekleştirebilmesi ve atıl kalan kaynaklarının serbest kalabilmesi için istikrar, barış ve güvenliğin sağlanması, çatışmaların durmasına çok ihtiyacı vardır.
Sorun, geçici hükümetin ne kadar güçlü olursa olsun bütün zamanını barış ve derin devletin çökertilmesi sorunlarını çözmeye tahsis etmesi durumunda geri kalan önemli ve acil sorunlar ile başa çıkamayacak olmasıdır.
Bana göre geçici hükümet, barış görüşmelerinden, savaşların etkilerinden ve silahların toplanmasından sorumlu komisyon, derin devletin tasfiyesinden, çalınan malların geri alınmasından ve eski rejimin sembollerinin ve liderlerinin tutuklanması, yargılanmasından sorumlu komisyon, eski rejimin imzaladığı bütün anlaşmaları gözden geçiren komisyon gibi farklı sorunları çözmekle yetkili özel komisyonlar kurmalıdır.
Bunlara ek olarak, anayasa metnini hazırlamak için geçici yasama meclisi ile birlikte çalışan uzman ve hukukçulardan oluşan bir komisyon, seçim ve siyasi partiler yasalarının da aralarında bulunduğu geçici dönem sonrası düzenlemelerden sorumlu bir komisyon, medyayı düzenleme ve eski rejimin kalıntılarından temizlemekten sorumlu bir komisyon kurulmalıdır.
Bu ve diğer komisyonlar, hükümetin üzerinden büyük bir yükü kaldıracak ve ona bütün çabalarını Sudan’ı içine düştüğü çukurdan çıkarmak, ekonomiyi yeniden inşa etmek ve üretim çarkını harekete geçirmek gibi daha büyük ve ciddi görevlere yönlendirme imkanı verecektir.
Sudan ekonomisi kurtarılmadan geçici hükümetin eline koca bir sıfırdan başka bir şey geçmeyecek ve birçok kişi bu başarısızlığın sonuçlarının sorumluluğunu ona yükleyecektir. Bu da fırsat kollayan, gerekçeler arayan ve pusuda bekleyen komplocu ve açgözlülere yönetimi ele geçirmenin kapısını aralayabilir.