Taif anlaşmasına sığınan ve korkan bir Hizbullah

Taif anlaşmasına sığınan ve korkan bir Hizbullah

Salı, 3 Aralık, 2019 - 13:00
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 

Hizbullah’ın Lübnan Temsilciler Meclisi’ndeki bloğunun Başkanı Muhammed Raad’ın, ulusal mutabakat hükümetinin kurulması çağrısı kapsamında Taif anlaşmasını hatırlaması ilginç. Hükümetin, Lübnan Cumhuriyeti’nin ikinci anayasasının temelini oluşturan bu anlaşmanın mantığına göre kurulmasını istediklerini belirtmesi gerçekten dikkat çekici. Zira Hizbullah genel olarak, eski Başbakan Fuad Sinyora benzeri bir politikacının argümanlarını savunmak içinTaif anlaşmasını referans göstermesi gibi genel olarak katı anayasal kurallar çerçevesinde hareket etmez. Aynı şekilde Taif anlaşması, Hizbullah’ın Lübnan’ı yönetmek için tercih ettiği bir anayasa değil.

Hizbullah, silahı aracılığıyla pratikte birçok kez Taif anlaşmasının maddelerini değiştirdi. Yine 7 Mayıs’ta doğrudan silah kullanarak Taif anlaşmasını yazılı olarak (Doha anlaşması ile) yeniden düzenledi. Temsilciler Meclisi’nin çatısı altında bir milletvekilinin itiraf ettiği gibi –ki çok geçmeden aşırı açıksözlülüğü nedeniyle ihraç edildi- silah gücüyle, engelleme ve dayatmalarla istediği kişiyi cumhurbaşkanı yaptı.

Açıkçası, Raad’ın bu tür açıklamaları karşısında insanın sadece gülesi geliyor. Genellikle kara mizahta olduğu gibi acı bir şekilde gülmek istiyor.

Hizbullah’ın Temsilciler Meclisi’ndeki bloğunun başkanının, Taif’e ilişkin açıklamalarıyla en çok, Cumhurbaşkanı’nın Taif anlaşmasını ve ortaya çıkardığı mekanizmaları özellikle de hükümetin kurulması ile ilintili olanları ihlal eden davranışları çelişiyor. Zira Cumhurbaşkanı Mişel Avn, anayasaya aykırı bir biçimde cumhurbaşkanının hükümeti kurması için bir isim belirlemesi ile sonuçlanması gereken zorunlu meclis istişarelerini başlatmaktan kaçınıyor. Baabda Sarayı’na yerleşmesinden beri birçok konu ve meselede yaptığı gibi zorunlu olan meclis istişareleri ve mekanizmalarını pratikte kurumlar ve yasalar dışında yan siyasi istişarelerle değiştirdi. Bunu yapma amacı ise siyasi güçlerle başbakanın adı, hükümetin biçimi, görevleri, dengeleri ve bakanlıkların dağıtımı üzerinde önceden anlaşmak.

Dolayısıyla ilginç bir denklem ile karşı karşıya bulunuyoruz. Hizbullah, Taif anlaşmasına sığınırken ya da bizi böyle düşünmeye iterken Cumhurbaşkanı bütün gücüyle Taif anlaşması ve mekanizmalarını zayıflatmaya çalışıyor. Oysa her ikisi de yalnızca siyasi kuruluşlar içindeki rakiplerine karşı değil 17 Ekim’den beri kendilerine karşı ayaklanan sokaklara karşı da en güçlü siyasi ittifakı temsil ediyorlar.

Fakat bu ilginç denklem birçok şeyi açıklıyor. Araştırmacıların, Hizbullah’ın anayasa, yasalar ve genel sisteme yönelik pozisyonlarında bir uyum aramasının hiçbir anlamı yok. Çünkü Hizbullah aynı zamanda hem birlikçi hem de ayrılıkçıdır. Bir yandan ideolojist ve mezhepçi diğer yandan  vatanseverdir. Hem bölgede işgalci bir proje kapsamında faaliyet gösteren bir milis gücü hem de ülkesini işgale karşı koruyan direniş gücüdür. Müminlerin ve dindarların koruyucusu ve tam aksidir. Bunun gibi görüntüler çoğaldıkça Hizbullah’ın şu veya bu meseleye ilişkin pozisyonunu şekillendirmede kullandığı argümanlar da çeşitlenir. Anayasal metinler yeterli gelmediğinde popülist söylemlerden yardım alır. Anayasanın işe yaramadığı yerlerde Kur’an-ı Kerim ayetlerine başvurur. Hizmet edilmek istenen kimlik ile kendisini ifade etme araçları arasındaki uçurum daraldığında ise aradığını Hz Hüseyin’in menkıbeleri ve özdeyişlerinde bulur. Kısacası Hizbullah söylemlerini istediği gibi süsler.

Sayın Muhammed Raad’ın, gelecekteki hükümeti tanımlarken Taif’i referans olarak göstermesi, kendisini ulusal mutabakat hükümeti olarak belirlemesinden sadece birkaç gün önce sosyal medya platformlarında birkaç video oldukça popüler oldu. Bu videolarda, Beyrut’un güney banliyösünde olduğu söylenen bir yerde bulunan bir masanın üzerine dizilmiş dolar desteleri görülüyordu. Bu videolar, Hizbullah’ın yerel Lübnan piyasasına yaklaşık 40 milyon dolar pompaladığı ve 60 bin üyesinin maaşlarını ödediğine dair -skandal haberler gibi hızla yayılan- bir haber ile aynı zamana denk geldi. Bundan önce Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da yaptığı açıklamada, Lübnan’ı vuran ve yerli para biriminin dolar karşısında yüzde 20-30 değer kaybetmesine neden olan krize rağmen Hizbullah’ın üyelerinin maaşlarını ödemeye devam edeceğini açıkça belirtmişti.

Böylece sayın Raad, ulusal birlikten söz ederken Hizbullah, kendini diğer Lübnanlılardan ayırdığını göstermiş oldu. Bunu da yalnızca onlardan yetki almadan onlar adına güvenlik, askeri ve siyasi kararlar alarak değil onlar adına aldığı politik kararların sonuçlarından kendisini soyutlayarak yapıyor. Onları yalnız bırakarak, Lübnan’ın yaşamakta olduğu krizin büyük bir bölümünden sorumlu olan bu politikaların bedelini de onlara ödetiyor.

Bu tablonun net olmaması, Hizbullah tarafından abartılması ve üretilmesi, güç iddialarını içermesi çok bir şey değiştirmiyor. Asıl önemli nokta, Hizbullah’ın ayrılıkçı eğilimini doğrulaması ve Lübnan toplumu içinde çok özel bir statüye sahip olduğunu ve bu özelliğini sonsuza kadar sürdürebileceğini varsaydığını göstermesidir.

Ancak kahramanlık öykülerinin bile bir sınırı vardır. Nasrallah’ın maaşların ödeneceği açıklaması, Hizbullah’ı destekleyen ama ondan maaş almayan Lübnanlı Şii çevrelere de olumsuz bir şekilde yansıdı. Bu çevreler, kendilerini Hizbullah’a küsmeden cevaplamaları gereken bir soru karşısında buldular: Lübnan’ın bağımsızlığından bu yana tanık olduğu en şiddetli nakit para, ekonomik ve finansal krizin gölgesinde, Hizbullah’ın üyelerine maaşlarının ödeneceği garantisini vermesiyle Lübnanlı Şiilerin genelinin mali ve ekonomik çıkarları nasıl gerçekleşecek? Hizbullah’ın kendisinin, mevcut krizi, ABD ve İsrail’in dolar aracılığıyla ona boyun eğdirme çabası olarak tanımlamasının ışığında bu soru daha da kritik bir hal alıyor. Zira maaşların ödeneceğini açıklamak ve açıkça bol miktarda nakit paraya sahip olmakla övünmek, bu savaşı sürdürenlere karşı ek bir meydan okuma anlamına gelmiyor mu? Aralarında Şiilerin de olduğu Lübnanlıların ekonomisini daha sert bir şekilde hedef almaları için istedikleri gerekçeyi sağlama anlamına gelmiyor mu?

Hizbullah’ın adeta bir ipten diğerine atlayan cambaz gibi kimi zaman Taif anlaşmasını referans gösteren kimi zamanda ona karşı gelen politikalarının tek yaptığı şey, bu krizi kamufle etmek. Anayasalar genellikle sınırları belli vatanlarda yaşayanları ilgilendirir. Sanal ideolojiler dünyasında yaşayanları ise ne anayasalar ne de başka şeyler ilgilendirir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya