​İran'ın Kuveyt’e şantajı

​İran'ın Kuveyt’e şantajı

Salı, 28 Ocak, 2020 - 10:00
Selman Dusari
Suudi Arabistanlı gazeteci, Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni

Kuveyt gibi İran ile ilişkilerindeki iniş ve çıkışların, kasislerin üstesinden gelen herhangi bir hükümet yoktur. Yine Kuveyt kadar İran terörüne katlanan bir devlet de yoktur. Buna rağmen İran’ın kendisine yönelik doğrudan saldırıları ve kendisini hedef almaya azmettiren çabalarından kaçınamadı. İranlı yetkililerin, Kuveyt’in İran Devrim Muhafızları komutanlarından Kasım Süleymani ve Iraklı Haşdi Şabi örgütünün liderlerinden Ebu Mehdi el-Muhendis’in öldürülme operasyonuna karıştığına yönelik iddiaları, düşman ve dost arasında ayrım yapmayan kibirli politikasının doğal bir yansıması olabilir. İran Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Ali Hacızade, ABD kuvvetlerinin Süleymani’nin öldürülmesinde kullandıkları “MQ-9” insansız hava aracının Kuveyt’teki Ali el-Salem Hava Üssü'nden kalktığını açıkladı. Bu açıklama, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin açık bir ihlali ve net bir kışkırtmaydı. Bunun yanında Tahran’daki rejimin komşuları ile arasındaki güvensizliği artırmak için nasıl hiçbir fırsatı kaçırmadığını da ortaya koydu. Söz konusu komşu, kaynağı İran olan tüm saldırgan davranışlara karşın ilişkileri kesmemeye son derece önem veren Kuveyt olsa da...

İran’ın tutumu, İran-Kuveyt ilişkilerinde tüm bağları koparmamayı, mümkün olduğunca ayakta kalmasını sağlamayı isteyenler ve gözlemciler için süpriz olabilir. Çünkü İran’ın açıklamalarının hedefi netti. Irak sahasını dolduran Şii milis güçlerini Kuveyt’in çıkarlarını hedef almaya teşvik ettiği için aynı zamanda da şoke ediciydi. Özellikle söz konusu milis güçlerin, Süleymani ve el-Muhendis’in öldürüldüğü operasyona katılmış olabilecek herhangi bir tarafı hedef almakla tehdit ettiği göz önüne alınırsa. Diğer yandan İran politikasının derinliklerini araştıranlar ve bilenler için bu tutum hiçbir biçimde şaşırtıcı değildi. Zira Kuveyt, sözgelimi Tahran için özel bir yeri olan ve kesinlikle bunun bedelini çok ağır ödeyen Katar gibi İran’a tamamen boyun eğen bir müttefik olmadı. Nitekim Katar’ın sahip olduğu bu konum, tüm iddialar Süleymani’yi öldüren uçağın ABD’nin Katar’daki el-Adid Hava Üssü'nden kalktığı yönünde olsa da İran’ın kendisine karşı herhangi bir eylemde bulunmamasını sağladı. Dolayısıyla Katar ile Kuveyt arasındaki bu fark, İran’ın Kuveyt’e karşı gerilimi yükseltirken Katar’a göz yummasına neden oldu.

İran’ın Kuveyt’e yönelik bu tehlikeli kışkırtıcı tutumu, diplomasisini nasıl yürüttüğüne dair yüzlerce örnekten yalnızca biridir. İran’a karşı uzlaşıcı bir politika izlenebileceğini, onunla ilişkilerde orta bir yol takip edilebileceğini düşünenler şüphesiz bin kere yanılmaktadır. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi Körfez ülkeleri uzun yıllar boyunca bu politikayı denediler. İran’ın buna verdiği karşılık, daha fazla düşmanlık, bu ülkeleri hedef almak, iç işlerine karışmak ve uyuyan hücrelerini uyandırmak oldu. Devrimini ihraç etmeyi hayal eden İran rejimi, diğer dünya ülkeleri gibi denge ve eşitliğe dayalı ilişkileri tercih etmiyor. Aksine özellikle Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde, müttefiki Katar ile samimi ilişkilerinin gösterdiği gibi daha güçlü ve sesi daha yüksek çıkan taraf olmayı tercih ediyor. Kuveyt bu tür çarpık bir ilişkiyi kabul etmediği için uluslararası ilişkilerin en temel kavramlarına minumum düzeyde saygı duymadan, kendisine yönelik ihlaller ve kötülemeler devam edecek. Nitekim bu, önceki gün Kuveyt Dışişleri Bakan Yardımcısı Halid el-Carallah’ın yaptığı açıklamayı izah etmektedir. Dışişleri Bakanı, ülkesinin İran’ın Kuveyt Büyükelçisi aracılığıyla İran’a gönderdiği ve bu tutuma yönelik memnuniyetsizliğini ve şaşkınlığını dile getirdiği mesaja karşılık İran Dışişleri Bakanlığı’ndan hiçbir yanıt alamadığını belirtmişti.

İran’ın Kuveyt’i şeytanlaştırmaya dönük çabaları, bölgenin yaşadığı gerilimin gölgesinde kendisine karşı kışkırtmalarda bulunması, İran’ın komşularına yönelik politikalarına yeni bir kanıttır. Etrafındaki ülkeleri kaosa sürüklemeden yaşayamadığının delilidir. Övündüğü “direniş ekseni” yalanının, vakit kazanma ve temel hedefi olan bölgesel hegemonya için kullandığı bir başka araç olduğunun ispatıdır. Devrimi ihraç etme düşüncesinden sapmayan ajandasına göre hareket ettiğinin göstergesidir. Nitekim Suudi Arabistan Savunma Bakan Yardımcısı Prens Halid bin Selman son röportajında ülkesinin kalkınmacı Vizyon 2030'a, İran’ın ise 1979 devrimi vizyonuna sahip olduğu sözleriyle bunu özetlemiştir. Bütün bunlardan sonra İran rejiminin bir gün barışçıl bir dost olabileceğine halen inananlar var mı?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya