Son petrol varilinin ardından

Son petrol varilinin ardından

Perşembe, 13 Şubat, 2020 - 07:45
Süleyman Cevdet
Mısırlı araştırmacı yazar

Körfez merkezli el-İttihad gazetesinde, Dr. Cemal Sened Suveydi’nin bu ayın dördünde yayımlanan ‘Petrolden Sonra’ başlıklı makalesini okudum. Söz konusu makale, bu başlık altında okuduğum ilk yayın değildi. Zira son yıllarda bu konu sık sık gündeme geliyordu. Ancak Dr. Cemal gibi ülkesinde ve Körfez’de söz sahibi olan ‘güçlü bir kalem’ tarafından ilk defa bu açıklıkta, ayrıntılı bir şekilde dile getirilmiş oluyordu.

Dubai'de her yıl bu vakitlerde Körfez Hükümetleri Zirvesi düzenlenir. Üç yıl önceki zirvenin konu başlıklarından biri de ‘petrol sonrası’ ekonominin durumuydu. Hatırladığım kadarıyla konu hakkında özetle şunlar söylenmişti:

“Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) topraklarındaki son petrol varilinin 50 yıl sonra çıkarılması öngörülüyor. Bu duruma dair hazırlıklarımızı şimdiden kapsamlı bir şekilde yapıyoruz.”

Körfez ülkeleri ‘petrol sonrasına’ nasıl hazırlanmaktadır? Petrol bittikten sonra bu ülkelerin ekonomisi, söz konusu gelirler olmaksızın güçlü bir şekilde ayakta kalabilecek midir?

BAE hükümetleri, bahsi geçen 50 yıl öncesinde ‘son varilden’ sonraki aşama için ekonomisini nasıl çeşitlendirecek, petrole bağımlı olmayan ne tür kaynaklar oluşturacaktır?

Makalede iki husus özellikle dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, makalenin yazarı geleceğin petrolünün Büyük Veri (Big Data) ekonomisi olduğunu savunuyordu. İkincisi, BAE’nin ‘petrol sonrası’ hazırlıklarını dört kurumla somutlaştırmış olmasıydı. Bu kurumlar Muhammed bin Zayid Yapay Zeka Üniversitesi, Yapay Zeka Bakanlığı, BAE Bilim Konseyi ve Dördüncü Sanayi Devrimi Konseyi’dir. Bu son kurum şüphesiz çağımızın ruhuna hitap etmektedir. Tabii ki ilk üç kurum ‘petrole bağımlı olmayan ekonomi için çok önemlidir ancak bu ‘dördüncü sanayi devrimi’ kurumu, 1970’lerde petrolün yeraltından fışkırması gibi BAE ekonomisinin yeni petrolünü bulmaya adaydır. Petrol bittikten sonra bile, belki de daha canlı olarak akmaya devam edecektir.

Söz konusu makalenin yayınlandığı dönemde Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yapılan açıklamada “Körfez ülkeleri gerekli mali reformları yapmazlarsa sahip oldukları refah, karbon yakıtlardan elde ettikleri gelirlerin azalması ile önümüzdeki 15 yılda tükenebilir” denildi. Her ne kadar uluslararası finans kuruluşları dönemsel olarak bu gibi uyarılarda bulunuyor olsa da ilk defa IMF gibi bir kuruluş somut bir tarih vererek uyarıda bulundu.

Bu bağlamda fonun söyledikleri elbette kutsal değildir ve kesin olarak gerçekleşecek anlamına gelmez. Ancak bu uyarı, BAE yönetiminin makalenin sahibinin de açıkladığı şekliyle konuyu yakından takip ettiğine de kanıt teşkil eder niteliktedir. BAE’nin bu yaklaşımını henüz benimsememiş olan Körfez ülkeleri de bir an önce benzer girişimlerde bulunmalıdır. Zira neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayalı ekonomileri kısa bir süre sonra sürdürülebilir olmaktan çıkacaktır.

Sanırım Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, konumunu elde ettiği günden bu yana bu konunun hassasiyetinin bilincindedir. Nitekim takip ettiği politikalar ve verdiği demeçler, ülkesini ‘petrol sonrasına’ hazırlamak için ciddi çaba sarf ettiğini göstermektedir. Bu siyaseti doğrultusunda örneğin Krallık’taki kamu harcamalarının etkin bir şekilde yapılması ve bütçe açığı verilmemesi üzerinde özenle durmaktadır. Ayrıca Vizyon 2030 bağlamında yaptığı konuşmalarda ülkesinin bu tarihten önce ‘petrolden bağımsızlığını’ kazanmasına yaptığı vurgu da son derece önemlidir.

Son birkaç yılda ekonominin kaynaklarının çeşitlendirilmesi Körfez’deki gündemin başını çekmektedir. İşin ilginç tarafı ekonominin petrole bağımlılığından kurtulmasının ancak petrol gelirleriyle mümkün olabilmesidir. Önemli olan petrolden gelen gelirlerin akıllı bir biçimde doğru sektörlere yönlendirilmesidir.

Suudi Arabistan’ın hazırlıkları diğer Körfez ülkelerine nazaran daha önce başlamıştır. Bu hazırlıklar Kral Abdullah bin Abdülaziz dönemine kadar uzanmaktadır. Krallığın başına geldiği zaman hemen kendi adını taşıyan bir teknoloji üniversitesi kurulması talimatı vermişti. Daha da önemlisi onun döneminde yurt dışına öğrenci gönderme faaliyetleri artış göstermiş, belirli alanlarda yetenekli öğrencilere yüksek burslar verilmişti. Kral Selman bin Abdülaziz de farklı münasebetlerde defalarca bu hususa değinmiş, yurt dışında eğitim gören Suudi gençlerin harcamalarının devlet tarafından finanse edilmesini sağlamıştı. Dolayısıyla petrol yerine eğitim ve öğretime yatırım yapılmaktaydı.

Suudi Arabistan’ın Afrika İşlerinden Sorumlu Bakanı Ahmed Katan, Kahire Büyükelçisi iken Nil Nehri kenarındaki konutunda bir davet vermişti. Bu davette yurt dışında okuyan Suudi öğrencilerin sayısını söylediğinde davetliler şaşkınlıklarını gizleyememişti. Sayıyı şimdi net bir şekilde hatırlamıyorum ancak düşündüğümüzden çok daha yüksekti. Suudi Yüksek Öğretim Kurulu başkan yardımcısı benzer bir konuşmada “Yurt dışında okuyan her Suudi öğrenci ‘geleceğin petrolü’ anlamına gelmektedir” demişti.
Tüm bu verileri makalemizin başına bağlamamız gerekirse şöyle diyebiliriz:

Suudi Arabistan, BAE ve petrole bağımlı her ülkenin geleceğe dair en büyük yatırımı insana olmalıdır. İçeride ya da dışarıda iyi eğitim görmüş gençler çağı yakalayabilir ve ülkelerinin geleceğini sağlıklı bir biçimde şekillendirebilir. Geleceğin petrolü işte bu eğitimli gençlerdir. Şu an petrole sahip ülkeler için de petrole sahip olmayan ülkeler için de bu yargı geçerlidir. Yani doğası gereği petrolü olmayan ülkeler de 50 yıldır petrol üreten ülkeler gibi yatırımlarını eğitime yaparlarsa geleceğin petrolünü elde edebilirler.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya