Mülteci ürkekliği

Mülteci ürkekliği

Cumartesi, 2 Mayıs, 2020 - 07:30

Suriyelilerin iç savaştan dolayı Türkiye’ye akın akın gelmelerinin üzerinden bir iki sene geçtikten sonrasındaydı. İlk günlerin ensar-muhacir benzetmesinin çağrıştırdığı yardım ve merhamet günleri yavaş yavaş geride kalmıştı. Özellikle ırkçı çevrelerin sesi daha yüksek çıkmaya başlamıştı. Demografinin değişmesinden, günün birinde silaha sarılıp Türkiye toprakları üzerinde hak iddia edebileceklerinden dem vuruyorlardı. İnanamayacaksınız, bazılarının Suriyelilerin yerlere sigara izmariti atmalarından bile şikayetçi olduğu günlerdi. Nargile içmeleri, denize girmeleri ciddi ciddi tartışılıyordu dev ekranlarda. Neredeyse “yahu bunlar yemek de yiyorlar” diyeceklerdi. Ama bizim rızkımızı yiyorlar diyenler vardı. Tabi yalan ve maksatlı haberler üzerine ülkenin çeşitli şehirlerinde Suriyelilere ait iş yerlerinin saldırıya uğraması da artık vakayı adiye haline gelmişti. Doğal olarak Suriyeliler de ilk günlerin merhamet atmosferinden farklı bir dünyaya uyandıklarını fark etmeye başlamışlardı. Gerçi bugün bile Suriyeli muhacirlere şefkat ve merhamet gözüyle bakan insanımızın sayısı sözünü ettiğim ırkçı zihniyete sahip olanlardan fazladır ama yine de ırkçıların sayısı ve çıkardıkları gürültü insanları tedirgin etmeye yetiyor.

Yine tedirgin edici günlerin birinde gazeteci Nevzat Çiçek televizyonun birinde programa gelirken yolda bir kaza geçirdiğini anlatıyordu. Programa yetişmek için ters yola girdiğini ve o sırada sonradan Suriyeli olduğu anlaşılan birinin sürdüğü araca çarptığını ve suçun, kusurun tamamen kendisine ait olduğunu söylüyordu. Buna rağmen Suriyeli sürücünün defalarca kendisinden özür dilediğini anlattıktan sonra “Allah kimseyi vatansız bırakmasın” diye de ekliyordu. Bunları dinlerken “mülteci ürkekliği” dediğimi hatırlıyorum.

Sakarya’da bir adam Suriyeli hamile bir kadına tecavüz etmiş, sonra kadınla birlikte yanındaki bir iki yaşlarındaki çocuğunu da öldürmüştü. Avukatların anlattığına göre mahkemede neredeyse “ne olmuş yani, o Suriyeliydi” diyecekmiş. Tanıdığım bazı Suriyelilerin bu olaydan sonra nasıl kabuklarına çekildiklerini, yüzlerine nasıl derin bir ürkekliğin sindiğini görmüştüm.

Geçen gün Suriyeli on yedi yaşındaki Ali’nin sokağa çıkma yasağına uymayarak dışarı çıktığı için polisi görüp kaçarken vurulduğunu okurken işte bu mülteci ürkekliği bir kez daha aklıma geldi. Önce şaşırdım tabi bir insan kaçarken vuruluyorsa normal şartlarda sırtından vurulur. Bu çocuk tam kalbinden, yani cepheden vurulmuştu. Pek inandırıcı gelmiyor ama varsayalım ki polisin verdiği ifade doğrudur. Yani çocuk durup kendisine dönmüş ve o da orucun etkisiyle sendeleyip yere düşmüş ve böylece silah ateş almış. Diyelim ki bu söylenenler doğrudur. Yine de geriye hepimizi derinden sarsan bir “mülteci ürkekliği” kalıyor.

Çünkü bu çocuk Suriye’den kaçarak canını kurtarmıştı. Bu sefer de herhalde kaçarak canını kurtaracağını düşünmüş olmalı. Ama nereden bilecek bu sefer ölüme kaçtığını. Sokağın başında (kör değil) kendisini dört gözle bekleyen bir kurşun olduğunu.

Allah kimseye mülteci ürkekliğine mecbur etmesin.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya